logo

reklam

KUNDAKTAN KEFENE DOĞUMDAN ÖLÜME


Dilek EJDER
gothereblackeagles4536@hotmail.com

timthumbKUNDAKTAN KEFENE DOĞMAKTAN ÖLÜME

Hayat kavanozum; kum değildi, çakıldı hayat dolamadı. Nasıl mı? Dinle… Ben;

1 yaşındayken hayat kavanozuma annem ve babamı kodum; dolmadı, boşluk kaldı; öyle ya kum değil, çakıldı hayat dolmadı.

5 yaşındayken hayat kavanozuma kardeşlerimi ve tüm akrabalarımı koydum; yine dolmadı, kum değil, çakıldı hayat dolmadı.

10 yaşındayken hayat kavanozuma çocukluk arkadaşlarımı ve tüm oyuncaklarımı koydum; kum değil, çakıldı hayat, dolmadı.

15 yaşındayken hayat kavanozuma hayallerimi koydum, bölük pörçük; kum değil, çakıldı hayat, dolmadı.

20 yaşına kadar elleri de koydum, hatta yerli yersiz insanları, zamansız mevsimleri ve sahip olduğum en değerli varlıklarım çocuklarımı da koydum; yinede dolmadı, kum değil, çakıldı hayat dolmadı.

25 yaşında çocuklarıma dair kurduğum hayallerimi, onların temeline dizdiğim doğruca çakıl taşlarımı koydum, başka hiç kimseyi koymadım; inadına boşluk bıraktım; olsun varsındı bu boşluklar sadece çocuklarım için gerekti ama doldurmak istediklerimi de dolduramadım; dedim ya kum değil, çakıldı hayat dolmadı.

30 yaşında hayat kavanozuma dizlerime giren romatizmalarımı koydum, ara sırada olsa kalp çarpıntılarımı, yerli yersiz halsizliklerimi, sabırsızlıklarımı, tahammülsüzlüklerimi, hoşgörüsüzlüğümü ve aslında gizli gizlide olsa ağlamalarımı koydum; yine de boşluk kaldı, çünkü kum değil, çakıldı hayat dolmadı.

35 yaşına kadar hayat kavanozuma ilahi aşkı koydum katre katre; beşer yaş sonrası değişimler yerini teklere bıraktı, daha çok manevi duygularla örtündüm, daha çok nefsle yüz yüze geldim; terbiyeyi muameleyi, Hakk havanında dövülmeyi, Hakikatin leğeninde yoğrulmayı koydum; yine boşluk kaldı, kum değil, çakıldı hayat dolmadı.

40 yaşında kalburdan geçirdim hayat kavanozumu, giden gitti; sahte cananlardı elediklerim, kalanlar canlarımdı; yine kum değil, çakıldı hayat dolmadı.

45 yaşında hayat kavanozuma menepoz krizlerimi de koydum, yerli yersiz iç çığlıklarımı; yinede boşluk kaldı, çakıldı hayat, dolmadı.

50 yaşında dizlerimdeki romatizmalar tüm bedenimde yer etti, öteye gidecek gibide değil hani, üvey kardeş gibi kemirgen ve de sinsi; yinede boşluk kaldı ısrar ve inatla boşluk doldurmak için çıktığım bir yolculuktu ömür yolculuğum; dedim ya kum değil, çakıldı hayat dolmadı.

55 yaşında döngülerimi koydum; zira elliden sonra yaş çıtası yukarıya doğru çıksa da,  huy çıtası tekrar aşağıya doğru yani bire doğru yönelir ya; ondandır ki ihtiyar bedenime genç gönlümü koydum; olmadı, kum değil, çakıldı hayat dolmadı.

60 yaşında bana gelen bir zarfı açtığımda, uzun zamandır hiç hissetmediğim küçük bir heyecan kıpırtısını çıkardım içinden; adı emeklilikti. Hem yaş çıtası yükseldiği gibi şimdi yavaşça alçalmaya başladı ya; 10’dan 50’ye doğru yükseldi, 50’den köprü gibi tekrar aşağı doğru yöneldi; bu inişlerde, yine boşluk kaldı, dedim ya, kum değil, çakıldı hayat dolmadı.

65 yaşında emeklilik zarfını açtım amma o küçücükte olsa heyecan kıpırtım zarfın içinden çıkıp uçuverdi; yinede boşluk kaldı, kum değil, çakıldı hayat, dolmadı.

70 yaşında bir başıma kaldım kavanozumda; sanki ne gelmişim ne geçmişim şu yalan dünya yolculuğunda; dedim ya kum değil, çakıldı hayat, dolmadı.

75 yaşında ne gelenim vaaar, ne gidenim.

80 yaşında eski albümlerim iyice sarardı, 80 yıldır üstünde yemek yediğim sofra bezim, banyodaki tarağım, ayağımdaki terliklerim, gözümdeki gözlüklerim, aynadaki ben sonbahara döndü; yine boşluk kaldı, kum değil, çakıldı hayat dolmadı.

85 yaşında parfüm değil, sanki sidik koktum (Allah korusun!) ne güzel kokuyorsun diyen evlatlar, ne kötü kokuyorsun diyen evlatlar ve yüzünü buruşturan nbso online casino reviews torunlar oldu. Güzel kokarken koku sürmüyordum cancağızım; emek kokuyor süt kokuyordum, güzeldi. Çamaşır yıkarken parfüm değil, deterjan kokuyor, ter kokuyordum, güzeldi. Yemek yaparken parfüm değil, yemek kokuyor, yağ kokuyordum, güzeldi. Bulaşık yıkarken su değil, yağ kokuyordum, oda güzeldi; meğer güzel olan yaptıklarımmış halcağızım, yıpranışlarımmış. Oysa bugün güzel olmayan yapamadıklarım ve bana yapılmayanlarmış; bundandır ki hayat kavanozum bihayli boş kalmış; kum değil, çakılmış yaptıklarım, çakıl değil, kum bile dolmamış.

90 yaşında iyice ruhum bedenime dar geldi, ben dünyaya, dünya bana hor geldi. Belim bükük lale gibi aşağıya yönelmiş bir kuş kadar olsam da, ben canlara, canım bana yük geldi; dedim ya yinede kavanozum dolmadı,  kum değil, çakıldı hayat dolmadı.

95 yaşında, beş yaş çocukluğuma indim ama eski çocukluk arkadaşlarım yok, hepsi çekip gitmişler o eski vapurumda, ben yalnız kalmışım; bu “Al satalım, bal satalım” oyununda.

100 yaşında 1 yaşıma indim; ben yine o kundağa sarılan bebek, ben yine sıfırsız tek rakam, yani 1‘im.  Ve meğer bir türlü dolduramadım hayat kavanozum, kavanoz dipli bir dünya imiş be cancağızım. Bak işte beyaz kundağım, beyaz kefenim oldu şimdi, kuş gibi bedenim ise uçup giden bir güvercin. Elveda derken şu kışlı bahçe dünyaya, çıktım doğmak denen kundağımın içinden, geçtim ölmek denen kefenimin içine; son bi kez dönüp baktım dünyaya, şu içini bir türlü dolduramadığım kavanozumu boşaltıverdim, içinden henüz çıktığım beyaz kundağıma. Sonra geçtim beyaz kefenimle Hakk evim, Hakk dünyama; ebedi ve engelsiz evim, çakıl değildi o, kumdu doldu mezarıma; veeee işte yalan dünyada bir kavanozu dolduramadım amma mezarıma enine boyuna kendimi doldurdum cancağızım.

Bakalım bu dünyada götürdüğüm valizimle, ahret kavanozumu ne kadar doldurabileceğim halcağızım? Şimdi anladın mı, halimiz ne kadarda hal-siz-lik-tir cancağızım! DİLEK EJDER

 

 

Share
394 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

8+6 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Kötü arkadaşlardan ayrıl!

    17 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Kötü arkadaşlardan ayrıl! Şırnak civarında yetişen Velilerden Şeyh İbrahim Hakkı hazretleri “rahmetullahi aleyh“, bir gün fena arkadaşlara aldanan sevdiği bir genci görüp, şefkatli bir sesle; - Görüyorum ki, “Allah adamları” ile görüşmekten sıkılıyor, zenginlerle, dünyaya düşkün olanlarla bulunmak istiyorsun, buyurdu. Delikanlı mahcup bir eda ile önüne bakıyordu. Devam etti: - Aman oğlum! O kötü arkadaşlarla düşüp kalkmak, insanı sonsuz felakete götürür. Onların yağlı, tatlı yemekleri, zehir gibi gönlü öldür...
  • ÜNLÜLERİN KUAFÖR’Ü TAYFUN BAKIRHAN MAGAZİN GÜNDEMİ PROGRAMINA KONUK OLDU !

    16 Mayıs 2017 HABER ÖZEL, KÖŞE YAZARLARI, SÜRMANŞET

    Ünlülerin kuaför'ü Tayfun Bakırhan ,hafta içi hergün yayınlanan magazin gündemi programında Kadir Balık'ın konuğu oldu. Programda çalışmalarıyla ilgili konuşan Bakırhan ,herşeyin gayet iyi olduğunu ve  devam ettiğini söyledi. Yakında  kendi sponsorluğunda  önemli bir projeyle hem medyada hemde  hayranlarının karşısında olacağınıda ifade etti.  ...
  • ETNOSPOR ETKİNLİKLERİ

    16 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    ETNOSPOR ETKİNLİKLERİ İstanbul Yeni Kapı'da 11-14 Mayıs günleri, ETNOSPOR KÜLTÜR FESTİVALİ etkinlikleri düzenlenmiştir. Bu festivalin yapılmasını amaçlayan, kurum; hedeflerini şöyle açıklamaktadır, Dünya Etnospor Konfederasyonu, geleneksel sporların günümüzde yaşatılması ve uzmanlaşması için her türlü spor faaliyetini destekler. Geleneksel sporları var eden kültürel mirası, toplumun zenginliği olarak görür ve bu mirası korumayı görev bilir. Dünya Etnospor Konfederasyonu, çocukların eğitiminde önemli bir yere sahip olması hasebiyle sportif o...
  • Kemiğe yazılan yazı

    15 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Kemiğe yazılan yazı Sa’d bin Ebi Vakkas, Kûfe vilayetine, Vali olup, ev yapmak arzu etti kendine. Arsa bulup, istedi onu satın almayı, Lakin bir mecusiye aitti yarı payı. Çağırıp buyurdu ki: (Bu hisseni bana sat!) Cevaben; (Satmam) dedi mecusi ona fakat. Para verdi ise de değerinden pek fazla, Yanaşmadı mecusi satmaya yine asla. Dediler ki: (Efendim bir mecusi kimseye, Ne lüzum var bu kadar fazla ısrar etmeye. Siz bugün valisiniz, o, mecusi bir kişi, Parasını vererek, bitirin hemen işi.) Mecusi bunu duyup, evine gitti h...
UA-36507442-2