logo

reklam

Kurban ibadeti insanın sevdiği şeyi Allah için feda etmesidir


facebook
Aslı Yiğit
yigit.asli78@gmail.com
Benim bugün sizlerle paylaşmak istediğim konu; Atalar dininde kurban ve  Kuran dininde kurban .
Bu konuyu incelemek icin her iki kaynaktan yararlanmak faydalıdır. öncelikle  yıllardır okullarda ,camilerde annelerimizden dedelerimizden anlatilan kurban ibadetini inceleyelim sanirim bunu bilmeyen duymayan yoktur ;
Atalar dininde kurban ;
Hz. İbrahim’e kadar uzamaktadır.
Hz. İbrahim , Allah’tan bir erkek çocuk istedi. Öyleki nasip ederse onu rızası uğrunda kurban edeceğini ahdetti. Nihayet Hz. İbrahimin bir erkek çocuğu oldu ve onu çok sevdi. Zamanla ahdini unuttu. En sonunda Cenabı Allah kendisine üç kez sahih rüya ile sözünü hatırlattı….

Hz. İbrahim konuyu oğluna açtığında, Hz. İsmail Allah’a (cc) verdiği sözü hemen yerine getirmesini ve bu hustusta babasına kolaylık sağlayacağını bildirdi. Hz. İbrahim de oğlu kurban etmek için yola koyuldu. Kurban edeceği sırada Cenabı Allah Cebrail (as) ile kurbanlık etmesi için ,koç göndererek sadakatini kabul ettiğini gösterdi.
O günden beri kurban kesmek müslümünlar arasında süre gelmiştir.

Görüldüğü gibi atalar dininde kurban bu sekilde ele  alınmaktadır ve bu şeklinde anlaşılmaktadır.

Peki  Allahin elcisi ibrahimin ,oğlunu masum çocuğu kesmeki için yatırdığına inanıyormusunuz? Allah masum birini öldürenin cehenneme gideceğini söylüyor?
bir insanı öldürmenin bütün insanlığı öldürmek gibidir diyor,

Maide suresi 32;

İşte bunun için Biz, İsrâîloğulları’na: “Şüphesiz her kim bir zat veya yeryüzünde bozgunculuk karşılığı olmadan bir zatı öldürürse artık bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir zatın yaşamasına sebep olursa, bütün insanları yaşatmış gibi olur” şeklinde farz kıldık. Ve kesinlikle onlara elçilerimiz açık deliller ile geldiler. Sonra da şüphesiz onların birçoğu, kesinlikle yeryüzünde aşırı davranan kimselerdir.

Allaha yalan yere iftira ediyorlar bu 1
Allahı kan akıtmaktan zevk duyan öldürmeyi öldürtmeyi teşvik edici zalim despot bir kral gibi görüyorlar bu da 2
Allahın rahmet mağfiret merhamet af gibi sıfatlarını dolaylı olarak inkar ediyorlar bu 3

Allaha ait olmayan sıfatına yakıştırarak ortak koşuyorlar bu da 4

bir tek meselede bu kadar durum var tehlikeyi gördünüz mü?

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de çeşitli ayetlerde birbiriyle çelişmeyeceğini  bildiriyor ,inkar edenlere karşı gelenlere biz iman edenlerin kendini Allaha teslim edenlerin içtenlikle Allah’a yönelenler için müjde vardır. O hâlde, kullarımı müjdele! ayetlerini okudugumda heycandan   uyuyamamıştım.  Tecrübe ettikçe  anladım ki ,insanlar hangi iddaa hangi tezi getirirse getirsinler hep bir cevap verebiliyorum .

Alemlerin yaratıcısı olan Yüce Rabbimize  baglanan en sağlam yola kavusuyor .

Furkan suresi ;

32Kâfirler; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden kimseler: “Kur’ân o’na bir defada topluca indirilmeli değil miydi?” de dediler. Biz, onu senin kalbine iyice yerleştirelim diye böyle parça parça indirdik. Ve Biz, onu tane tane/ birbirine karıştırmadan vahyettik.

33Onların sana getirdikleri her bir sorunda Biz kesinlikle sana hakkı ve en güzel açıklamayı getirmişizdir.

Kurban ibadetinin neler odlugunu incelmeye devam edelim insaAllah :

Âyette geçen bazı ifadeleri daha iyi anlamak için Âyetin mealini tekrar gözden geçirmek yararlı olur .

Simdi konu ile ilgili ayetleri incelyelim insaAllah ;

Saffat Suresi/ 94.-110. Ayetleri;

Bir süre sonra, İbrâhîm’in halkı koşarak İbrâhîm’le yüz yüze geldiler.

İbrâhîm: ‘Elinizle yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysaki sizi ve yaptığınız şeyleri Allah oluşturmuştur’ dedi.

Onlar: “Şunun için bir duvar yapın/ ambargo uygulayın da bunu çılgınca yanan ateşin/aşırı sıkıntının içine atın!” dediler.

Onlar, İbrâhîm’e tuzak kurmak istediler de Biz onları aşağılıklar kılıverdik.

Ve İbrâhîm: ‘Kuşkusuz ben Rabbime gideceğim, O, bana yol gösterecek: Rabbim! Bana sâlihlerden birini lütfet!’ demişti.

Bunun üzerine Biz, İbrâhîm’e yumuşak huylu bir delikanlıyı müjdeledik.

Sonra ne zaman ki o müjdelenen çocuk kendisiyle birlikte koşacak duruma/o’nunla birlikte iş tutacak çağa geldi, o zaman İbrâhîm:
“Oğulcuğum! Şüphesiz ben, bu, uyunan; sakin, ilgisiz, duyarsız; yerde, şüphesiz kendimi, seni perişan, mağdur ediyor görüyorum. Bak bakalım sen ne düşünürsün?” dedi.
Oğlu: “Babacığım! Sen emrolunacağın şeyleri yap! İnşallah beni, sen yokken başıma gelecek tüm sıkıntılara, mağduriyetlere sabredenlerden bulacaksın” dedi.

Sonra ne zaman ki ikisi de İslâmlaştılar ve İbrâhîm, o’nu alnı üzere yatırdı [yüzüstü bıraktı, mağdur etti] ve Biz o’na, “Ey İbrâhîm! Sen o görüşü kesinlikle onayladın” diye seslendik… –Şüphesiz Biz, iyilik-güzellik üretenleri işte o’nun gibi karşılıklandırırız/ödüllendiririz.–

Şüphesiz oğulu yüzüstü bırakma işi, kesinlikle apaçık yıpratarak sınamadır.

Ve Biz İbrâhîm’e, perişan, mağdur edeceği çok büyük bu şey karşılığında/sebebiyle bedel/bahşiş verdik.

Ve sonradan gelenler içinde o’nun hakkında devamlı kalacak [hayırla anılacak, örnek alınacak] bir söz bıraktık.

Selâm olsun İbrâhîm’e!

İşte Biz iyilik-güzellik üretenleri o’nun gibi ödüllendiririz.

Ayetlerdende inceledigimiz gibi geleneksel atalar dinindeki anlatıldığı gibi değil kurban .

KURBAN

“Kurban” sözcüğü, Arapça bir sözlük olup “yaklaşmak” anlamındadır. Dini terim olarak ise, Allah’ı razı etmek, ona yaklaşmak için yapılan her türlü ameli kapsamasına rağmen, maalesef yanlış olarak, “Allah’a yakınlık sağlamak amacıyla belli bir vakitte belirli cins ve nitelikteki hayvanı kesme” olarak tanımlanmış ve “bu amaçla kesilen hayvana verilen ad” olarak kullanılır olmuştur.(tebyinul kuran)

Kuran  okunup yaşanırsa hayata tam olarak uygulanırsa huzur verir

mutluluk verir, Kuran okumayan  vahye kalplerini kapalı tutanlar   bu güzel uyarılardan habersiz yasiyorlar maalesef .

konuyu daha detaylandirmak icin yazimin bu kisminda  Hakkı Yılmaz‘ın Tebyinül Kuran  sitesinden faydalandim .

Âyetteki ifadeler içinde, üzerinde önemle durulması gereken sözcük, “kurban kesmek” anlamıyla değerlendirilen “zebh” sözcüğüdür.
ZEBH:
ذبح – zebh sözcüğünün esas anlamı şaklamak; herhangi bir şeyden parça koparmak demektir. Daha sonraları “boğazdan kesme” anlamında kullanılır olmuştur.Zebh sözcüğü mecazen “helak” anlamında kullanılır. Zira boğazın kesilmesi, bir canlıyı helâke götürmenin en seri yoludur. [56–25]
ذبح – zebh sözcüğünün mecaz anlamından açıkça bu sözcüğün “Kurban etme (Kurban kesme değil), helak etme, mağdur etme, feda etme”, argo ifadeyle “harcama” anlamlarında kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Âyetten anladığımıza göre, İbrâhîm, henüz çocuk yaşta, bakıma, himayeye muhtaç bir çağda olan oğlunu bırakıp gitme niyetindedir. Bu fikrini oğluna açarak oğlunun tepkisini ölçmektedir. Baba ile oğul arasında şu diyalog geçer:
İbrâhîm;
– Oğulcuğum! Şüphesiz ben, uykumda; şüphesiz kendimi seni boğazlıyor [helak; perişan, mağdur ediyor]görüyorum. Bak bakalım sen ne görürsün [sen ne düşünürsün]?
Oğlu:
– Babacığım! Sen emir olunacağın şeyleri yap. İnşaallah beni [sen yokken başıma gelecek tüm sıkıntılara, mağduriyetlere] sabredenlerden bulacaksın.

ALLAHIN RESULU İBRÂHÎM’İN OĞLUNUN TUTUMU:
Âyette, oğlunun İbrâhîm’e Babacığım! Sen emir olunacağın şeyleri yap. İnşaallah beni [sen yokken başıma gelecek tüm sıkıntılara, mağduriyetlere] sabredenlerden bulacaksın” dediği görülmektedir. Bu ifadede üzerinde durulması gereken nokta şurasıdır:
Âyette افعل بما تؤمر – if’al bimâ tü’mer ifadesi yer almaktadır. Bu ifade genellikle Emir olunduğun şeyi yap! anlamıyla çevrilmektedir. İfadeye verilen bu anlam bir de İsrâîliyattan kalma bilgilerle Allah’ın İbrâhîm’e oğlunu boğazlamayı emrettiği anlayışıyla birleştirilince, yukarıdaki ifade de “Madem Allah sana beni kurban kesmeni emretti, hiç durma, beni kurban kes!” anlamına gelecek şekilde bütün Müslümanların zihinlerine yerleşmiştir. Bu konuya dair asılsız söylentiler pasajın sonunda toplu olarak verilecektir.
Hâlbuki Âyette yer alan تؤمر – tü’mer ifadesi Arapça deyimiyle “fiil-i müzari”; Türkçe ifadesiyle “geniş zaman ve gelecek zaman” anlamlarını içeren siygadır. Anlamı da “emir olunacağın” şeklindedir.
Bu durumda, “Babacığım! Sen emir olunacağın şeyleri yap. İnşaallah beni [sen yokken başıma gelecek tüm sıkıntılara, mağduriyetlere] sabredenlerden bulacaksın şeklindeki ifadeden anlaşıldığına göre, oğlu, babasının elçilik görevini öğrenmiş ve babasına:
“Bundan sonra beni kafana takma! İnşallah senin yokluğunda, başıma gelecek her sıkıntıya, perişanlığa, kurban edilmişliğe sabırlı davranacağım. Sen, elçilik görevinde, tevhid mücadelende sana ne emir olunacaksa onları yap! Sen, kendi görevini sürdür!” demiştir.
Burada konu edilen sabır, oğlun, İbrâhîm’in (a.s) kendisini keserken vereceği acıya, ölüme katlanması değildir.
103–105. Âyetlerdeki Sonra ne zamanki ikisi de İslâmlaştılar ve O [İbrâhîm], – onu alnı üzere yatırdı [yüzüstü bıraktı, mağdur etti] ve Biz ona: Ey İbrâhîm! Sen o rüyayı kesinlikle onayladın diye seslendik… ifadesiyle İbrâhîm ve oğlu ile ilgili bir başka safha anlatılmaktadır. Bu anlatımın önceki Âyetlerle bağlantısı yoktur. Sadece İbrâhîm’in oğlunu yüzüstü bıraktığına dair bir gönderme yapılmış, hayatlarındaki o safha kısaca hatırlatılmıştır.
Bu Âyetlerdeki فلمّا اسلما – felemmâ eslemâ = ne zaman ki teslim oldular ifadesi de “İbrahim (a.s) Allah’ın ‘oğlunu kurban kes!’ emrine, oğlu da kurban kesilme emrine teslim oldular” şeklinde kabullenilmiştir. Hâlbuki Âyetteki اسلما – eslemâ sözcüğünün “teslim olmak” anlamıyla hiç mi hiç ilişkisi yoktur. Sözcüğün anlamı “ne zaman ki İslamlaştılar; Müslümanlaştılar” demektir.
Rabbimiz bu bir tek sözcükle İbrâhîm’in hayatının bir başka aşamasına daha işaret etmiştir. Bu aşama aşağıdaki Âyetlerde açıklanmaktadır:
(Bakara: 124–132) Ve hani Rabbi İbrâhîm’i bir takım kelimeler ile belalandırmış [sınamış], o, onları tam olarak yerine getirince (Rabbi ona) “Ben seni insanlara imam [önder] yapacağım” demişti. O da “Zürriyetimden de [yap]” dedi.[Rabbi ona] “Benim ahdim zâlimlere nail olmaz!” dedi. Ve Biz bir zaman bu Beyt’i, insanlar için bir sevap kazanma ve bir güven yeri kılmıştık. Siz de İbrâhîm’in makamından kendinize bir namazgâh edinin. Ve Biz İbrâhîm ile İsmâîl’e: “Beytimi, hem tavaf edenler için, hem ibadete kapananlar için, hem de secde edişin hanifleri [Allah’a boyun eğmeyi sağlayan hanifler] için tertemiz tutunuz” diye ahit almıştık. Ve bir zaman İbrâhîm “Rabbim, burasını güvenli bir belde kıl! Halkını; onlardan Allah’a ve son güne inananları meyvelerle rızıklandır” demişti. O [Allah] dedi ki: “Küfreden kimseyi dahi çok az kazançlandırırım, sonra da onu ateşin azabına sürüklerim. Ve ne kötü varılacak yerdir!” Ve hani İbrâhîm, Beyt’ten temelleri yükseltirler: Rabbimiz, bizden kabul buyur, şüphesiz Sen en iyi işitenin, en iyi bilenin ta Kendisisin. Rabbimiz! Bizim ikimizi Senin için teslim olanlar kıl. Soyumuzdan da senin için teslim olan bir ümmet kıl [getir]. Ve bize kulluk yöntemlerini göster, tövbemizi de kabul et. Şüphesiz Sen tövbeleri çokça kabul edenin ve çok merhametli olanın ta kendisisin. Rabbimiz, bir de onlara içlerinden bir peygamber gönder ki, onlara senin Âyetlerini okusun, onlara kitabı ve hikmeti [zulüm ve fesadı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeleri] öğretsin, onları arındırsın. Hiç şüphesiz Azîz Sensin, hikmet sahibi [zulüm ve fesada engel olacak yasaları koyan] Sensin. Ve İbrâhîm’in milletinden kendini bilmezden başka kim yüz çevirir? Ve Biz onu dünyada seçkin birisi yaptık. Hiç şüphesiz, o, âhirette de iyilerden biridir. Rabbi ona “İslâm ol!” dediği zaman o [İbrâhîm], “Ben âlemlerin Rabbi için İslâm oldum” dedi. Ve İbrâhîm, kendi oğullarına vasiyet etti: “Ey oğullarım! Şüphesiz ki, bu dini size Allah seçti. Onun için uzak durun, yalnızca Müslümanlar olarak can verin!” Ya’kûb da (oğullarına vasiyet etti).)
Görüldüğü gibi, Bakara Sûresinin 131. Âyetinde Yüce Allah, İbrâhîm’e “İslâm ol!” demiş, o da İslâm olmuştur. Konumuz olan Sâffât Sûresinin 103 – 105. Âyetlerinin işaret ettiği gerçekler bunlardır.

Konuyu noktalamadan önce şu ayetleri okunması ve üzerinde herkesi düşünmeye davet ediyorum selam ve sevgilerimle .

İBRAHİM SURESİ;

42,43-Sakın şirk koşarak yanlış; kendi zararlarına iş yapanların yaptıklarından Allah’ın duyarsız/bilgisiz olduğunu sanma! Ancak O, onları, başlarını dikerek koşacakları, gözlerin dışa fırlayacağı bir gün için erteliyor. Onların bakışları kendilerine dönmez ve onların gönülleri bomboştur.

44,45-Ve sen insanları, azabın geleceği gün ile uyar. Artık şirk koşarak yanlış; kendi zararlarına iş yapan o kimseler, “Ey Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele de senin davetine uyalım ve elçilere tâbi olalım.” derler. –Daha önce siz, sizin için bitişin/tükenişin/yok oluşun olmadığına dair yemin etmemiş miydiniz? Hem siz, şirk koşarak kendilerine haksızlık edenlerin yurtlarında oturdunuz. Onlara nasıl yaptığımız size apaçık belli olmuştu. Ve size örnekler de vermiştik.–

Share
416 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

6+4 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Kul Aşk’ı mı Allah Aşk’ı mı?

    24 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

      İnsanlık kendisini kul Aşk’ıyla mı avutup durur yoksa Cenabı Allah’ın o eşsiz güzelliklerle dolu olan Aşk’ıyla mı mutlu etmek ister?   Aşk denilen duygu, insanoğlunun ayaklarını yerden kesermiş, yüreğinde ve de bütün yaşamında şiddetli heyecanların yaşanmasına vesile olan duyguları yaşatıyormuş. Böyle bir durumda insanoğlunun sabahın ilk ışıklarıyla kendi yatağından kalktığı anda aklına ilk gelen, aşık olduğu kişinin gelmesi oluyormuş. Gece yatağına girerken yatmadan önce sürekli olarak onu hayal eder, onu düşünür, girdiği her ortam...
  • Rufeyde radıyallahu anhâ.

    24 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Kırık gönüllerimize şifa olsun Rufeyde---------Otobüse biniyorum, iş çıkışı herkes yorgun. Kulaklıklar takılıyor, birbirine dolanmış olanlar aceleyle çözülüyor. Bekleriz... Gazeteler ezberlenmiş bir hareketle açılıp, gözlükler el yordamıyla düzeltiliyor. Tesbih tanelerinin akıp gittiği parmaklar ile akıllı telefonlarda kayıp giden parmakların yarıştığı sıralarda, bir amca spor sayfasına geçiyor bile. Yoğun trafik ve kalabalık... İster istemez o havasızlıktan kendinizi soyutlayıp bir yerlere nefes almaya çıkıyorsunuz. Tam o sırada bir şey çalını...
  • Rumların bitmeyen Bizans oyunları

    24 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET, SÜRMANŞET

    BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nin hayal gücü gerçekten çok iyi çalışıyor. Belli ki Rumların gazına gelmiş gene.  Eide, müzakerelerin yeniden başlaması, Temmuz ayında bir anlaşma sağlanması ve Eylül ayında da referanduma gidilmesi için yol haritası hazırlıyormuş.  Ben bu müzakereler nasıl başlayacak çok merak ediyorum.  10 Şubat günü Kıbrıs Rum Temsilciler Meclisinde “Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması amacıyla 1950 yılında gerçekleştirilen ve sadece Kıbrıslı Rumların katıldıkları referandumun (plebisit) yıldönü...
  • Şükretmek

    23 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Aleyhissalatü vesselam Efendimiz buyurdular: “Gökyüzüne baktım ve dua ettim. Gök kapıları açıldı. Cebrail (as) nurlara bürünmüş olduğu halde nazil oldu. Dedi: “Sana Cenab-ı Hak’tan selam ve tahiyye ve ikram hediye getirdim.” Ben ta’zimen selamlarını aldım. Cebrail (as) buyurdular: “Üzerinden şu zırhı çıkar, bu duayı oku. Bu duayı üzerinde taşır ve okursan zırhtan daha büyük te’siri vardır.” Peygamber (asm), Cibril-i Emin’e sordu: “Bu duanın te’siri ve hassası yalnız bana mıdır? Yoksa ümmetime de şamil midir? ...
UA-36507442-2