logo

reklam

Müzakerelerde Neler Oluyor (1/3)


twitter
Prof.Dr.Ata ATUN
ata@kk.tc

Akıncı ile Anastasiadis arasında sürmekte olan görüşmeler ve Rum tarafından basınımıza aksayan haberler, özellikle de toprak konusunda varıldığı iddia edilen mutabakat veya da fikir birliği, vatandaşlarımızı bayağı ürkütmüş durumda. Gidişatta bir yanlışlık olduğu kesin. Rum lider Anastasiadis’in kendisi veya da tepki almamak için söyleyemediklerini dile getiren Rum kaynakların yaptıkları açıklamalar, gerçekte iki lider arasında konuşulanları ve görüşülenleri yansıtmadığı gibi, tamamen bilgi çarpıtma amaçlı.

Daha isim konusunda bile anlaşmaya varılabilmiş değilken toprak ve yönetim konusunda nasıl olur da anlaşmaya varılmış anlamak mümkün değil. Sayın Akıncı kurulacak veya da oluşturulacak yeni devletin adının “Birleşik Federal Kıbrıs” olacağını söylerken Anastasiadis bunu yalanlamakta ve devletin adının “Kıbrıs Birleşik Devletleri” olacağını söylemektedir.

İşin ilginç yanı, Anastasiadis, en zor konuların mülkiyet ve devletçiklerin toprak büyüklüğü olduğunu söylerken, BM müktesebatında geçen siyasi eşitliğin temelini oluşturan yönetimden, dönüşümlü başkanlıktan, Bakanlar Kurulu’nun oluşumundan, Meclisten, Senatodan, Meclis ile Senatoda karar alma yönteminden, egemenlikten, vatandaşlıktan, dışta temsiliyetten ve benzeri egemenlik ile yönetimi içeren konulardan hiç bahsetmiyor olması.

Belli ki Rumlar hem kendi vatandaşlarını hem de bizim aramızdaki bazı iyi niyetli kişileri kandırmak peşindeler. BM’nin son 50 yıl içinde geliştirdiği Kıbrıs müktesebatına uygun olarak ve de onlarca kez BM ve Güvenlik Konseyi raporlarına geçmiş şekli ile iki bölgeli, iki toplumlu, siyaseten eşit, politik olarak da eşit haklara sahip iki kurucu devletten -Rumların anladığı şekli ile de eyaletten- oluşan Federal Devletin terk edildiği ve mevcut Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kabuk değiştirerek veya makyaj yaparak oluşacak yeni devlete Kıbrıslı Türklerin katılacağı açıklaması tam bir uydurma gibi. Kıbrıs Türk halkının böylesi bir çözüme “Evet” demesinin mümkün olmadığını Mısır’daki sağır sultan bile bilmekte. Türkiye’nin ise böylesi saçma bir çözümü ağzına bile almayacağı ise herkesin malumu.

Kendi kendilerine gelin güvey olanların bilgilerini tazeleyelim; Adada yüzyıllardır varlığını sürdüren her iki halkın kendi kurucu devletlerinin kimliğini ve varlığını koruması ve bu kurucu devletlerin topraklarının da, içinde yaşayan halkın ekonomik varlığını sürdürebilir boyutta olması gerektiği merhum Cumhurbaşkanımız R. R. Denktaş ile Makarios arasında 1977 yılının ilkbaharında imzalanan I. Doruk Anlaşması’nın 3. Maddesinde yer almaktadır. Bu mutabakatı içeren ortak açıklamanın BM Genel Sekreteri Kurt Waldheim tarafından toplantı sorasında yapılmasından hemen sonra da BM’nin Kıbrıs ilkesi olarak kayda geçmiştir.

O günden sonra da “Kıbrıs Sorunu”nunun çözüm temelinde iki bölgelilik ve bölgelerin üzerinde yaşayan halkın ekonomik varlıklarını sürdürebilir büyüklükte olacağı prensibi değişmez kural olarak yer almaktadır.  Bölgelerin toprak büyüklüğü, I. Doruk Anlaşması’nın içeriğince ve de özellikle 3. Maddesi uyarınca, önce verimlilik ve halkın geçimini sağlayacak büyüklükte ve alt yapıda olmasını, coğrafik olarak devletçiğin güvenliğini sağlayabilir şekilde sınırlarının belirlenmesini ve kıyı yapısı ile uzunluğunun coğrafik konumu ile bağdaşıyor olması kıstaslarını içermektedir.

Bu prensip, BM kararları, BM Genel Sekreteri Raporları ve Güvenlik Konseyi kararları içinde kısaca “iki kesimlilik (Rumlara göre bölgelilik) ve iki toplumluluk” olarak tanımlanmakta, içeriği de her toplumun sınırları belirlenmiş kendi bölgesi içinde mülkiyet ve nüfus çoğunluğuna sahip olacağı ilkesinden oluşmaktadır.

Özellikle de mülkiyet konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2010 yılında kararını açıkladığı Demopulos vs Türkiye Davasında, 35 yıldır KKTC toprakları içinde yer alan Rumlara ait mülkleri kullanan kişilerin, söz konusu süre içinde taşınmazlarla manevi bir bağ kurmaları nedeni ile mülk üzerinde eski mal sahibinden çok daha fazla bir hakka sahip olduklarını belirtmesi gerçekte mülkiyet konusunda nihai kararın söz konusu malın ilk sahibinde değil, son kullanıcısında olduğunu ortaya koymaktadır..… (devam edecek)

Ata ATUN e-mail: ata.atun@atun.com veya  ata.atun@gmail.com

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

31 Temmuz 2015

Share
259 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

2+5 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ASLINDA HEPİMİZİN DÖRT EŞİ VAR

    22 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    ASLINDA HEPİMİZİN DÖRT EŞİ VAR Bir zamanlar büyük ve güçlü bir ülkeyi yöneten bir kral ve dört eşi varmış. Kral en çok dördüncü eşini sever, bir dediğini iki etmez, herşeyin en güzelini ve en iyisini ona verirmiş. Kral üçüncü eşini de çok severmiş. Bu güzelliğin bir gün kendisini terk edebileceğinden korktuğu için onu çok kıskanır ve üzerine titrermiş. Kral ikinci eşini de çok severmiş. Kendisine karşı her zaman iyi ve sabırlı davranan eşi, ne zaman bir derdi olsa daima onu yanında bulunur, sorunun çözümünde ona destek verirmiş. Kraliçe ...
  • Yapılan Köprüler “Deli Dumrul” Köprüsü mü? (!)

    21 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET, SÜRMANŞET

    Hani bir hikâye vardır; zamanın birinde Deli Dumrul isminde biri, bir akarsuyun üzerine köprü yaptırır ve bu köprüden geçenden 5 akçe, geçmeyenden de döve döve zorla 10 akçe alırmış. Şimdi de birileri; “yapılan köprüler gereksiz, zarar ediyor, geçmediğimiz köprünün parasını ödüyoruz, bunlar Deli Dumrul köprüsü” gibi ifadeler kullanmakta… Daha önce Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim Köprüleri için yapılan bu trajı-komik eleştiriler, şimdi de geçtiğimiz günlerde temeli atılan “Çanakkale 1915 Köprüsü” için dile getirilmekte... Yap İşlet Devret...
  • CÖMERTLİĞİN BÖYLESİ

    21 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    CÖMERTLİĞİN BÖYLESİ Bir gün, hazret-i Ebu Bekir ile hazret-i Ali mescid-i şerifte oturuyorlardı. O esnada biri girdi içeri. Ancak hazret-i Ali’yi görünce adamın rengi kaçtı birden. Mahcup bir vaziyette çöküverdi oracığa. Hazret-i Ebu Bekir, merakla hazret-i Ali’ye döndü: - Ya Ali! Şu adamı tanıyor musun? - Evet, tanıyorum. - Seni görünce mahcup oldu. Acaba neden dersin? Aliyyül Mürteza tahmin etmişti: - Bana borcu var. Belki ondandır. Hazret-i Ebu Bekir kalktı ve gitti o adamın yanına: - Hayırdır, neyin var senin? - Yok bir şey ...
  • ÇANAKKALE RUHU CANLI TUTULMALI

    21 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, SÜRMANŞET

    ÇANAKKALE RUHU CANLI TUTULMALI Papatya Yayınlarından Mustafa Turan’ın "Destanlaşan Çanakkale"  kitabında anlatılanlara göre, yıllar önce eğitim sistemimizi incelemek üzere Japonya’dan bir heyet Türkiye’ye gelir. İnceleme tamamlandıktan sonra MEB yetkilileri, Japon heyetinden hiç beklemedikleri bir tepki almıştır. Konuk heyetin, dönemin Başbakanı rahmetli Turgut Özal’ın huzurunda dile getirdikleri acı gerçek şöyledir: “Türk eğitim sisteminde milli ruh yok...” Sonra şöyle devam etmişler: “Biz, eğitime şok testler uygulayarak başlarız. Ön...
UA-36507442-2