logo

reklam

Ölü Bedenlere Zarar Vermeye Kalkmak


facebook
Mehmet KIZILKAYA
memoeemuh@gmail.com

Ölmüş olan bedenlere işkence çektirmek, üzerinde oynamak…

 

Ey insanoğlu!

 

Ölüm biz insanlar için yokluk değildir; unutmayın ki ölüm daha güzel olan alemlerin kapısıdır. Bilir misiniz toprağın derinliklerine giren bir çekirdeğin, ilk görünüşte öldüğünü, çürüdüğünü ve de yok olduğunu? Lakin bir gerçek vardır ki; daha farklı ve de daha güzel bir hayata geçiş sürecinin başladığı noktadır. Çekirdek olan bir hayatın içerisinden ağaçlık olan ve de meyve veren bir hayata geçişi olduğunu görülmektedir.

 

Ölen insanın da görünüş olarak toprağın altına girdiğini, çürüdüğünü, lakin gerçek olan da kabir ve berzah aleminde daha mükemmel olan bir hayata kavuştuğunu haber edilmiştir.

 

İnsanoğlunun ruhuyla bedeni adeta bir ampulün ve de elektriğin ikilisi gibidir. Ampulün parçalanması ya da patlaması sonucunda elektriğin gitmediği, yok olmadığı ve de sürekli olarak var olmaya devam ediyor. Bizler o elektriği görmezsek de, elektrik hala mevcuttur. İşte insanoğlunda da ölüm gerçekleştiğinde ruh bedenden çıkıyor. Lakin var olmaya devam ediyor. Yüce Yaradan o ruha daha münasip olan, daha güzel olan bir elbise giydirerek, kabir aleminde onun yaşamını devam ettirmektedir.

 

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V);

 

“Kabir hayatının ya Cennet’in bahçelerinden birer bahçe, ya da Cehennem çukurlarından bir çukurdan meydan geldiğini” söylemiştir. Kabir hayatının varlığını ve de nasıl olacağını biz insanoğluna haber vermiştir.

 

İnsanoğlunun bedeni, kendi ruhunun elbisesidir. Elbiseleri çıkardıktan sonra onu kesmenin, onu parçalamanın, ona zarar vermenin, onu yakmanın ve de yıkmanın ya da başka bir şeylerle parçalamanın bizlere bir zararı olmaz. İşte o yüzden ruh bedenden çıktıktan sonra onun elbisesi gibi olan bedene zarar verilse dahi bu zarar ruha asla etki etmez ve de etkilemez. Bundan dolayıdır ki toprağın içerisinde ve de derinliklerinde çürüyen sadece beden olup; ruhun ondan etkilenmediğini bilmemiz gerekir.

 

Hazreti Aişe (r.a) şöyle buyurmuştur:

 

“Ölü olan bedenin kemiklerini kırmak, zarar vermek onu sağ iken zarar vermiş ve de kemiklerini kırmış gibidir.“  Hazreti Aişe (r.a) bu sözüyle günah ciheti ile demek istemiştir.

 

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa da (S.A.V) şöyle buyurmuştur:

 

“Ölünün kemiğini kırmak günah olması itibariyle de tıpkı diri olan birinin kemiklerini kırmak gibidir.” (İbn-i Mace: 1616)

 

Bundan da anlaşılacağı gibi bir insanın ölü bedenine bile işkence yapıldığında ya da herhangi bir zarar verildiğinde sanki sağmış gibi bir durumla karşı karşıyadır.

 

Demek ki insanoğlu çok değerli ve de özel bir varlıktır. Cesedine eziyet etmek, eziyet çektirmek ya da işkence yapmak dinimizce tamamen yasaklanmıştır. Düşman cenazelerine bile zarar vermek bile yasaktır. Bu sebepledir ki “Müsle” denilen, düşman olan kişilerin ölü bedenlerine zarar vermek yasaktır.

 

Bu sebepledir ki bütün rivayetlerde eziyetlerin yapılması, ruhların eziyet görmesi olarak değil de, yapılanların haram olması ve de günah boyutu yönünden hayatta iken zarar verilmesi gibi değerlendirilmesi açısındandır. Bütün rivayetlerde de konulara en iyi şekilde açıklık getirilmiştir.

 

Ölü olan bedenlere işkenceler ve de zulümler yapılmadan saklanılması dileğiyle…

 

Allah’ın selamı üzerinizde olsun.

 

Vesselam!

 

 

“ Mehmet KIZILKAYA “

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Share
568 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

3+6 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Bir anlık ibadet

    29 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Bir anlık ibadet Sevgili Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, bir gün mescid-i şerifte eshabiyle sohbet ediyordu. Az sonra Cebrail aleyhisselam geldi. Bir haber getirmişti Efendimize. Selam verip arzetti: - Ya Resulallah! Ebu Bekir, bu sabah bir ibadet yaptı ki, yetmiş yıllık ibadete bedeldir. Efendimiz bir şey buyurmadılar. Bilal-i Habeşiyi çağırıp; - Ebu Bekir’i çağır, gelsin buyurdular. Hazret-i Bilal; - Baş üstüne ya Resulallah dedi. Ve koşup çaldı kapıyı. Hazret-i Ebu Bekir çıktı kapı...
  • Bunlar Beyt-ül-malındır

    29 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Bunlar Beyt-ül-malındır Bir gün hazret-i Ömer, zekat develerinden, Birinin ardı sıra koşuyordu ki, birden. Gördü hazret-i Ali halifenin halini. Hayret içerisinde sordu şu sualini: (Hayrola nedir bu hal ya emir-el müminin! Ne için koşuyorsun ardından bu devenin?) Buyurdu ki: (Ya Ali, beyt-ül-malın bu deve, Havutunu düşürmüş, kaçıyor başka yere. Tutup da, havutunu vurayım ki ben derhal, Zarara uğramasın zamanımda beyt-ül-mal.) Duydu hazret-i Ali bu sözü Halifeden. Derinden bir “Âh!” çekip, ağladı so...
  • RAMAZAN AYI İFTAR İSRAFI

    27 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    RAMAZAN    AYI     İFTAR    İSRAFI Ramazan ayı bahane,  israf  şahane... Ramazan ayı  israf ayı değildir... Ramazan ayı nefsi terbiye etme ayıdır... Yardımın, paylaşmanın, bölüşmenin  zirve yaptığı; ay olması gerekir... Pahalı ve görkemli iftar  sofraları, yerine; sade ve paylaşmanın esas olduğu  iftar sofraları tercih edilmelidir. Fakirin ve  yoksulun doyurulduğu, ortak ortamlarının paylaşıldığı, yüzünün güldüğü, sofralar; asıl amacın yerine getirildiği sofralardır. Öz budur... Son günlerde, Dünya toplumunun çekmiş olduğu açlık sıkıntıs...
  • Kemiğe yazılan yazı

    27 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Kemiğe yazılan yazı Sa’d bin Ebi Vakkas, Kûfe vilayetine, Vali olup, ev yapmak arzu etti kendine. Arsa bulup, istedi onu satın almayı, Lakin bir mecusiye aitti yarı payı. Çağırıp buyurdu ki: (Bu hisseni bana sat!) Cevaben; (Satmam) dedi mecusi ona fakat. Para verdi ise de değerinden pek fazla, Yanaşmadı mecusi satmaya yine asla. Dediler ki: (Efendim bir mecusi kimseye, Ne lüzum var bu kadar fazla ısrar etmeye. Siz bugün valisiniz, o, mecusi bir kişi, Parasını vererek, bitirin hemen işi.) Mecusi...
UA-36507442-2