logo

Malatya okumaya doydu, biz röportaja…


facebooktwitter
Yurdagül BEYOĞLU ATUN
yurdagulbeyoglu@hotmail.com

4. Malatya Anadolu Kitap Fuarı nedeniyle doğunun batıya açılan kapısı olan Malatya’ya gittik. Doğu şehirleriyle ilgili bildiklerimizi tersyüz eden, organizasyonun kusursuzluğuyla hayran bıraktıran, kıyasladıkça hayıflandıran bir gezi oldu bu.

Büyüklük olarak Türkiye”nin 2. veya 3. Fuarlarından biri Malatya Kitap Fuarı. Geçen fuarları takip edenler, mekansal anlamda da geçen yıllara nazaran daha güzel olduğunu söylüyorlar. Fuar merkezi bir yerde. Alanın büyüklüğü ve stantların konuş biçimi gezenlere kolaylık sağlamanın yanında, farkında olmadan tüm alanı gezmenize neden oluyor. Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Çakır’ın açıklamasına göre, kitap fuarında 700″e yakın etkinlik, 550 imza günü, 54 söyleşi, 12 panel yapıldı. 350 civarında yayınevi, 265 yazar Malatya’ya geldi. Ayrıca Türkiye Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ve İçişleri eski Bakanı Efkan Ala da fuarı ziyaret etti.

Ana teması Çanakkale olan fuara nasıl bir ziyaretçi akınının olduğunu söylemeye gerek yok tabi…

Malatyalılar ve çevre illerden gelen ziyaretçiler, fuarın amaca istenilen düzeyde hizmet ettiğinin göstergesi oldu.

Kültür A.Ş. Genel Müdürü Sabri Akın ve basın müsteşarı Hamit Özpolat’ın gecesini gündüzüne katarak çalıştıkları organizasyonda sadece Malatya değil, katılımcılar da kazandı.

Ben örneğin…

Kitaplarını okuduğum birçok yazarla röportaj yapma, sohbet etme fırsatı buldum. Birçoğuyla aynı otelde kalmamız, bu ballı durumun kaymağı oldu.

Aziz Nesin’in oğluna babasını sordum… Babasının bilinmeyen yanlarını…

Hanefi Avcı’yla siyaset konuştuk, Emine Şenlikoğlu’na “tesettürsüz kadın tacize açık kadın mıdır” diye sordum, Kıbrıs’tan kovuluş hikayesini vs…

Elim kolum dolu döndüm anlayacağınız. Zamanı gelince yayınlayacağız hepsini…

Tüm bunların yanında yayınevleriyle yaptığımız kısa sohbetler var. Yayınevi sahipleri okuyucuların belli kitaplara yoğunlaştırıldığını iddia ediyor. Diyorlar ki; “Artık eskisi gibi araştırma kitapları, bilgi içeren kitaplar satılmıyor. Gençlere ‘şu kitabı okuyun, bunları satın almayın’ şeklinde telkinler yapılıyor. Ayrıca reklamı yapılan kitaplar iyi ya da kötü olduğuna bakılmaksızın yüksek satış rakamına ulaşıyor…”

Doğru mu, doğru casino online aslında… Bazı kitaplar önünde kuyruklar oluşurken, bazılarının yüzüne bakan yok. Buradan da –çocuklar hariç- birçoklarının hangi kitapları alacağına karar vermiş bir vaziyette geldiğini görüyoruz.

Ha birde medyadan bir şikayet var. Sabah kahvaltısında yan masamızda kahvaltı eden yazarın medyayla ilgili serzenişlerine- çok şık olmasa da- yanıt verme durumunda hissediyorum kendimi.

Yazarın şikayeti, kendileriyle röportaja gelen muhabir/gazetecilerin birçoğunun kitabını okumadığı halde kitapla ilgili sorular sorması, basit sorularla gelmesi, röportajın arasına “bilmem kimle bilmem kimin aşkıyla ilgili ne düşünüyorsunuz’ sorusunu sıkıştırması.

Haklılık payı olsa da, savunmaya geçme zorunluluğu hissettiğimden, haber yazımı dersimizden bir klişeyi hatırlattım yan masamdaki yazarlara; “Gazeteciler haberlerini/röportajlarını ilkokul seviyesindeki bir kişinin anlayabileceği bir dille/üslupla yapmalı.” Ve ekledim; “gazetenin satılması için sansasyonel sözcüklere ihtiyaç var. Sizin önemli saymadığınız ama okuyucunun ilgisini çekecek konular üste çıkarılabilir. Bunda muhabirin de günahı yok. Editöryal bir durum…”

Masada olan Aziz Nesin’in oğlu Ahmet Aziz Nesin’in “tüm dünyada kamuoyu medyayı yönlendirir, bizde ise medya kamuoyunu… Medya neyi sunarsa onu biliyoruz. 12 Eylül darbesini yapan generallerden biri hayatta, hangisi biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz.

Bilmezsiniz, kimse bilmez çünkü medyada değillerdir ama bir sanatçının her şeyini bilirsiniz çünkü medya sunuyordur” sözlerine de hak vermedim değil.

Özetle, vakitsizlikten ötürü, 5-10 Mayıs arasında yapılan fuarın son iki gününe katılabilsek de, Malatya’yla tanışmak, Malatya insanını, kültürünü, doğasını tanımak çok güzeldi. “İyi ki gelmişiz” dedik, oradaki değerli dostlara bir kez daha, hem de daha uzun bir süreliğine geleceğimize dair söz verdik.

Share
381 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

1+10 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
  • “Ayaq səsləri”- hər kəsin həyatından bir pay…

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

        “Ayaq səsləri” adlı psixoloji romanın bəlkədə müəllifdən sonra oxuduğu ilk insanam. Roman digər romanlardan fərqli olaraq öz həyat hekayəsi ilə fərqlənir. Hər şey elə müəllifin qeyd etdiyi” Məqsədə çatmaq üçün hər şeyə hazır olmalısan”, kəlməsindən başlayır desəm yanılmaram. Həyatın hər bir üzüylə zaman keçdikcə tanış oluruq. Ən çətin omür fəslimiz qocalıqdır desək yəqinki, bir çoxları məndən inciməz. Bir qadına aşiq olub,onu ömrünün sonuna kimi gözləmək hər sevənin həddi deyil. Elə ordaca illər əvvəl söz verdiyi skmayada əyləşm...
UA-36507442-2