logo

MAREV SEÇİMİ ÜZERİNE


facebook
Müslüm AKTÜRK
muslumakturk@hotmail.com

MAREV’de, önümüzdeki üç yılın yol haritasını belirleyecek yeni yönetim göreve başladı, başta Mardinliler olmak üzere bütün ülkemize hayırlı, uğurlu olsun.

MAREV’in saygınlığı kongresine de yansıdı. Ülkemizdeki geleneksel kavgalı, gürültülü genel kurulların aksine MAREV’in kongresinde centilmenlik örneği sergilendi. Bir-iki nüans dışında, salonda bulunan herkes birbirine karşı gayet ölçülü davrandı, saygıda kusur etmedi. Beklenildiği gibi Haluk Eldem’in listesi MAREV’in yönetimini üstlendi…

İki sürpriz yaşandı olağan genel kurul toplantısında. Birincisi; Aydın Ayaydın’ın önerisiyle MAREV Ankara Şube Başkanı İbrahim Aysoy’un Yönetmenler Kurulu Başkanlığı görevine seçilmesi, ikinci sürpriz ise Numan Yedikardeş’in liste çıkarması oldu. İki gelişme de toplantı sürecinde iyi yönetildi ve oylanarak sonuca vardırıldı. Tabii ki birinci sürpriz nedeniyle Masum Türker’in Yönetmenler Kurulu Başkanlığı bir sonraki seçime kaldı…

İSTİŞARE YAPMALIYIZ

Eski Bakan Masum Türker’den bahsetmişken onun toplantıda söylediklerine de dikkat çekmek istiyorum: “Aykırı ses çıkarmamalı, ayrışmak olmamalı. Diğer vakıflar bir-iki kişinin hegemonyasında iken MAREV’de durum çok farklı. Ancak MAREV’i daha iyi yere getirmek için çalışmalıyız, istişare yapmalıyız. MAREV’i, kendi çıkarımızdan üstün tutmalıyız.”

Bu cümlenin altında bütün Mardinlilerin imzası olması lazım…

MÜZMİN MUHALEFET

Kongrede dikkatimi çeken bir başka konu da Haluk Bey’in “müzmin muhalefet” tepkisiydi. Kim olduklarını söylemedi ama sürekli muhalif olanlar yüzünden vakfın zaman zaman zarar gördüğünü anlattı. Mesela; Fehmi Tahincioğlu, hak etmediği eleştiriler yüzünden görevi bırakmak istemiş… MAREV’in Ataşehir Finans Merkezi’nde çok hesaplı, neredeyse rayiç bedelinin yarısı fiyata alacağı mülk, yine bir takım dedikodular yüzünden gerçekleşmemiş…

AVRUPA YAKASI

Kaçan fırsatlar elbette üzücü ancak olan olmuş, önemli olan bundan sonra atılacak adımlara daha fazla dikkat etmek. Kaçan fırsatlar telafi edilir veya edilmez o ayrı konu ama şu kesin ki, Avrupa Yakası’nda güzel bir yer edinmek artık zorunlu. Zira İstanbul’da yaşayan Mardinlilerin çok büyük bölümü Avrupa Yakası’nda ikamet ediyor… Toplantıda ayrıca, ‘Bakırköy Şubesi’ isminin “daha kapsayıcı olması” amacıyla “Avrupa Yakası Şubesi” olarak değiştirilmesi fikrinin benimsenmesi de önemli bir gelişme…

MARDİN’E ŞUBE AÇILMASI

Yeni yönetimin önemli projelerinden biri de Mardin’e şube açmak. MARDİN’i temsil eden bir vakfın Mardin’de şubesinin olmaması elbette ki bir eksiklik. Vakıf yöneticiliği gönüllü hizmet esasına göre yapılan bir hizmet. Yönetimde görev alanların ticari işleriyle hayli yoğun olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla sık sık İstanbul’dan Mardin’e gitmeleri mümkün değil. Ancak MAREV’in Mardin’de her platformda temsil edilmesi gerekiyor. Bunun için Mardin’e şube açılması, aynen Avrupa Yakası gibi bir an önce gerçekleştirilmesi gereken projelerden biri…

MAREV’İN BABASI

Bu arada, yaklaşık 3 saat süren olağan toplantı sırasında ilginç görüşler de paylaşıldı. Bunlardan biri,  Divan Başkan Yardımcısı Erkan Ağma’nın, Haluk Eldem’i Marko Paşa’ya benzetmesi oldu. Ağma, “Sayın Eldem, vakfımızın her sorununu çözmek için uğraşmış, mesaisini harcamıştır. Vakfa babalık yapmıştır” dedi. Son Genel Başkan Tahincioğlu da, geldiği kürsüde Erkan Ağma’nın söylediklerini teyit edercesine, “Haluk Bey, hep yanımızda oldu, büyük desteğinden dolayı kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum” ifadesini kullandı.

Özetleyecek olursak; yeni yönetim hem şanslı hem şanssız! Şanssız; yer konusunda 2027’ye kadar sözleşmesi olmasına rağmen Kadıköy Belediyesi’yle mahkemelik olunması, Avrupa Yakası’na yeni bir merkez alınması ve Mardin’e şube açılması gibi sorunların ortaya çıktığı bir dönemde göreve geldi. Şanslı; bu sorunları çözdüğü takdirde tarihe geçecek…

Share
458 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

1+4 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
  • “Ayaq səsləri”- hər kəsin həyatından bir pay…

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

        “Ayaq səsləri” adlı psixoloji romanın bəlkədə müəllifdən sonra oxuduğu ilk insanam. Roman digər romanlardan fərqli olaraq öz həyat hekayəsi ilə fərqlənir. Hər şey elə müəllifin qeyd etdiyi” Məqsədə çatmaq üçün hər şeyə hazır olmalısan”, kəlməsindən başlayır desəm yanılmaram. Həyatın hər bir üzüylə zaman keçdikcə tanış oluruq. Ən çətin omür fəslimiz qocalıqdır desək yəqinki, bir çoxları məndən inciməz. Bir qadına aşiq olub,onu ömrünün sonuna kimi gözləmək hər sevənin həddi deyil. Elə ordaca illər əvvəl söz verdiyi skmayada əyləşm...
UA-36507442-2