logo

reklam

Na Ehil Şeyhler


facebooktwitter
Mustafa ÇİÇEKLİ
ciceklireklam@hotmail.com

Manen görevlendirilmemiş (nâ ehil) şeyhlerin özellikleri nelerdir?
İsmail Hakkı Bursevî hazretleri Rûhu’l Beyan Tefsiri’nde bu konuda şunları nakleder: Tasavvuf yoluna giren kişinin mürşid-i kâmile olan ihtiyacı; denizde boğulmakta olan kişinin, kendisini boğulmaktan kurtarması için iyi bir yüzücüye olan ihtiyacı gibidir.
Yüzücü, diğerlerini kurtarmak için onların elinden tutar. Yüzücü olduğunu söyleyen kişi, eğer tam iyi yüzme bilmiyorsa, kendisiyle beraber elini tutanların (müridlerinin) hepsi helak olup giderler

Günümüzde mürid olmayan kişiler, şeyhlik iddia etmeye başlamıştır. (İsmail Hakkı Bursevî Hazretleri 18. yüzyılın başlarında yaşamıştır, günümüzdeki durumu kıyas edelim.)

Cahil şeyhler;

İsimlerinin anılmasını,

Şöhretlerinin yayılmasını,

Müritlerinin çok olmasını isterler.

Bu yolda makam, mevki, kabul ve rant elde etmek için gayret sarf ederler.

Bu cahil şeyhler, bu büyük işi (irşad makamını) ve büyük övgüye layık olan (velâyet makamını ve şeyhliği) çocukların oyuncağı ve şeytanın güleceği bir şey hâline getirdiler.

Hatta şeyhlik makamına, miras yoluyla oturmaya başladılar.

Onlardan biri öldüğü zaman, o şeyhin oğlunu, hemen onun makamına oturtuyorlar.

Şeyhliği baba ve dededen alanların tarîkatları; gerçekten bitmiş, nuru sönmüş ve kesilmiştir.

Şeyhlik makamı, maddî bir makam değildir. Şeyhlik makamı, mânevî bir makamdır. Şeyh olmak için bir kişinin önce, evliyâ ve âlim olması lâzımdır. Velâyet makamına eren kişi; ilim, amel, takva ve ihlas ile Allah (c.c.)’a yaklaşır.

Şeyhlik sebebiyle nefsin hazlarını (insanların ilgi ve saygısını) kendisine çeken (ve dünyevî kazanç elde edenler), yeryüzünde Allah (c.c.)’ın şahidleri olan gerçek evliyânın indinde mel’ûndurlar. Çünkü bu kişiler kendilerini, büyük sâdâtın (evliyâullah ve mürşid-i kâmillerin) yerine koydular.

Tasavvufu Alet Ederek Halka Zulmedenler

İnsanların bazıları, tasavvufu alet ederek halka zulmediyorlar. Tasavvufî alet ederek halka zulmedenler, umumiyetle müteşâyihler ve onların câhil sofularıdır.

Müteşâyih Kimdir?
Gerçek olarak evliyâ olmadıkları ve irşâd makamına erişmedikleri halde; evliyâlık ve şeyhlik iddia edenlere “müteşâyih” (yani şeyhlik taslayanlar) denilir.

Müteşâyih, تَفَاعُل “tefâul” babından ism-i fail’dir. Bilindiği üzere, tefâül babının binâsı, çok kişi arasında müşâreket için olduğu gibi; içten olmayan bir şeyi izhâr etmek manasına da gelir.
İlim sâhibi olmayan câhil insanların bilgiçlik taslamalarına “Teâruf-i câhilâne” denildiği gibi, gerçekten, mârifet ehli, evliya, şeyh olmadığı ve hakikî manâda bir ermişliği olmadığı halde, baba ve dedelerinin sâlih insanlar, şeyh veya temiz kişiler olmasını ileri sürerek; kendilerinin de mârifet ehli, ermiş, şeyh veya evliyâ olduğunu iddia edenlere de “Müteşâyih” denir.

Tasavvuf tâbiri olan Müteşâyih, şeyh olmadığı halde şeyh gibi görünen, sahte şeyh, şeyhlik taslayan kişi demektir.

Sadık vicdânî, müteşâyihlerin İslâm dinine verdikleri zararı şöyle beyan etmektedir:

Din-i mûbîn-i ahmed-i mürsel be-bâd dâd
Der sünniyân teşeyyuh der-şia ictihâd

İslâm dinini sünnîlikte teşeyyuh, şiîlikteki içtihâd berbâd etti.

Nâbî (k.s.) Hazretleri müteşâyihler hakkında şöyle buyurmaktadır:
Asırda zındık simâ şeyhler

Müstecabu’d-da’velikte lâf atar.
Gaybtan mansıb verip tâliblere
Aldatıp halkı velâyetler satar.

Müteşâyih’lerin İslâm dinine vermiş olduğu zararı hiçbir din düşmanı vermemiştir.

Din kisvesine bürünüp, saf Müslümaların tertemiz duygularını istismâr eden insanların bu yolda kazanmış oldukları her türlü mal, para ve maddî çıkar, fahişelerin kazançları ile aynı katagoride değerlendirilir.

Merhum Ziyâ Paşa, fuhuş yapılarak kazanılan mal ile din alet edilerek kazanılan para ve mala şöyle lanet okumaktadır:

“Lanet ola ol male ki, tahsiline anın
Ya din ola, ya ırz-u namus ola alet.”

Müteşâyihlerin şerrinden ve fitnelerinden Allâh’a sığınırız!

Sahte Şeyhlerin En Büyük Günahları

Evliyâ olmadığı halde evliyalık, şeyhlik ve mürşidlik iddia eden kişiler;

1- Allâh’a iftira ediyorlar.

Çünkü evliyâ olmadıkları halde evliyâ olduğunu iddia ediyorlar.

2- Müslümânları kandırıyorlar.

Müslümânlar, onları ermiş, evliyâ ve mürşid-i kâmil sanıyorlar. Onlara geliyorlar.

3- Halkın dinî vazifelerini yapmasına mani oluyorlar.

Sahte şeyhlerin çoğu dinen zengin oldukları halde ve kendilerinin zengin olduklarını kendileri de bildikleri halde; halktan zekât ve fıtre gibi mâlî ibâdetleri istismar ediyorlar.
Halktan kendi adlarına zekât ve fıtre topluyorlar.

Bunun büyük bir sakıncası vardır.

Dinen zengin olan bir kişinin zekât alması haramdır. Ona verilen hangi niyetle verilirse verilsin zekât olmaz…

(Hak Dinin Batıl Yorumlarına Cevaplar, MİSVAK NEŞRİYAT, İstanbul, 2014)

Share
109 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

9+1 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Kuvveti kuvvetle sınırlayan/frenleyen yapı: Kuvvetler/Erkler Ayrılığı

    23 Şubat 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    Anayasa değişikliğine dair referandum öncesi sistem tartışması tekrar gündemin en önemli konusu haline geldi. Parlamenter sistem, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi tartışmalarıyla beraber ister istemez “kuvvetler ayrılığı” kavramını da tartışılır oldu. Kuvvetler ayrılığı prensibi Türkiye gibi “Bürokratik Oligarşik Sistemin” hüküm sürdüğü ülkelerde, elbette her daim tartışılan kavramlardandır. Konuya dair 2002’de kaleme aldığım yazının beş yıl aradan sonra tekrar hatırlanmasında fayda görüyorum.. --------------------------------------...
  • ÖĞRETMEN

    21 Şubat 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Nurcan Hanımla Murat bey Güzelce giyinip Esirgeme Yurdu’nun yolunu tuttular. Yetimleri sevindirip onlarlarla vakit geçirmek sevindirmek istiyorlardı Vardıklarında Nurcan Hanım’ın içinde bir heyecan vardı. O heyecanla merdivenleri adım adım çıkarken, öyle bir çığlık koptu ki, duyanların gönlüne yangın oldu. Herkes ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Bir görevliydi bu. Ne yapacağını bilemez bir hâlde, Müdür Bey’in odasına girdi. Bu sırada Murat Beyler de Müdür Bey’in kapısına yaklaşmışlardı. Görevli bayan konuşmakta bile zorlanıyordu. Kekeleyerek s...
  • İnsanlığın Ahlakı Olan (Doğruluk)

    21 Şubat 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    İnsanlığın Ahlakı Olan (Doğruluk)   İnsanlığın ahlakı olan doğruluk, yeryüzünün en güzel dinlerinden olan İslam dinimizin getirdiği olduğu ölçüler noktasında, insanların günahlarıyla beraber kirlenmiş olan gönüllerini tertemiz hale getirmekle beraber, dünya’nın içerisine dalmış olan ruhunu uhrevi olan hayata döndürür. Dünya’yı ahiret hayatına, ahiret’i de dünya hayatına tercih etmeden her ikisini de Cenabı Allah’ın razı olacağı yaşantıya çevirmektedir. Bu sebeple de bizlere sunulmuş olan bu ilkeleri benimsemeli ve hayat düsturu haline get...
  • Tesadüf Delice Bir Düşüncedir!

    21 Şubat 2017 KÖŞE YAZARLARI

      “Evrenin şu anki yapısının tümüyle bir tesadüf eseri olabileceği düşüncesi, tümüyle delice bir düşüncedir. Delilik kavramını argovari bir hakaret niyetiyle değil, tamamen psikolojideki teknik anlamıyla kullanıyorum. Gerçekte bu tür bir düşünce ile şizofrenik düşünce tarzı arasında büyük benzerlikler vardır.” (Karl Stern, Montreal Üniversitesi Psikiyatristi)   Kâinat, derin düşünmemize ve Allah’a yaklaşmamıza vesile olabilecek örneklerden yalnızca biri. Dünya ve uçsuz bucaksız kâinat üzerine düşünen insan, yaratılıştaki ihtişamı ...
UA-36507442-2