logo

Müzakerelerde Neler Oluyor (2/3)


twitter
Prof.Dr.Ata ATUN
ata@kk.tc

Mülkiyet konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2009 yılında kararını açıkladığı Demopulos ve Türkiye Davasında, 35 yıldır KKTC toprakları içinde yer alan Rumlara ait mülkleri kullanan kişilerin, söz konusu süre içinde taşınmazlarla manevi bir bağ kurmaları nedeni ile mülk üzerinde eski mal sahibinden çok daha fazla bir hakka sahip olduklarını belirtmesi gerçekte mülkiyet konusunda nihai kararın söz konusu malın ilk sahibinde değil, son kullanıcısında olduğunu ortaya koymaktadır. Buradaki son kullanıcı tanımı da sadece Kıbrıslı Türkleri değil, vatandaşlığının ne olduğuna bakılmaksızın mülkün koçanına (tapusuna) sahip olan tüm kişileri kapsamaktadır.

Rahmetlik Kurucu Cumhurbaşkanı R. R. Denktaş, onu takiben II. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve II. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu döneminde kazanılmış ve pekiştirilmiş bu haklardan vazgeçmek, arkasından mülkiyet konusunda bir kaosu da beraberinde getirecektir. Özellikle de Rum basınında yer alan “Rumlar bayram ediyor. Türklerin son 41 yıldır üzerinde ısrar ettikleri Global Takas bir kenara bırakıldı, kişisel mülkiyet öne çıktı” haberi, mülkiyet konusunda görüşmeleri boyutları tahmin edilemeyecek bir krize sokarken Cumhurbaşkanı Akıncı’ya verilen desteği ve duyulan güveni de aşağıya çekecektir.

KKTC sınırları içinde var olan Rum mülklerinin 1974 yılındaki toplam alanı 1 milyon 550 bin dönümdür.  Taşınmaz Mal Komisyonu’nun tazminat ödeyerek satın aldığı miktar ve sözde Kıbrıs Cumhuriyetine ait olan araziler bu toplamdan düşülmesi gerekmektedir. Kıbrıslı Türklerin güney Kıbrıs sınırları içinde bıraktıkları mülklerin toplam alanı da 450 bin dönümdür.

III. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu döneminde masaya konulan mülkiyetle ilgili çözüm önerisi “Global Takas” esaslıydı. Öncelikle global takasın yapılması ve güneydeki Türk mallarının Rumlara verilmesi ile kuzeydeki Rumlara ait mülklerin yüzölçümünün 1 milyon 100 bin dönüme indirilmesi, sonra da ikinci adım olarak ara bölgede kalan arazi üzerindeki haklarımızı Rumlara devrederek bakiye alanın beş yüz bin dönüme indirilmesi idi.

Üçüncü adım iki seçenekliydi. Birinci seçenek olarak geri kalan malların parasal olarak tazmini veya da Türkiye’de örneği olan “kentsel dönüşüm” projeleri ile değerleri çok düşük olan güneydeki Türk toprakları üzerine yatırımlar yapılarak değerlerinin yükseltilmesi ve satışından elde edilecek gelirle tazminatın ödenmesi şeklindeydi. Bu çözüm önerisi de BM uzmanlarınca, çağdaş olduğu, Kanada ve Lübnan’da uygulandığı ve en önemlisi de ortaya göçmen sorunu çıkarmayacağı için çok olumlu bulunmuştu.  Rum basının iddia ettiği gibi Mülkiyet sorununun kişisel baz seviyesine indirgenmesi, her iki tarafın da arzu ettiği çözümü elli sene daha ileriye iteceğinden her kes emin olmalıdır. Mülkiyette çözüm kesinlikle global takas ve tazminat olmalıdır sadece.

Çözümün ise, Kıbrıs Rum Yönetiminin AB’ye katılım tarihi olan 1 Mayıs 2004 tarihinden itibaren “AB’nin Birincil Hukuku olması gerektiği” talebimizde ısrarlı olunması gerekmektedir. “AB’nin Birincil Hukuku” deyimi halk dilinde “AB Anayasası” olarak da tanımlanabilir. BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Eide tarafından “Varılacak çözümün “AB

müktesebatına değil, AB prensiplerine uyumlu olacaktır” açıklaması Kıbrıslı Türklerin adadaki varlığını sürdürebilmesi ve çözümün sürekliliği bakımından son derece tehlikeli bir düşünce tarzı ve uygulamadır. Çözümün ertesi günü, Rum mülkü kullanan tüm KKTC vatandaşlarına ve üçüncü ülke vatandaşlarına, mülkün ilk sahipleri tarafından açılacak tazminat davalarının sayısı binleri, belki de on binleri bulacaktır, eğer referanduma sunulacak Çözüm Planı “AB’nin Birincil Hukuku” olarak AB kayıtlarına geçmezse…. (devam edecek)

Ata ATUN e-mail: ata.atun@atun.com veya  ata.atun@gmail.com

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

3 Ağustos 2015

Share
277 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+6 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
  • “Ayaq səsləri”- hər kəsin həyatından bir pay…

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

        “Ayaq səsləri” adlı psixoloji romanın bəlkədə müəllifdən sonra oxuduğu ilk insanam. Roman digər romanlardan fərqli olaraq öz həyat hekayəsi ilə fərqlənir. Hər şey elə müəllifin qeyd etdiyi” Məqsədə çatmaq üçün hər şeyə hazır olmalısan”, kəlməsindən başlayır desəm yanılmaram. Həyatın hər bir üzüylə zaman keçdikcə tanış oluruq. Ən çətin omür fəslimiz qocalıqdır desək yəqinki, bir çoxları məndən inciməz. Bir qadına aşiq olub,onu ömrünün sonuna kimi gözləmək hər sevənin həddi deyil. Elə ordaca illər əvvəl söz verdiyi skmayada əyləşm...
UA-36507442-2