logo

reklam

LAİKLİKLE İMTİHANIMIZ


facebooktwitter
Necdet Cemal OCAK
ncocak@gmail.com

Bütün ülke parkinson gibi istemsiz titreme hastalığına tutuldu. Adı da Laiklik hastalığı. Aşı da tesir etmiyor, bu virüs bağışıklık kazanmış. Ne oldu da bütün ülke titremeye başladı?

 Laiklik nedir, tanımı nasıldır gibi artık kabak tadı veren konulara girmeye gerek yok. Ben tartışmalarda arka plana bakmaya çalışırım. İtici güç nereden geliyor, nereye doğru itiliyoruz beni ilgilendiren o.

 Türkiye zor bir ülke. Bu ülkede vatandaş olmak kadar idareci olmak da zor. Siyaset böyle bir şey. Toplumun tamamını memnun etmek imkansız. Mutlaka memnuniyetsiz bir kesim olacak.

 Muhafazakar insanlar iktidar oldu diye, bütün muhafazakarlar memnun olacak diye bir kural yok. Diğer kesim gibi onlarda da serzeniş var. Başörtüsü sorunu 13 yıldan sonra çözülmüş bir ülkede, şeriat ilan edilmedi diye yöneticileri tekfir eden bir kesim bile var.

 Bir diğer kesim, ya beni zorla müslüman yaparlarsa diye endişe taşıyor. Bunu güvenceye almak için de anayasada laiklik diye bir madde olsun istiyor. Aslında insan olmayı becerebilsek anayasaya bunları yazmaya bile gerek yok. Tek maddelik anayasa yeter. Şu sınırlar içinde bulunan ülkenin adı Türkiye Cumhuriyetidir demek yeter. Anayasası olmayan ülkeler bile var.

 O zaman laiklik yerine “Devlet, ne laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmaktan, ne de din karşıtı eylemlerin odağı olmaktan kimseyi yargılayamaz” diye madde koyalım.

 “Türkiye batıdan kopamaz” diyoruz hep. Batı sistemini monte etmeye çalışıyoruz. Batılı olacağız ya. Batı bize devamlı benim kurallarıma uy diyor. Ama aralarına almıyorlar. Annesinden dayak yiyen çocuk gibiyiz. Anne tokatı vuruyor, çocuk anneye sarılıyor. Çocuk yaparsa çocukça davranış. Büyükler yaparsa ahmaklıktır bu.

 Hristiyan değiliz diye batı bizi kulübüne almıyor, islam dünyasını da biz dışlıyoruz. Peki, biz neyiz diye düşünen oldu mu hiç?

 Bize laikliği dayatan AB ülkelerine bakalım. Sadece Fransa anayasasında laiklik maddesi var. Danimarka, İrlanda, Polonya, Portekiz, Avusturya, Almanya, İtalya, İspanya anayasalarında laiklik diye bir madde yoktur.

 Neden yok? Çünkü onlarda kiliseye giden, ben dindarım diyen insanlar üzerinde baskı kurmak isteyen dinsiz bir kesim yok. Böyle bir şeye ihtiyaçları da yok. İsteyen kiliseye gider isteyen gitmez diyorlar. Bizdeki gibi “laikliği kaldırmak isteyen kelleyi koltuğuna alsın” diyen din düşmanı chp’liler yok orada.

 Peki, bize neden dayatıyorlar? Çünkü Türkiye üzerinde emellerini geçekleştirmek için Türk insanının dininden koparılması gerekmektedir. Bunu büyük oranda da gerçekleştirdiler. İslam dünyasına düşman bir nesil yetişti. Haliyle müslüman görünce şeytan görmüş gibi oluyorlar.

 Bu millet laiklik üzerinden oynanan oyunu biliyor artık. Hele bir de ucuna “Atatürk ilke ve inkılaplarına göre” cümlesini ekleyince, arkalarına laiklik dayatan bir devleti alıp, insanlara hakaret etme, aşağılama yetkisini kendilerinde buluyorlar. Ben laikim diyen insan, ben dinsizim demektedir. Kimsenin dinsiz olmasına karışmayız, kimseyi de dinimize karıştırmayız.

 Bize tarih kitaplarını okuttukları prof. Bir konferansında şöyle diyordu.” Laiklik din ile devlet işlerinin ayrılması diye bilinir. Halbuki asıl laiklik, bir iş yaparken bu dinime uygun mu değil mi diye düşünmeden yapmaktır.” Ben bu adam mason demiştim. Nitekim masondu.

 Bakın bugün milliyet gazetesinde Melih Aşık ne diyor. “Laiklik ilkokullarda çocuklara din ile devlet işlerinin ayrılması diye öğretilir. En basit tanımı budur ama laiklik aslında tüm hayatımızı düzenleyen ve yön veren kılavuzdur. Ekonomik, siyasi,sosyal, kültürel yaşamın rasyonel (akılcı) ölçülere dayandırılmasıdır. Laiklik dendiği zaman yalnızca siyasetle dinin ayrılması değil ailenin, ekonomik hayatın, hukukun hatta görgü kuralları, kıyafet vesairenin din kurallarından ayrılarak, zamanın ve hayatın düzenlenmesi anlaşılır”

 Muhterem prof. İle aynı şeyi söylemiş değil mi? Yani bir hayat tarzı olan islam dışına çıkın diyor. Hayatındaki bütün kuralları laiklik dediği dinsizlik üzerine kuran insanlar bir de müslümanım diyecek.

 Fikir hürriyeti diye tepinenler, meclis başkanı fikrini beyan etti diye kıyameti koparıyorlar. 1946 yılında başbakan olan Şükrü Saraçoğlu’nun  “din zehirdir, kaldırabilmek için bize 30 sene daha lazım” (meclis kayıtları) demeye hakkı var ama şimdiki meclis başkanının fikir söylemeye hakkı yok öyle mi?

 Batı bize iyi bir şeyi dayatmaz. Batı kafası ile düşünen bizim dinsizler de zaten onlarla birlikte hareket ederler.  BATI Kürt devleti de kurmak istiyor. Batı istiyor diye onu da kuralım o zaman. Gerçi bizim laikler batının Kürt devleti fikrini de destekliyor. “Katil devlet” diye haykırdıklarını unutmadık.

 Biz geçmiş yıllarda “ laik olmayan insan bile değildir” diyen hukukçular da gördük.  Hem de AYM de başkanlık bile yaptılar. Şimdi istediğiniz eski günlere dönmek.

 Ben laik değilim. Laikim demenin dinsizlik demek olduğunu biliyorum. Ben müslümanım. Bundan da gurur duyuyorum. Kellemizi koltuğumuza almamızı söyleyen o laik mahluk, sıkıyorsa kellesini koltuğuna alıp gelsin, bana laikim dedirtsin.  Devletin adı ne olursa olsun, anayasaya ne yazarsanız yazın, Bu millet müslümandır ve müslüman kalacaktır.

 Laiklik diye bir din yoktur.

 27.4.2016

Share
827 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

3+7 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • RAMAZAN AYI İFTAR İSRAFI

    27 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    RAMAZAN    AYI     İFTAR    İSRAFI Ramazan ayı bahane,  israf  şahane... Ramazan ayı  israf ayı değildir... Ramazan ayı nefsi terbiye etme ayıdır... Yardımın, paylaşmanın, bölüşmenin  zirve yaptığı; ay olması gerekir... Pahalı ve görkemli iftar  sofraları, yerine; sade ve paylaşmanın esas olduğu  iftar sofraları tercih edilmelidir. Fakirin ve  yoksulun doyurulduğu, ortak ortamlarının paylaşıldığı, yüzünün güldüğü, sofralar; asıl amacın yerine getirildiği sofralardır. Öz budur... Son günlerde, Dünya toplumunun çekmiş olduğu açlık sıkıntıs...
  • Kemiğe yazılan yazı

    27 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Kemiğe yazılan yazı Sa’d bin Ebi Vakkas, Kûfe vilayetine, Vali olup, ev yapmak arzu etti kendine. Arsa bulup, istedi onu satın almayı, Lakin bir mecusiye aitti yarı payı. Çağırıp buyurdu ki: (Bu hisseni bana sat!) Cevaben; (Satmam) dedi mecusi ona fakat. Para verdi ise de değerinden pek fazla, Yanaşmadı mecusi satmaya yine asla. Dediler ki: (Efendim bir mecusi kimseye, Ne lüzum var bu kadar fazla ısrar etmeye. Siz bugün valisiniz, o, mecusi bir kişi, Parasını vererek, bitirin hemen işi.) Mecusi...
  • Ağlayıp âh ederdi

    25 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Ağlayıp âh ederdi Hazret-i Ebu Bekir dünyadan göçtüğünde, Cümle eshab ağlayıp, yaş döktüler o günde. Hep ağlama sesleri, kapladı ortalığı. Zira Resulullahın, O idi dert ortağı. O günlerde eshabtan, birkaç kişi geldiler. Muhterem zevcesini taziye eylediler. Ve ona dediler ki: (Hazret-i Ebu Bekri, Biz iyi tanıyoruz çoktu faziletleri. Lakin bunlardan ayrı, bizim bilmediğimiz, Varsa bazı halleri, bize söyler misiniz? Gündüz yaptığı işler, malumdur biz eshaba. Ve lakin geceleri ne yapardı acaba?) Onların bu şekilde sualine c...
  • Kürtler bağımsızlık ve tanınma istiyor, ya Biz?

    25 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    Bu referandumun yapılabilmesi için öncelikle bağımsız bir “Seçim Kurulu'nun oluşturulması olmazsa olmaz bir uluslararası kural. Bu yapılmazsa oylama “Diktatörlük” veya da “Dernek Seçimi” olarak addediliyor. Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani geçmiş aylarda yaptığı açıklamada “Kürt halkı için referandum yolu ile gelecekleri hakkında vermenin zamanı gelmiştir ve ortam da uygundur” diyerek, Kürtlerin gelecekleri konusunda karar verme zamanının geldiğini uluslararası kamuoyuna işittirmişti. DEAŞ´ın karşı çıkmasına ve IKBY b...
UA-36507442-2