logo

Kıyametin Kopuşu ve Cenabı Allah’a Yönelişimiz


facebook
Mehmet KIZILKAYA
memoeemuh@gmail.com

O insanların hepsi de, kıyamet günü vaktinde O’na, sadece tek başlarına, yapayalnız geleceklerdir. (Meryem Suresi, 95)

 

O gün kıyamet günü büyük bir uğultunun sesiyle kopmuştu, öyle ki adeta gök yarılmış binlerce parçaya ayrılmış gibiydi. Yer toprak her şey her yer dümdüz bir hal almıştı, büyük bir sarsıntının devamıyla durmadan sarsılıyordu. Kimileri etrafına bakıp duruyor, kimileri şoka uğramış bir şekilde bir noktaya kitlenmişler, kimileri şaşırıp öylece bakakalmışlardı, kimileri hareketsiz bir şekilde etraflarına bakınıyor, kimileri de sağa sola hızlı adımlarla koşturuyorlar, kimileri de diz çökmüş başlarını ellerinin arasına almış bekliyorlardı. Çocukların yüzleri, saçları, bedenleri korkudan bembeyaz oluvermişti. Hamile olan kadınlar o korkuyla çocuklarını düşürüyorlardı. İnsanlar o anda adeta sarhoş olan bir insandan farksız bir şekilde şuursuzca etrafa koşturup duruyorlardı. Tabi onun da yüreği neredeyse yerinde fırlayacak bir hal almıştı. Bedeninden soğuk soğuk terler dökülüyordu. Dünyadayken sorgunun, sualin ve de kıyametin sözlerini durumunu çok duymuştu. Lakin mahşerin meydanındaki o korkunun, o ürpertilerin ve de o bekleyişlerin bu denli dehşet vereceğini hiç ama hiçbir zaman düşünememişti. Burada herkes kendi sırasını beklemekte olup, sırası gelen herkesin hesabı vermek üzere çağrılmaktaydılar. Tabi o an da onun da ismini yüksek bir sesle okudular. O an kötü bir duruma girdi. Sağına bir de soluna bakıp durdu. O an dudakları titreyerek “Beni mi çağırdınız?” dedi.

 

Kalabalık o anda öyle birden yarılmış ki, önünde kocaman uzun bir yol açılmıştı. O an da iki kişi kollarına girip, sımsıkı tuttular. Bunlarında mahşer meydanından gelen görevlilerin olduğu da tam olarak belliydi. O kalabalığın arasından şaşkın bir durum ve de bakışlarla yürümeye devam etti. Merkezi olan bir yere gelmişlerdi. O an görevliler de yanından hızlıca uzaklaştılar. Tabi onunda başı önündeydi. Başını kaldıramıyordu. O an hayatının bütün saatleri, bütün saniyeleri, yaşadığı tüm her şey gözlerinin önünden geçiyordu. Bir an “Şükürler olsun.” dedi, kendi kendine ve de o an devam etti;

 

“Dünyaya geldiğimde, gözlerimi dünyaya açtığım ilk evimizde, dinini en güzel şekilde yaşamaya çalışan insanlarla karşılaştım. Ailem ibadetlerini yapıyor. Babam ibadetlerini her zaman azami bir şekilde dikkat ediyor, çevresinde ki insanlarla, arkadaşlarıyla dini sohbetleri hiçbir zaman kaçırmıyor, kendi kazandığı malları her daim İslam yolunda harcamaktaydı. Bende her zaman onlar gibi olmaya çalıştım. İbadetleri hiçbir zaman yapmadım, lakin haram olan her şeyden kaçındım, ibadet arasında olan namazı hiçbir zaman kılmadım, namazları her daim yaşlılığıma erteledim. “Günü gelince nasıl olsa ben yaparım deyip her zaman geçiştirmeye baktım. Bunun dışında da her zaman çalışmaya baktım, sürekli olarak çalışayım, para kazanayım düşüncesiyle kalkıp yatardım. Her zaman çok iyi bir insan olmaya çalıştım. Hiçbir şeyi ezmedim, üzmedim. Karıncayı bile incitmedim.”

 

O kıpkırmızı olan yanaklarından gözyaşı süzülmeye başlarken, “Rabbimi seviyorum, en azından sevdiğimi zannediyorum…” diyordu. Fakat bir taraftan da “ Ben O’nun için ne yapsam az, cenneti olan o muhteşem yeri kazanmama yetmez. Tabi tek sığınağım Cenabı Hakk’ın bağışlanması ve de rahmeti…” diye düşünmeden edemiyordu.

 

Tabi hesap sürdükçe sürüyordu. Boncuk boncuk olan terler dökülüyordu. Adeta sırılsıklam bir hal almıştı, müthiş bir şekilde titreyip sürekli olarak terliyordu. Elindeki hesap kitabı de her ne hikmetse sürekli olarak yaptıklarının en ince ayrıntısına kadar hepsini sayıp döküyordu. O an gözlerinin ikisi de terazinin ibresine pür dikkat takılmış, neticeyi bekliyordu. Sonunda beklenen gelmişti. Sonunda hüküm verilmişti. O an oradan çıkarıldı. Eski bulunduğu yere getirildi. Biraz sonra görevli olan meleklerde, mahşer meydanında ki o kalabalığa döndüler. Öncelikli olarak kendisinin ismi okunmaya başlandı. Sürekli olarak titriyordu. Artık ayakları tutmaz olmuştu. O an neredeyse yere yığılıp kalacaktı. Heyecandan gözlerini kapatmış, birazdan okunacak olan hükme kulak kesmişti adeta.

 

Mahşeri olan kalabalıktan yüksek derecede uğultular yükseliyordu. Kulakları yanlış mı duyuyordu acaba? O an ismi “cehenneme gidecek” yani “cehennemlikler” listesinde yer almıştı. O an da yıkılmıştı. Dizlerinin üstüne yığıldı. Şaşkınlıktan öylece dona kalmış bir vaziyette duruyordu. Kendi kendine bağırıyordu “Hayır Olamaaaazzz!” diyerek. O an bir sağa bir sola bir öne bir geriye koşturup duruyordu. “Ben nasıl cehennemlik olurum ki?” Hayatım boyunca herkes çok iyi davrandım, çok iyi bir insan oldum, kimseleri incitmedim, hiçbir zaman haram yemedim. O an gözleri sağanak olmuş, titrek olan vücudunun hepsini ıslatıyordu. Görevli olanlar geldiler ve o an kollarından tuttular ve de kalabalığı yararak onu alevleri göklere kadar yükselen cehennem ateşine doğru götürmeye başladılar.

 

Öyle bir çırpıntı ile çırpınıyordu ki anlatılmaz. Durmadan çırpınıyordu…

 

Bir kurtuluş yolu yok muydu? Yardım edecek olan biri ya da birileri çıkmayacak mıydı acaba? Dudaklarının arasından çıkan kelimelerin tamamı kırık dökük, adeta yalvarmayla karışık bir şekilde dökülüyordu… “Hayatım boyunca insanların hepsine iyilik yapmaya çalıştım, iyilik yaptım” diyerek bağırıyordu. Adeta bağıra bağıra, çığlık atarak yalvarıyordu. Göklere yükselen cehennem ateşine yaklaşmışlardı. Başını hep geriye çeviriyordu. Öyle ki bu onun son olan çırpınışlarıydı.

 

O çığlık atarken, haykırırken ve de yerlerde sürüklenirken görevliler hiç durmadılar. Yürümeye sürekli olarak devam ettiler ve sonunda onu dipsiz olan cehennem ateşinin yandığı çukurun başına getirdiler. Yanmakta olan ve de sürekli olarak yanan o alevlerin harareti yüzünü yakmıştı. Son kez dönüp geriye baktı. Adeta gözyaşları tamamen kurumuş, ümitleri tamamen sönmüştü. Başını önüne eğdi. Kollarını sıkan parmaklar bir bir çözülmeye başlanmıştı. Görevlilerden biri o an öyle bir şey yaptı ki çığlıklar her yeri inletti. Görevlilerden biri onu o cehennem ateşine iti verdi. Kendi bedenini birden bire kocaman alevlerin içerisinde buldu. Alevlerin içerisine doğru düşüyordu. O an cehennem ateşi yanmakta olan çukurun tam da ortasındaydı. Her taraf da kendisi gibi çırpınmaya çalışan, kurtulmaya çalışan, ağlayan, bağıran ve de yalvaran insanlarla doluydu. Herkes çılgınca yanmakta olan bu cehennem ateşinden biran önce kurtulmaya çalışıyordu. O sırada cennet olan insanlar şu konuşmalar duyulmaktaydı.

 

Cennette olan insanlar, cehennem ateşinde yanmakta olan insanlara şöyle sesleniyorlardı:

 

“Sizleri şu cehennem ateşine sürükleyip iten şeyler nedir?”

 

Onlar da: “Bizler namaz kılanlardan değildik” dediler.  “Yoksulları hiçbir zaman yedirmezdik”.

 

“Batıla ve de tutkulara sürekli olarak dalıp gidenlerle beraber bizlerde dalıp gitmeye razı oluyorduk.”

 

“Din (hesap ve de ceza) gününün olmadığını ve de o günleri hep yalan sayıyorduk.”

 

Ve “Sonunda kesin ve kesin olan ölüm bizlere gelip çattı.”

 

Tabi o insanlar için de şöyle denilmektedir:

 

Artık, şefaat edenleri şefaati onların hiçbirine yarar sağlamaz. (Müddesir Suresi, 42 ve 48)

 

Aslında insanoğlu kendilerini çok iyi zannederken işte böyle de samimiyetsiz olabiliyormuş.

 

Ey insanoğlu dikkat ederseniz neden cehennemdesin diye sorulduğu zamanda verilen ilk cevabın da “bizler namaz kılanlardan değildik” demeleri çok dikkat çekicidir. Bir insan bütün hayatı boyunca alnını bir kere olsun Cenabı Yaradan olan Allah için yere koymadıysa nasıl ve ne durumda samimi bir kul olarak beklenilebilir ki? Ayrıca şunun da bilincinde olmamız gerekir. Yapılan her iyilik Allah için değil de insanlar için yapıldığında bunun Allah katında ne değeri oluyor? Ahiretiniz için yaşamayıp sürekli olarak dünya için çok çalışınca ahiretiniz için ne değeri olur ki?

 

Yukarıda belirttiğim insanın kendisini çok iyi kalpli ve de cennetlik görürken tüm hayatı boyunca hiçbir zaman namaz kılmamış, kutsal kitap olan Kuran’ı Kerim’i okumamış, dini anlatmamış, Cenabı Hakk için hiçbir şey yapmamış olmuyor mu?

 

İnsanların çoğu dünya için yaptıkları her şeyin ahrette onları kurtaracağı düşüncesindedirler. İnsanların kendilerini sürekli bir şekilde temize çıkarırken işte böyle bir anda kitabı sağdan beklemeye başlarken böylece soldan alıyor, kendilerini cennetlik zannederken ebediyete kadar cehenneme atılıyor.

 

Peki burada Cenabı Yaradan olan Allah’ın adaletine kimse ses çıkarabilir mi? Bütün hayatları boyunca Cenabı Hakk’ı unutmuş olan bir insanın orada nasıl olur da affedilmeyi bekleyebilir ki?

 

Yüce Yaradan’ımız olan Allah der ki;

 

“İşte böyle, sana ayetler gelmişti, fakat sen onları tamamen unuttun, bugün de sen işte böyle unutulmaktasın.” (Taha Suresi, 126)

 

 

“ Mehmet KIZILKAYA “

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Share
729 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+10 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Ateşin Yakmadığı Peygamber!HZ. İBRAHİM..

    22 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Ateşin Yakmadığı Peygamber!HZ. İBRAHİM.. İbrâhim aleyhisselâm putlarını paramparça ettiği cahil kavminin hâlâ putların âcizliğini göremeyip akıllarını kullanmamaları karşısında hayretler içinde kaldı ve onlara, “Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yuh olsun! Hala aklınızı başınıza almayacak mısınız?” diye seslendi. Buna karşılık kavminin önde gelen zalimleri: “..’Eğer bir şey yapacaksanız, İbrâhim’i ateşe atıp yakın, böylece ilahlarınıza yardım edin!’ dediler.” Böylece zalimler Hz. İbrâhim aleyhisselâm hakkında tuzak kurup plan yaptılar...
  • Milletin Akıl ve Feraseti Darbeye Dur Dedi

    21 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Akıl, düşünme, muhakeme ve doğruyu yanlıştan ayırma melekesi olmakla beraber, bunun fert olarak herkeste aynı olması gerekmez. Burada esas olan aklı iyi ve yerinde kullanabilmektir. Bu da aynı zamanda bir metot ve yöntem bilim işidir.   Akıl, ister Descartes’in dediği gibi bazı fikirleri ister birlikte getirsin, isterse getirmesin; bu meleke eşya ile münasebetlere girdikçe yani tecrübe kazandıkça gelişir; muhteva kazanır. Mühim olan bu muhtevayı nasıl ve nereden kazandığıdır. Aklın çalışması, zihnin faaliyeti demektir. Zihnin çalışma...
  • ŞİKE MEDYAYA DÜŞTÜ “Urfaspor’a yapılan haksızlığın bedeli ödenmeli”…

    21 Temmuz 2017 HABER ÖZEL, KÖŞE YAZARLARI, MANŞET, Şanlıurfa, SÜRMANŞET

    Spor bir moral, bir beraberlik, bir milli duruş ve dayanışma kültürüdür. Şanlıurfa nın 1969 dan bu yana profesyonel futbol liglerinde oynayan futbol takımı Urfaspor, maalesef uzun yıllardır siyasi entrikalara ve ikballere alet ve kurban edilmektedir. Spor bedensel fonksiyonlara kolaylık ve sağlığa zindelik ve enerji katan, kural ve centilmenlikle bütünleşmiş hareketler organizasyonudur. Şanlıurfaspor 2016-17 dönemi Futbol Federasyonu lig maçlarında istenilen başarıları elde edememesine rağmen, yinede Şanlıurfa halkı tarafından sevgi ve...
  • BİNDİRİLMEDİĞİ TRENE MAKİNİST OLDU

    21 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba ile tanışıklığımız, Şanlıurfa SSK Başhekimliği döneminde başarılı hizmetlere imza attığı yaklaşık 20 yıl öncesine dayanır. Anadolu Ajansı’ndan 1998 yılında emekli olduktan sonra Şanlıurfa’ya dönüp çıkardığımız yerel gazetede Fakıbaba’nın güzel çalışmalarını sık sık kamuoyuna duyurduk. 2004 yılında AK Parti’nin Şanlıurfa Belediye Başkan adayı olduğunda da yine Fakıbaba’nın yanındaydık. O zamanlar aramızdan su sızmıyordu. Ta ki belediye başkanı seçildikten sonra bir köşe yazarımızın yaptığı el...
UA-36507442-2