logo

reklam

Mülkiyet sorununu çözme çabaları yoğunlaştı


twitter
Prof.Dr.Ata ATUN
ata@kk.tc

1950’li yıllarda uluslararası camianın dikkatini çekecek boyutlara ulaşarak ortaya çıkmış olan Kıbrıs sorununa, her ne kadar 1960 yılında kurulan yapay bir Cumhuriyetle çözüm yoluna gidilmiş ise de çözümün ömrü sadece 3 yıl 4 ay olabildi. Kıbrıs sorununa kalıcı bir çözüm bulma amaçlı olan ve sorunun 2. aşamasını oluşturan bu yöntem,  başladığı gibi bitti. Yerine de daha büyük bir sorun bıraktı.

Kıbrıs sorunu 1963 yılında girdiği üçüncü döneminde içeriği, Kıbrıslı Türklerin ne pahasına olursa olsun canlı kalabilmek, Rumların da adanın tümüne kayıtsız şartsız hâkim olabilmek mücadelesine dönüştü.

10 yıl 7 ay süren bu üçüncü dönem Rumlar için mutlu, sorunsuz, bol paralı, müreffeh bir şekilde geçerken Kıbrıslı Türkler için bir kâbusa dönüştü. Hayatta kalabilmeyi başarmış binlerce Kıbrıslı Türk hayatını ve canını ortaya koyup, yerini, yurdunu, malını, mülkünü, parasını, çeyizini, sermayesini ve geleceklerini kaybederek yaşama tutunmaya çalıştı. Önemli olan tek şey, sadece hayatta kalabilmek ve yaşamlarını sürdürebilmekti Kıbrıslı Türkler için.

1974 Kıbrıs Barış Harekatı ile başlayan Dördüncü dönemde, Kıbrıslı Türklerin yerel dillerinde çok kullandıkları “Bu tekerlek bir gün elbet dönecek” deyimine uygun olarak her şey bir ay gibi çok kısa bir zaman dilimi içinde ters yüz oldu. Binlerce Kıbrıslı Türkü geçmiş 20 yıl içinde eze eze göç etmeye, yerlerini yurtlarını terk etmeye mecbur etmiş olan ve göçmen olmanın ne demek olduğunu bilmeyen casino Rumlar, hayallerinden bile geçirmedikleri bir anda bu ters dönen tekerlek yüzünden yerlerinden yurtlarından oldular ve göçmenliği yaşadılar.  Mal kaybetmenin, mülk kaybetmenin ve de geleceği yitirmenin ne demek olduğunu acı bir şekilde öğrendiler.

Neredeyse 50 yıldır sürmekte olan müzakerelerde her konuya değinildi ancak mülkiyet konusu hep yüzeysel geçiştirildi ve ötelendi. Planlar yapılıp, haritalar çizildiyse de, bir bütünün parçasını oluşturmadığı için sonuç alınamadı.

Mülkiyet sorunu kökünden halledilmediği müddetçe Kıbrıs sorununun çözülemeyeceğini, yıllardır işin içinde olan ve Kıbrıs sorununa birebir müdahil konumda bulunan Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği ile birlikte Kıbrıslı Rumlar ve biz Kıbrıslı Türkler de nihayet anlamış bulunmaktayız.

Kıbrıs sorununun en can alıcı noktası mülkiyet sorunu. Tüm taraflar bunun farkında. Tüm taraflar derken, direkt ve endirekt Kıbrıs konusunda taraftar olan devletleri ve kurumları kastediyorum.

Şimdi başta ABD olmak üzere BM ve AB’deki tüm düşünürler ve stratejistler, öyle bir çözüm bulmaya çalışıyorlar ki, bu çözümden hem Rumlar hem de Türkleri memnun kalsınlar ve beklentileri karşılansın. Ve aynı zamanda da BM’nin 50 yıllık Kıbrıs müktesebatına uysun, her devleti oluşturan halk, nüfus ve mülkiyet konusunda kendi devletleri içinde tercihli çoğunluğa yani yüzde 75-80 çoğunluğa sahip olsunlar.

Bir taraftan kulağa hoş gelen bu çözüm şekli, diğer taraftan sihirbazlık yapmaya benzese de, söylenenlerden, yazılanlardan ve de kulağa gelenlerden mülkiyet konusunda tarafları karşılıklı memnun edecek bir sonuca ulaşılmasına çok az kaldığı anlaşılıyor,

Mülkiyet konusunun gidişatı, şu aşamada farklı bir kulvara girdi. Rumları kuzeydeki malları karşılığında tazminat alarak taşınmazlarını Türklere yasal yollardan devredeceklerine ikna ettikten sonra ödenecek olan paranın bir kısmını doğalgazdan, bir kısmını bağışçılardan ve geri kalan kısmının da malı kullanandan almanın alt zemini hazırlanmaya başlandı. KKTC sınırları içinde elinde Rum malı tutan illaki bir şeyler ödeyecek ve malın yasal sahibi olacak. Geri kalan miktarın bir kısmı bağışçılardan alınacak, bir kısmı olası gazdan elde edilecek gelir ile ödenecek, son dilimi de Rumlara satılacak “su”dan elde edilecek.

Vaziyet aynen böyle…  Hayır mı, şer mi, olduğunu da zaman gösterecek.

Ata ATUN

13 Kasım 2015

Share
740 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

8+8 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Kemiğe yazılan yazı

    27 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Kemiğe yazılan yazı Sa’d bin Ebi Vakkas, Kûfe vilayetine, Vali olup, ev yapmak arzu etti kendine. Arsa bulup, istedi onu satın almayı, Lakin bir mecusiye aitti yarı payı. Çağırıp buyurdu ki: (Bu hisseni bana sat!) Cevaben; (Satmam) dedi mecusi ona fakat. Para verdi ise de değerinden pek fazla, Yanaşmadı mecusi satmaya yine asla. Dediler ki: (Efendim bir mecusi kimseye, Ne lüzum var bu kadar fazla ısrar etmeye. Siz bugün valisiniz, o, mecusi bir kişi, Parasını vererek, bitirin hemen işi.) Mecusi...
  • Ağlayıp âh ederdi

    25 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Ağlayıp âh ederdi Hazret-i Ebu Bekir dünyadan göçtüğünde, Cümle eshab ağlayıp, yaş döktüler o günde. Hep ağlama sesleri, kapladı ortalığı. Zira Resulullahın, O idi dert ortağı. O günlerde eshabtan, birkaç kişi geldiler. Muhterem zevcesini taziye eylediler. Ve ona dediler ki: (Hazret-i Ebu Bekri, Biz iyi tanıyoruz çoktu faziletleri. Lakin bunlardan ayrı, bizim bilmediğimiz, Varsa bazı halleri, bize söyler misiniz? Gündüz yaptığı işler, malumdur biz eshaba. Ve lakin geceleri ne yapardı acaba?) Onların bu şekilde sualine c...
  • Kürtler bağımsızlık ve tanınma istiyor, ya Biz?

    25 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    Bu referandumun yapılabilmesi için öncelikle bağımsız bir “Seçim Kurulu'nun oluşturulması olmazsa olmaz bir uluslararası kural. Bu yapılmazsa oylama “Diktatörlük” veya da “Dernek Seçimi” olarak addediliyor. Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani geçmiş aylarda yaptığı açıklamada “Kürt halkı için referandum yolu ile gelecekleri hakkında vermenin zamanı gelmiştir ve ortam da uygundur” diyerek, Kürtlerin gelecekleri konusunda karar verme zamanının geldiğini uluslararası kamuoyuna işittirmişti. DEAŞ´ın karşı çıkmasına ve IKBY b...
  • Güneş durdu yerinde

    24 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Güneş durdu yerinde Şam şehrinde medfun Evliyadan Seyyid Muslihiddin Efendi ”rahmetullahi aleyh“, bir gün Peygamber efendimiz aleyhisselamdan bahsederken şunu anlattı sevdiklerine: Peygamber efendimiz bir gün evlerinde otururken hazret-i Ali de “radıyallahü teâlâ anh” yanlarındaydı. O esnada Cebrail aleyhisselam bir vahiy getirdi. Efendimiz aleyhisselam, vahyin ağırlığından mübarek başlarını hazret-i Ali’nin dizine koydular. Vakit, ikindiyle akşam arasıydı. Ve güneş batana kadar kaldıramadılar başlarını. ...
UA-36507442-2