logo

NATO, Türkiye, SSCB ve “Ermeni soykırımı” (ANALİZ)

MERCEKHABER ÖZEL/ Bakü’den 

Erivan hanlığı topraklarında kurulan Ermenistan cumhuriyetinde “ermeni soyqırımı” nın anılmasının 100 yıllığı yapılıyor. 50 yıl boyunca (1915-1965 yılları) hiç anılmayan ve birdenbire hatırlanarak, haraykopardılan soykırımına açıklık getirmek zamanıdır. Bunun için “ermeni soyqırımı”nın yarım asırlık bir dönemde unutmasını tarihi gerçeklikleredayanarak analiz etmek yeterlidir.

0

“Ermeni soyqırımı “nın birinci-ilk anımı 1915-1925 yıllarında olabilirdi, ama akla gelmedi. Gerçi “kıyım” taze olmuştu ve ermenilerin bu yıl öncesinde birçok dini ve siyasi tedbirleri keçirilmlşdir. Örneğin: 1916 yılının 23-26 mayıs’ında (yeni tarihle) Petersburg yakınlarındaki Petroqradda “Rusya ermeni kurultayı” yapıldı ki, burada Rusya’nın 60 yerleşim biriminden 150 ermeni temsilcisi çeşitli konularda görüşmeler yaptılar. Kurultayda 97 siyasi-ictimai-təşkilatlardan konuşma yapanlardan hiç kimse 1,5 milyon ermeni’nin öldürülmesinden konuşmadı.

 

1917 yılının mayıs ayının başlarında Erivan kentinde de bir toplantı, böyle diyelim ki, “ermenilerin birinci kurultayı” yapıldı. Onun gündemindeki 10 konudan hiç biri “ermeni soyqırımı” na ait değildi, rapor ve konuşmalarda da bu konuda konuşulmadı (oysa “katliam” olan kurultay yapılan yerlerin ara mesafeleri 25-35 kilometre idi). Diğer bir önlem 6’si ekim 1917 tarihinde Tiflis kentinde oldu. “Ümumerməni kurultayı” işe başladı ve birkaç gün devam yaptı (Tiflis’le “1,5 milyon ermeni kırılan” mesafe 40-45 kilometre uzaklıkta idi). Bu kurultayda da “ermeni soykırımı” konusunda bir kişi bile konuşmadı. Aksine ermeniler gürcü ve azerbaycanlılara karşı bazı talepler öne çektiler. Kurultay temsilcileri ortak bildiri verdilərki, onu Aramais Yerznkyan okudu: “. Ermeniler suse bilmezler ki, Bakü türklere, Tiflis Gürcistan’a kalsın. Ermeni halkı buna izin verilmiş? Demokrasi müsaade etmemelidir ki, Bakü ya Tiflis bir millete nasip olsun bu şehirler başka milletlere de ait olmalıdır. Biz taleplerimizi anlamakla beraber, taleplerimize başarmalıyız”.

 

Bolşevikliğin ermeni kırılmasına “soğuk yaklaşımına” dair başka bir örnek: 1917 yılının ekim ayının sonunda “Kafkasya bolşevik örgütlerinin birinci kurultayı” oldu ve burada da ermeni ulusundan temsilciler katıldı, konuşma yaptılar. . Ama onlardan kimse ermenilere karşı soykırım yapılmasından ve 1,5 milyon ermeni’nin öldürülmesinden konuşmadı. Kafkasya ve Qafqazətrafı bölgelerde aynı dönemlerde milyondan fazla ermeni yaşıyordu ve onun hayli kısmı kırılmış olsaydı bu olaya düşünce bildirmeliydi. “Sağ kalan” bolşevik ermeni əlbətdəki susmazdı.

 

O dönemin basınında da soykırımından yazılır olmamıştır. 1918 yılında Bakü’de prestijli gazete olan “Bakü Sovyeti haberleri” yayınlanıyordu. Bu gazetenin editörü aslen ermeni Anastas Mikoyan idi (o, sonraları SSCB’de en yüksek görevlerde bulundu). Eğer mevcut olan ermenilerin milyondan fazlası kırılsaydı A.Mikoyan bu konuda yazmazdımı? Binada çalışan ermeniler de aynı olguyu gizlətməzdilər.

 

Eğer büyük miktarda ermeni katledilirse, o dönemin basını gerek Avrupa ülkelerinde, gerekse diğer ülkelerde sustu? O yılların gazete sayfalarında bir kez bile ermenilere karşı soykırım olmasından yazılır bulmak mümkün değildir. Arşivlerde tutulan gazeteler araştırılırsa görülür ki, 1960’li yıllara kadar SSCB basınında da 1,5 milyon ermenilerin öldürülmesinden yazılar verilmemiştir. Halbuki SSCB basın sisteminde 10 binden fazla ermeni çalışıyordu ve onlara büyük özgürlük verilmişti.

 

1915-1952 yıllarında (Türkiye NATO’ya katılana kadar) “Spyurkahaylar” da, yani dış ülkelerde yaşayan ermeniler tarafından yayınlanan birçok gazete ve dergilerde da “ermeni soykırımına” ait yazılara rastlanmıyor. Eğer katliam olsa idi, 100’lerle ermeni basında bu konuya ithaf edilmiş yazıların ardı arkası kesilmezdi. Çünkü her ülkede yaşayan ermeni toplumunun kendi gazetesi var ve istedikleri makaleleri yayımlanan edebilirler. Basın özgürlüğü yüksek olan ülkelerde aynı dönemlerde yayınlanan ermeni basınını sıralamayla anlatılanları doğrulamak olur: Lübnan’da “Zartunq” gazetesi; Kıbrıs’ta “Henaran” gazetesi; Fransa’da “Arevelk,” “Arevmudk,” “Paris,” “Vanaser,” “Erivan,” “Abaga” vesaire; Bulgaristan’da “Huys,” “Qarmir lyurer,” “Hayatert,” “Hayeli” vesaire; İtalya’da “Surhandaq”; İran’da “Aravod,” “Alik,” “Ayk” vesaire; Gürcistan’da “Sovetakan Vrastan”; Arjantin’de “Armeniya”, Yercanik” huys”; ABD’de “Asparez,” “Lraber,” “Nor or,” “Hayrenik,” “Baykar,” “Qrunk,” “Hayqaqan lyurer” vesaire; Brezilya’da “Hayasdani dzaynı”; Mısır’da “Arev,” “Qanzasar”; Kanada’da “Abaga,” “Orizon”. Vesaire. Belirtilen basın başka Suriye’de, Irak’ta, Rusya’da ve diğer ülkelerdeki hayli gazete dergilerde da 1960 yılına kadar bir makale bile “ermeni soykırımının” olması konusunda bir daha meqale yazılmamışdır.

 

Ermenilerin yabancı ülkelerde yayın yaptıkları gazete ve dergileri tetkik ve tahlil eden A.Qarinyan yazılarında soykırımına yer ayırmamıştır. A.Qarinyan “Ermeni çeşitli yayınları tarihinden” kitabında “ermeni soyqırımı” na ait fikirlere dokunmamıştır. Artaşeş Qarinyan kitabında yazıyor: “.bizim ermeni sömürgeleri ve mülteci ocaklarına ait hiçbir tarihi analizimiz normal ve geçerli bir kuralda yoktur, sadece makaleler ve tarihi geziler vardır ki, o da basındaki yazılara dayanır”. A. Alpoyacyanın “Ermeni göçmenleri tarihi” kitaplarında da (I cilt 1941, II 1955 ve III, 1961 yılında üçü de Kahire’de yayınlandı) 1,5 milyon ermenilerin türk-kürdlər tarafından öldürülmesinden söz edilmiyor.

 

Bilindiği üzere, dünyanın 30’den fazla ülkesinde ermeniler yaşıyor ve onların örgütlenmelerinin da özgün biçimleri vardır. Yani yerleştikleri ülke kanunlarına uygun olabilecek kurumlar yaratıyor. Yerel yönetim tarafından resmen kayda alınan ve alınmayanların değişik isimde olanlarının sayısı yüzden fazladır. Ermeni topluluklarının organize ettikleri partiler, kuruluşlar, birlikler, sendikalar ve diğer kurumlar da Türkiye NATO’ya üye olana kadar karar ve bildirilerinde “ermeni soyqırımı” na ait bir cümle yazmamıştır. Olgulara başvuralım. Fransa’da “Fransa ermeni gençler birliği” hayli zamandır faaliyet gösteriyor. Onun üyelerinden 28 kişiyi 1958 yılında Moskova’da yapılan Vl Dünya Gençlik festivali’nde yer almış ve 5 kişiyi Erivan’da olmuşlardır (Fransa, SSCB ve Ermenistan SSCB i basınında aydınlatılmıştı). Gençler Paris’teki görüşme ve röportajlarında “ermeni soykırımı” adlı konudan konuşmadılar. Diğer bir olgu: Fransa’da “Ermeni eski askerleri birliği” oluşturulmuştu. Bu örgüte zamanlar I ve II Dünya savaşlarında katılan ermeni askerleri üye olmuşlardır. Faaliyetleri döneminde bu birlik “ermeni soyqırımı” nın adını çekmemiştir. Diğer bir olgu:

 

HOK (Hayastanin Oknutyan Komitet), (“Ermenistan’a Yardım Komitesi”) 1924 yılında Paris’te kuruldu (şubeleri ABD ve Bulgaristan’da da olmuştur). Amaçları Erivan hanlığı topraklarında kurulan Ermenistan’a mali desteği vermek ve ermenileri azerbaycanlılar yaşayan bölgelere aktarmak olmuştur.

 

Bu teşkilatın da olanakları çok olsa da soykırımı hakkında konuşmayı olmamıştır. “Fransa ermenilerinin mavi xac (taşnak) teşkilatı” da, NATO’ya Türkiye üye olana kadar soykırımı ismini çekmemiştir. 1943 yılında ABD’de kurulan “Amerika ermenilerinin Ulusal Konseyi”, 1947 yılında kurulan “Amerika ermenileri ile Ermenistan ilişkilerini pekiştiren Birlik”, “Amerika ermenilerinin öncü birliği”, “Vatanseverler birlikleri” ve bu gibi örgütler 1960’li yıllara kadar bir kelime bile “ermeni soykırımı” konusunda konuya değinmediler. ABD’nin Qlendel kentinde 1956 yılında kurulan “İran ermenileri birliği” de “ermeni soykırımı” olsa idi konuşmayı unutmazdılar. Yüzlerce böyle gerçekleri sıralamak Dünyanın onlarca ülkesinde ermeni kiliseleri mevcuttur ve bazılarının tarihi eskidir. Ateizm (Dinsizlik) SSCB’de hüküm süren dönemlerde yabancı ülkelerdeki grigoryan-ermeni kiliseleri serbest faaliyet gösteriyordu. Ermeni tarihine, geleneklerine ait olan ve istəkdiləri yıldönümlerini belirtebiliriz biliyorlardı.

 

Dini kurumlarda yıl boyunca düzenlenen etkinlikler hakkında dine hizmet veren kişiler mevcut tüzüğe göre raporlar da takdim ediyorlardı. Raporlar çoğu zaman ermeni toplulukları için açıklanıyordu. 1915-1960’li yıllara, yani Türkiye NATO’ya katılana kadar ermeni-grigoryan kiliselerinde yapılan etkinliklere bakın aydın yakından “ermeni soyqırımı” na ait toplantı düzenleyen olmamıştır. Kiliseler tarafından yayınlanan gazetelerde de böyle yazılar yok.

 

“Soyqırımı “nın anımı ancak 1960’li yıllardan sonra başlamıştır.

 

Ermenistan Cumhuriyeti Spyurkahay Komitesi’nin verilerine göre ermeni-grigoryan kiliseleri bünyesinde ve serbest faaliyet gösteren 20’den fazla ülkede akşam, haftalık ve daimi ermeni okulları vardır. Bilindiği üzere, bu okulların ders kitaplarında 1960 yılına kadar ermenilere yapılan soykırım ve 1,5 milyonun kırılmasına ait konular eğitim edilmemiştir. Türkiye NATO’ya katıldıktan ve SSCB ile ABD arasında “soğuk savaş” başladıktan sonra Ermenistan’daki ve yurtdışındaki ermeni okullarındaki birkaç derslerde “ermeni soykırımı” dersleri geçirilmeye başlanmıştır. Daha açık söyleyecek olursak 325 kilometre devlet sınırı olan Türkiye gibi komşu devlete ve türklere ebedi düşman olmak için ermeni okullarında dersler yapılıyor (hatta Afrika cunqlilərindəki aşiretlerde bile terbiye yöntemi yoktur).

 

“Ermeni soqırımı” olsa idi, öyle 1915 yılından itibaren çeşitli kesimlerden olan dünya ermenileri bu hususta konuşurlardı. Yoksa 50 yıl susup, kalıp-yaşamazlardı. SSCB’de yönetimdeki ermeniler danışmasalarda, “Spyurkahay” lardakı səlahət’lı ve olanaklı ermeniler Yarım asır susmazdılar. Avrupa’ya göz atalım. Fransa’da 1920-1941 yıllarında ABD’de 1953 yılına kadar yaşamış, petrol maqnatı-dünyanın en zengin ermenisi Qalust Gülibekyan (İstanbul’da doğdu, sokak ticareti etti, Bakü petrolü sayesinde zenginleşti) ömrü boyunca “ermeni soyqırımı” nın olması cümlesini kullan. O, paralarını Hermitage Romanovlara ait kıymetli eşyaları almaya, Ecmiadzin kilisesini esaslı tamir etmeye, Erivan’da Matenadaranı yapmaya vs. harcamış, hayattayken böyle “soyqırımı” na anıt bırakmamıştır. Bakü petrolünün varlanan-tanınan Mantaşyev de ermeni katliamlarından konuşmamıştır. Türkiye ve NATO’ya karşı “soğuk savaş” döneminde Fransa’da ünlenen ermeni işadamları Qelyan, Manukyan, Alain Mikli, Petrosyanlar, Aslanov (Aslanyan) ve diğerleri “ermeni soyqırımı” nın olmasından 1960 yılına kadar hiçbir şey söylememişler. Fakat o dönemlerde söylemeye olanakları vardı.

 

SSCB’deki ermeni askerleri ve yüksek rütbelileri de bir kelime hatta yurtdışında düzenlenen törenlerde de bu konuda konuşmamışlar. İ.Baqramyan-sovet Birliği Mareşali, SSCB Savunma Bakan yardımcısı, A.Babacanyan-sovet Birliği Kahramanı, SSCB’de en yüksek askeri görevler edinmiş, G. Baqyan-Sovet Birliği Kahramanı General binbaşı. Ve diğerlerine (her üçü Azerbaycan vatandaşları olmuşlar) milletinin 1,5 milyonunun kırılmasından konuşmayı hiç kimse onlara yasak edemezdi. Danişmamışlar ona görəki böyle bir olay olmamıştır. Aksine ermeniler orada yüzbinlerce türk-kürdü katletmiş, sonra Erivan hanlığı topraklarında katliamlar yaptı, toprakları istila etmişler.

 

1926-1946 yıllarında SSCB’de en yüksek görevler tutan (SSCB Komiseri ve Komiser yardımcısı) ve 1947-1964 yıllarında SSCB Bakanlar Kurulu başkanı birinci yardımcısı ermeni A.Mikoyan türk-kürdlər tarafından ermenilerin öldürülmesinden asla bir cümle yazmamış ve konuşmamıştır. 1960 yılına kadar dış ülkelerde SSCB tarafından diplomat olarak çalışmaya gönderilen ermenilerin sayısı yüzlercedir. Onların birçoğu yurtdışındaki büyükelçiliklerde yüksek görev alanlar olmuşlardır. Ama onlardan hiçbiri çalıştıkları ülkelerde “ermeni soyqırımı” nın olmasından konuşmamışlar. Memuar, kitap ve makalelerinde de 1960 yılına kadar bu konudaki görüşleri 50 yıl sonra hatırlanan, ermenilerin derdine ortak çıkan, ülkeler arasında “ermeni soyqırımı” nı ilk kez tanıyan Uruguay hakkında da konuşmak gerekiyor. En önce şunu söylemeliyiz ki, Uruguay parlamenterlerinin bir kişiyi bile karar kabul edilene kadar Türkiye’de ve “1,5 milyon ermeni katledilmiş” arazide olmamıştır. Bu gülünç, gülünç ve başka devletin içişlerine karışan bir karardır. Uzun yıllar parlamento üyesi bir şahıs olarak hakkım ulaşır ki, söylem uruguaylı milletvekilleri bu hareketlerine göre utanç çəkməli’tılar. Neden ermeniler Türkiye’ye komşu İran ve Rusya’dan değil, Uruguay’dan başlamışlar, buna açıklık getirilecektir. Böyle bir soru da ortaya çıkıyor. A.Mikoyan 1964-1965 yıllarında SSCB Yüksek Sovyeti başkanı – Parlamento Sözcüsü ve SSCB’de çok büyük imkan sahibi, yani yönetimde ikinci güç idi. Eğer “ermeni soykırımı” olduğuna ve birçok insan katledilmiş Spiker gibi konuyu milletvekillerinin tartışmasına neden çıkarmadı. Belki de cesaret edemedi? (Parlamenterlerden hayli ermeni akademisyen, başbakan, general, üst düzey yöneticiler vardı, o da nedense soykırım konusunda dingin oturuyordu). 40 yıldan fazla kesintisiz milletvekili olan A.Mikoyan susmadığı gibi ermeni milletvekilleri de dinmedi, zira soykırımı olmamıştı.

 

Siyasete, tarihe, milli konulara, devrim ve savaşlara ait binlerce makalelerin, raporların ve kitapların yazarı olan A.Mikoyanda “ermeni soykırımı” na ait yazılar ve fikirler yok. 1915 yılından 1960’li yıllara kadar “ermeni soykırımı” konusunda hiçbir yabancı ülke parlamentolarında, Sovyetlerin Yüksek Yönetim makamları ve Cumhuriyetlerin Yüksek Sovyet görüş bildiren bile olmamıştı. Ermeni basınında yazılanlara göre ne zamansa faşıst Adolf Hitler (milyonlarca yahudileri imha eden) ermenilerin katledilmesinden kendi rahatsızlığını “Ermeni soykırımı” kampanyası A. Mikoyanın girişimi ve organizasyonu ile 1960 yıllarından başlamıştır ve bunu Erivan hanlığı topraklarında sürekli ikamet eden azeriler tüm detayları ile bilirler. O, kendi milleti için bir noktadan çok ustalıkla kullanabilirdi: NATO yeni kurulmuş, güç topladı; Ona karşı oluşturulan sosyalist ülkelerin Varşova Paktı Örgütü (VMT) askeri, siyasi ve ideolojik mücadelesine başlıyordu; Müslüman ülkesi Türkiye NATO’ya katıldığından dolayı komşu SSCB için tehlikeye dönüştü; Türkiye ABD’yle askeri ve ekonomik anlaşmalar yaptı ve ABD’nin askeri üssünün topraklarında yerleştirilmesine izin verdi; Türkiye güvenli ve güçlenen dünya devleti olarak tanındı, siyasi, ekonomik gelişime doğru hızla ilerledi, kapsamlı avropalaş’dı, demokratik odaklı devletlerle hoşgörü yaratarak demokrasiye doğru yön aldı. SSCB ile resmi ilişkileri olmayan NATO Türkiye’sine askeri güçle direnişe hazırlanmakla paralel olarak siyasal-ideolojik, hədələyici-təhdidedici planlar, sabotaj ve baltalama 1955-1964 yıllarında SSCB Bakanlar Kurulu başkanı’nı Aleme car çekilmeye başlandı. Bu sırada Türkiye ile formalite de olsa anlaşma yapmak “istəyi” yarandı. SSCB ilk kez Türkiye ile “ermeni soykırımı” ilan edildikten sonra “Teknik ve ekonomik ilişkiler kurulması” konusunda görüşmelere başladı ve 1967 yılında sözleşme imzaladı (anlaşma uzun süre kağıt üzerinde kaldı). Fakat SSCB’nin devasa gücünü kullanan mikoyanlar “ermeni soykırımı” maxavikini çalıştırıp, giderek onun Sovyetler çöktü yaptı ve unutuldu. “Ermeni soykırımı” ise hristiyan ülkelerinin parlamentoları tarafından son yıllarda arka arkaya tanınmaya başladı. Uluslararası camiayı yanıltmak, çalkantıya getirmek, telaşa düşürmek ve türklerle bazı milletleri çaxnaşdır’mak için bu kez “spyurkahay” lar işe başladı. Sovyet lideri A.Mikoyanın düşüncesi kendisinin modern biçimini seçti, “ermeni soykırımı” nın yıldönümleri yapıldı, talepler atıldı, Türkiye’den topraklar istenildi. Bu hem onun için edildiki, Azerbaycan’ın 13 ilinin ermeniler tarafından işgali unutulsun ve 1 milyon azerbaycanlı mültecileri unutsun.

 

50 yıl boyunca hatırlanmayan “istirablı günleri” ermeniler NATO’ya katılan Türkiye için icat ettiler, “ermeni soykırımı” isimli uydurma bir ad düşünüldü. Bu ayrılıklar düşürmek içindi, pozuculuğu Kremlin’deki ermeniler kurdular (A.Mikoyan bu çalışmalara kendisinin müdahalesini sürekli gizlemeye Yabancı ülkelerdeki ermeni basınının yazdıklarına göre Güney Amerika’ya ermenilerin ilk gelişi Uruguay’dan başlamıştır. Yavaş yavaş gelen ermeniler Montevideo’nun göre bir sokağında yığcamlaşmış ve az sonra sokağını “Armeniya” adlandırmışlardır. Başkentteki ermeniler, memurlar ve parlamenterlerle yakın ilişki kurmuş, Anayasa yürürlüğe girdikten sonra (1966 yıl) kendi çıkarlarına uygun olarak iş götürebilecek bilmişler. Ülkede hakim din hıristiyanlık (katolisizim) olduğundan “Uruqvayhayer” bundan yararlanabileceği bilmişler. Ülkede resmi dil ispanyolca ve ermeni dili (ermeniler) konusunda yerel nüfusta anlayış zayıftır. Sayıca az olsalarda ve iktidar makamlarında önemli yerler tuta bilmeseler de, Uruguay parlamentosu aracılığıyla politikacıların talimatlarına uya bilmişler.

 

Uruguay’dan sonra “soykırım modayı” YÜZYILIN 90’li yıllarında kendisinin yeni aşamasını başladı. 1998 yılına kadar 4 ülkenin parlamentosu “ermeni soyqırımı” nı tanıdığını ilan etti. Ezilmiş ve çiğnenmiş millet olarak kendilerini tanıtmayı başaran ermeniler birkaç ülke parlamentolarında de amaçlarına ulaşmayı başardılar. “Ermeni soykırımını tanıma kompaniyası “nın hız almasına katkıda bulunan faktörlerden biri de Sovyetlerin dağılması, Ağabeyim Ermenistan’ın bağımsız kalması ve Eçmiadzin kilisesi etki gücünün artması oldu. Altı esaret tarihe sahip Vatikan’ın “ermeni soykırımı” konusunda şimdiye kadar susması, ilk yıllarda değil, on yıllarda değil, yüzü yılında tanıması şaşırtıyor. Yazarlar bolşeviklerin 1921 yılında Uruguay’da yarattıkları Komünist Partisi ile Petersburg’daki Partinin ermeni üyeleri sıkı ilişkide olduğunu belirtiyorlar. Bu ilişkiler sonraki yıllarda daha da gelişti. O dönemin politik çatışmalarını (sosializm-komminizm ve askeri egemenlik yarışını) hatırlarsak konuya daha açıklık oluşur. Moskova’daki ermeni liderleri ve ermenilerden oluşan bolşevik gaziler SSCB’deki türk karşıtı liderlerle birlikte “ermeni soyqırımı” nı icat ederek, iki milleti karşı karşıya bırakan ve ebedi düşmana çevirmek planını kurdular. Okyanus ötesindeki olan, küçük ve SSCB’den oldukça uzak Uruguay’dan başlanması gerek “Ermeni soykırımı” kampanyası başlamadan önce SSCB yönetimindeki ermenilerin talimatı ile Ermenistan’da yaşanan siyasi olaylara göz atalım. Ermenistan Komünist Partisi Merkez Komitesi Bürosu (o zaman birinci sekreter Zarobyan idi -red). 1963 yılında “Ermeni diaspora təşkilatı” nın kurulmasına dair karar verdi. Karara göre 1963 ve 1964 yıllarında Merkez Komitenin bünyesinde özel bir bölüm (şubeden küçük kurum) oluşturuldu. “Yabancı ermenilerle ilişki” sektörü (Merkez Komitenin Propaganda şubesinde faaliyet gösterdi), SSCB’nin ve Komünist Partisinin mevcut olduğu tarihte 14 Sovyet Cumhuriyetleri içerisinde hiçbir Özerk Cumhuriyette böyle bir kurum oluşturulmamıştır. Oysa böyle bir şube veya sektör öncelikle Ukrayna ve Baltık cumhuriyetlerinde yaratılabilir bilirdi. 1964 yılının temmuz ayının 25’inde Erivan kentinde gayri resmi çağrılan konferansta Diaspora teşkilatı kuruldu (önce öğrencilerin sokak yürüyüşüne izin verildi). Burada komitenin üyeleri (başkan Vartqes Hamazaspyan) seçildi ve Tüzüğü onay YÜZYILIN 60’li yılların ortalarında, “soğuk savaş” kızışan zaman, Erivan kentinde “soykırım” a anıt bırakmak da birdenbire hatırlandı. 1964 yılında (Uruguay’ın kararına hazırlık çalışmaları sırasında) gizli şekilde “soykırım abidəsi” nin hazırlanması için ermeni mimarları arasında gayri resmi yarışma ilan edildi, sunulan 70 projeden biri beğenildi. Proje Ermenistan yöneticileri tarafından Kremlin’e yapıldı ve sonra yapılmaya başlandı. İnşaata ait olan mali kaynakları ve diğer konular məxvi şekilde çözüldü. Sovyet döneminde böyle anıtlara onay vermek ve para ayırmak imkansız, çünkü anıtlar Lenin’e ve savaş kahramanlarına Koyuluyordu. “Soykırım” anıtına çekilen harcamaların ve inşaat malzemelerinin kaynakları hiçbir zaman açıklanmamış, devlet belgelerinde kayda düşmemiş, Ermenistan parlamentosu, bakanlıklar ve yerel yönetim kuruluşlarında resmileştirilmiştir. Anıta ayrılan toprak alanı sadece Türkiye sınırına yakın arazi önem verilmişti (aynı yılları Türkiye siyasetçilerinin uyuklayan dönemi desek yanılmayız).

 

Türkiye’ye karşı “Sovyet siyasi diversiyası” nın ermeni yönetimlerinin bazıları hakkında henüz o zamanlar yazılar veriliyordu. Uruguay’a ali erenlerin biri, SSCB’nin Latin Amerika halklarıyla Dayanışma Komitesi başkanı Haçaturov ve “Latin Amerika” dergisi genel yayın yönetmeni Sergo Mikoyan idi (A.Mikoyanın oğlu). A.Mikoyan ve onun evlatları için amerikalıları kommunistləşdirmək ve Amerika kıtasında sosyalizmi yaymak için münbüt ortam yaratılmıştı. Fırsatı elden vermedi, Uruguay’dan da Türkiye’ye “ateş açmak” ermenilere görevlendirilmişti. O zamanlar SSCB’de çıkan “Halklar Dostluğu” dergisinin genel yayın yönetmeninin yardımcısı Ter-Akopov da doğrudan bu işlerle uğraşıyordu. “Amerika’yı sosialistləşdir’mak” talimatı ile beraber ermeniler, milletinin ve kişisel çıkarlarının çıkarlarına uygun olan işlerini çözemediği “Ermeni soykırımı” hem de her iki milleti (türk ve ermenileri) ebedi düşman etmek amacını gütmüştür. N.Xruşşov iktidara gelen gibi “türk karşıtı proqramı” nı ermeni komünistleri ve bazı “spyurkahay” ların ali ile gerçekleştirmekten amacı neydi? Nedense türk siyasetçileri bu sorunun analizine önem vermemişlerdir ve vermiyorlar (ama bu küçük mesele değildir). 50 yıl geçtikten sonra olmayan “ermeni soyqırımı” nı icat etmekte amaç ne oldu? Uruguay temsilcilerine benzer bu konuyu yerinde öğrenmeden “gözüyumulu” gibi diğer parlamentolarda da niye oy vermişler. Peki “ermeni soyqırımı” nı tanıyan ülkelerde Türkiye büyükelçiliği ve büyükelçisi yok muydu? Var idiyse (elbette vardı) onlar bu konuya niye laqeyid yaklaşıyorlardı? Bu büyükelçiler bu yüzden turk halkı qaeşısında niye sorumluluk taşımıyorlar? Çünkü türk’ün geçmişini de ve indisini de ermeniler şərləyirlər. Türk diplomasisinin bu alandaki politikasını qətiyən beğenmek olmaz ve zayıfların zayıfı olarak değerlendirmelidir. Türkiye yöneticilerinin “arşivler açılsın” bəyanatlarıda vaxtıgeçmiş sayılmalıdır. Çünkü ermeniler “yeni arşiv” kurdu, hıristiyan ülkelerini ikna etmeye başlamışlar.

 

1965-1969 yıllarında komünistler tek bir amaç uğruna çalışıyorlardı: Amerika kıtasında komünist ideolojisini yaymak; Sosyalizmi tanıtarak geliştirip, gelecekte ABD’nin sosialistləşdir’ılması için faaliyetlerini birleştirmek ve saire. Bu çalışmalar A.Mikoyanın önderliğinde Xacaturov, S.Mikoyan, Ter-Akopov ve diğer ermeniler tarafından organize edildi, düzenleniyordu. Uruguay’da “ermeni soyqırımı” nı tanımakla ilgili ermenilerin yürüttükleri kampanya ile paralel olarak Küba’da sosyalizm sisteminin temel atma çalışmaları da yapıldı. Küba’dan ABD’ye karşı “soğuk savaş” başladı, nükleer savaş tehlikesi oluştu, SSCB Küba’dan ABD’ye “kas” Amerika kıtası ülkelerinde sosyalist sisteminin oluşturulması programına başkanlık eden A.Mikoyan bazı ülkelere resmi ve gayri resmi ziyaretler de ediyordu. Durum ABD’de altında tuttuğuna göre ABD’ye yakın ülkelerin birinden o, Moskova’ya dönerken, uçağını mecbur etti, askeri havalimanı’na indirmişlerdir (kendisi ve mürettebat rehin tuttu). Diplomatik görüşmelerden sonra, A.Mikoyan SSCB’ye “teslim edildi”. Aynı günlerde A.Mikoyanın karısı da ansızın vefat etti ve cenaze törenine katılamadı. A.Mikoyanın “esir” edilmesinden sonra Amerika kıtası ülkelerinde “sosyalizmi kurmak” ideolojisi yavaş yavaş azalmaya başladı.

 

Sovyet dış politikasının bir yönü de ermeni milliyetçilerinin aracılığıyla NATO’ya üye olan devletlere engeller çıkarmak ve özellikle de Türkiye’ye karşı düşmanlık olmuştur. O dönemde sovyet istihbaratı ellerinden geleni yapıyordu ki, Türkiye’nin içinde karmaşa oluşturulsun. Kremlin’de sorumlu görevlerde 100’den fazla, SSCB Bakanlar Kurulu’nda yüzlerce, Sscb Bakanlık ve Komitelerin her birinde 50-100 kişi, en fazla ise Dışişleri Bakanlığı sisteminde ermeni çalışıyordu. Bu yüzden de ermeni ulusunun çıkarlarını gözeten konuları SSCB döneminde yoluna koymak, Türkiye’ye karşı düşman imajını yaratma imkanı ermenilerde oldukça yüksek idi. Planlanıyordu ki, Amerika kıtasına sosyalizmin ruşeymini yürütmek, “ermeni soyqırımı” nı Uruguay parlamentosu tanıdıktan sonra diğer ülkelere de moda düşürmek ve böylece Türkiye’ye tutarlı siyasi darbe vurmak. Oysa 1915-1923’li yıllarda ermeniler Türkiye’de ve Erivan hanlığı topraklarında sayıca daha fazla insan öldürmüşlerdi. Türkleri ve Türkiye’yi sevmeyen sovyet başkanı N.Xruşşov ermenilerin teklif ettikleri konulara ikiəlli onay veriyordu. Bir gerçeği söylemek gerekir. N.Xruşşovun oğlu Sergey abd’de giderek dan 2000’li yılların başında junalistə röportaj verirken babasını böyle hatırlıyordu: “. Babam hiçbir zaman bizi döyüb-söyməzdi. Öfkesi tutunca söyüşəvəzi “tı turok “-” sen türksün” değil. (röportaj basında yayınlanmıştı).

 

Daha 1958 yılında N.Xruşşov ABD başkanı Eyzenxauerin davetlisi olarak 13 günlük ziyarette bulunduğu (hiçbir ülke başkanı bu kadar uzun sürede yurtdışına ziyaret etmemiştir) ve ABD’nin birkaç devletlerini gezerken resmi görüşlerle birlikte ermeni diasporası üyeleri ile de görüşmüştür. Xruşşov Amerika kıtasındaki ülkelerde “kapitalizmi çökertmek” konusunda görüşlerini ermenilerle müzakere etmiştir. Ermeni diasporası SSCB’ye edecekleri hizmet karşılığında Türkiye’ye etki yönteminin türlerini de onunla anlaşmışlardı. Bu “bazarlaşma” ABD istihbaratına belli olduğundan 1960 yılında BM toplantısına gelen Xruşşovu ABD yetkililerinden kimse karşılamamıştır. Kendini saygısız eden Xruşşov sadece SSCB büyükelçiliği binasında kalacaktır (burada da ermeni diasporası üyeleri ile görüşür). BM kürsüsünde konuşma yapan Xruşşov ABD’ye, NATO’ya ve ona üye olanlara öfkesini bildiriyor. Kendini gülünç duruma koyuyor, ayakkabısı ve yumruklarını çıkış yaptığı anda döverek tekrar tekrar söylüyor: “.biz siz kapitalistleri defin yapacağız”. (onun düşünceleri SSCB’ye komşu, NATO Türkiye’sine daha fazla aitti). Ermeniler hevesle söylenen düşüncelerden yararlanır, “ermeni soykırımı” fikrini canlandırmaya, ona uzun vadeli ve geniş çaplı ömür vermeye temel atıyorlardı. 50 yıl geçtikten sonra ermeni siyasetçilerinin (əliqabarlı ermenilerin yok) bu planlarının bazı detayları belli oldu.  Son zamanlarda ermeni lobisi Uruguay’da yeni “siyasi operasyon” hazırlamıştır. Uruguay’da Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını tanıyacakları hakkında görüşler de dile getiriliyor. Uruguay’ın uysal parlamenterleri habersizdirler ki, Türkiye’nin komşusu Gürcistan “ermeni soyqırımı” nı tanımamıştır ve şimdi de tanımıyor, oysa bu ülke nüfusunun etnik sınırları içinde ermenilerin sayıca üçüncü yeri tutarlar. Fakat Gürcistan parlamentosu “Çerkez halkına karşı soykırımının olduğunu” kanıtlamıştır.

 

Uruguay yüksek yasama organı ve diğer parlamentolar da bilmeli ki, Osmanlı devletinin başka milletlere verdiği haklardan topraklarında yaşayan ermeniler daha fazla yararlanmışlardır. (Baxmayaraqki, iç karışıklıkları yaratıcı ermenilerin kendileri idiler). Ermenilere dini, kültürel ve eğitim çalışmalarına izin vermiş, finans vakfı kurmaya anlaşmıştır. Hatta eğitim için devlet ayrı olarak ermeni çocuklarına kaynak da ayırmıştır. Verilen bu gibi birtakım ayrıcalıklardan bir süre ermeniler sakin ve beceriyle kullanabileceği bilmişler. Böylece ermenilerin refah durumu hayli yükselmiş, türk-osmanlı kültürel yaşam tarzında iyi günler geçirmişler. Bu tarih döneminde ermenilerden 29 general, 22 bakan, 33 milletvekili, 7 büyükelçi, 11 başkonsolos, 41 yüksəkrütbəli devlet memuru olmuştur. Devletçiliğin temel kuruluşlarından sayılan Dışişleri Bakanlığı, Ticaret ve Posta Bakanlığı ve diğer kurumlara ermeni ulusundan olanlar yönetici atanmıştır. Ermenilere barış ve güvenlik içinde uzun süre yaşamaya her türlü ortam yaratan, yönetim yapılarında önemli ve yüksek rütbeleri az nüfuslu millet olan ermenilere güvenen Devlet “soykırım” eder? Veya o toprakta ki, soykırım yapıldı ve olmuşsa, ermeni orada kalıp, yaşayabilir mi? Şu anda Türkiye’de 100 bin kadar ermeni yaşaması (göçmenlerle birlikte) gösteriliyor. Bu rakam son 20 yılda artarak gelip bu noktaya ulaşmıştır. Son yıllarda onbinlerce türk ailelerindeki çocuklara bakıcılık edenler de ermeni kadın. Türk kendi öz evladını ermeni kadınına itibar ediyorsa, demek ermeniyi kendine düşman kabul etmiyor. Ermeni siyasetçilerin “ileri görüşlülüğü” sayesinde millet sözde “ermeni soyqırımı” na esir düşmüştür. Ermeni gençleri ise ulusal düşmanlık azminde eğitilirler. Ermenistan’ın da devlet olarak parazit yaşam tarzında yaşaması, şərbazlıq ve işgalcilikle ilgilenmesi göz qabağındadı.

 

SSCB’nin antinato, türk karşıtı, antiabş politikası sovyetlerle birlikte yok oldu. Fakat 50 yılından sonra hatırlanan, komunistlərdən ermenilere miras kalan “ermeni soykırımı” yaşıyor.

 

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin eski milletvekili Maksim Musayev

Share
1017 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

6+3 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

#

NATO, Türkiye, SSCB ve “Ermeni soykırımı” (ANALİZ)” için 1 yorum

UA-36507442-2