logo

reklam

Kıbrıs’ta “insan harası” (2)


twitter
Prof.Dr.Ata ATUN
ata@kk.tc

Rumlar ve baryaları (aralarından su sızmayan dostları) Avrupalılar nüfus aktarımı konusunda 20. yüzyılın başında Anadolu’dan, Yunanistan’dan ve Ortadoğu’dan Kıbrıs adasına, İngiliz Sömürge Yönetiminin teşviki ile Ortodoks Rumların göç ettirildiğini ve adanın nüfus dengesini nasıl Rumların lehine bozulduğunu hiç bilmezlikten gelirler, hafızaları adeta kilitlenir ve bu tür olayları hiç hatırlamazlar, kitapları da yazmaz nedense.

Anastasiadis’in ve danışmanlarının hastalıklı beynine göre yeni kurulacak sözde “ortak devlet”te Türk Kurucu Devleti (Rumların değerlendirmesine göre devlet değil eyalet) ile Rum Kurucu Devleti arasında hiçbir şekilde sınır hattı ve geçiş yerleri olmayacak, isteyen isteği yerden girip çıkacak eyaletlere ama Türklerin nüfusu, aynen “İnsan harası” kitabında olduğu gibi sıkı bir kontrol altında olacak. Nüfus artışının ne kadar olacağına da Rum yöneticiler karar verecek(miş). Herhalde evli her Kıbrıslı Türk’ün evinin yatak odasının girişine bir Rum denetleyici dikecekler ki dörde bir oranını sıkı sıkıya kontrol altında tutabilsinler.

Sadece bu saçma ve ırkçı-sapık fikirli kural bile- eğer bir şanssızlık olur da ortak bir devlet kurulursa, -kendilerini tüm adanın sahibi sanan Rum çoğunluğun yasal yolları kullanarak yaratacakları ne denli baskılar altında olacağımızı apaçık ortaya koymaktadır.

Yurt dışında yaşayan Kıbrıslı Türklerin sayısı tam ve net olarak bilinmiyorsa da, -ki bu bizim kendi hükümetimizin büyük ayıbıdır. Bütün temsilciliklerimizi bulundukları ülkede yaşayan Kıbrıslı Türklerin nüfuslarının tespiti için görevlendirmeli ve sıkı bir çalışma içine sokmalıydı-

Birleşik Krallık İçişleri Bakanlığı (Home Office) 2011 Şubat ayında parlamentoya gönderdiği resmi yazıda, İngiltere’de yaşayan Kıbrıs Türk kökenli olan Türklerin sayısının 300 bin civarında olduğunu ilk kez resmen açıklamıştı.

Günümüzde sadece İngiltere de yaşayan Kıbrıslı Türklerin sayısı, batı ülkelerinde yaşayan Türklerin ortalama yıllık yüzde 1.4’lük nüfus artışı esas olarak alınırsa herhalde 320 bine ulaşmıştır.

Gerçekte 1931 yılında Kıbrıs’ta yaşanan isyandan sonra Kıbrıslı Türklerin hayatı zorlaşmaya başlamış ve gelişmeler göç etmek fikrini yavaş yavaş insanlarımızın aklına sokmuş. Özellikle de 1950 yılında Makarios’un Başpiskopos seçilmesi sonrasında geçim zorluğu çeken birçok Kıbrıslı Türk köylüsünün toprakları, Kıbrıs’ın en zengin şirketi konumunda olan Rum Ortodoks kilisesinin kalbi ve beyni olan Çikkos manastırının mali desteği ile tefeciler tarafından, ödeyemedikleri borçları karşılığında ellerinden alınmıştı. Diz boyu olan işsizlik ve parasızlık o dönemde en çok da Kıbrıslı Türkleri etkilemiş ve şu veya bu nedenle geleceğini yitiren veya da karanlık gören binlerce Kıbrıslı Türkler adeta zorunlu göçü çare olarak görmüş ve adayı terk etmişti.

EOKA’nin estirdiği terör, savunmasız sivil Türklere acımasızca yaptığı saldırılar, Türklere kapatılan iş kapıları nedeni ile Kıbrıslı Türkler arasında büyük boyutlara ulaşan işsizlik, 1963 yılına değin göçü tetiklerken, 1963-1974 yılları arasında yaşanan soykırım göçün daha da artmasına neden olmuştu. Özellikle Makarios Hükümeti’nin çaresiz kalan Kıbrıslı Türklere ve

özellikle de gençlere ada dışına göç etmeleri ve bir daha geri dönmemeleri koşulu ile yol parası ve 3 aylık cep harçlığı vermesi, Kıbrıslı Türklerin ada dışına göçünü daha da hızlandırmıştı. Üniversite eğitimi için yurt dışına giden gençlerin büyük bir çoğunluğu da geri dönememişti işsiz kalma olasılığının çok yüksek olması nedeni ile.

Kimi Türkiye’de kalıp çoluk çocuğa karışmayı tercih ederken, kimi de “İngiliz Ortak Refah Topluluğu” üyeleri olan ve yerleşmek için vize veya da çalışma izni istemeyen İngiltere, Kanada ve Avustralya gibi ülkelere göç etmeyi tercih etti o karanlık günlerde…

(Devam edecek…)

Ata ATUN

24 Şubat 2016

Share
294 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

4+8 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • TEVHÎD ve MÂRİFET

    17 Ocak 2017 KÖŞE YAZARLARI

    TEVHÎD ve MÂRİFET Tevhîd, kadîm olanı (başı ve başlangıcı olmayanı), hâdis (sonradan) olandan ayırmak ve bundan (hâdis olandan) O’na (kadîm olana) yönelmektir. Kadîm olan yalnızca Allah Teâlâ olduğu için, tevhîd yalnızca O’nu görmek ve O’nu duymaktır. O’nunla birlikte hâdis olan şeyleri ve hatta kendi varlığını da görüp hisseden bir kimse, farklı mahiyetteki iki şeyi görüp duyduğu için tevhîd’ten uzaklaşmış ve ikiliği kabul etmiş olur. Kadîm ile hâdisin mahiyetleri birbirinden farklı oldukları için, hâdisin özellik ve sıfatları olan şekillilik...
  • Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi ve “Başkanlık Sistemi”

    17 Ocak 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    Başkanlık sistemi yeryüzünde modern olup demokratik siyasetin zeminini en iyi şekilde kabul edendir. Siyasi düzlemde “Başkanlık Sistemi’ne” bakıldığı zaman Türkiye Cumhuriyeti milletinin egemenliğine yaslanan demokratik bir yönetim şeklidir. Bundan dolayı başkanlık sistemi, parlamenter sistem ve yarı olan başkanlıkla beraber modern demokratik bir yönetim sistemini ortaya koymaktadır.   Başkanlık sistemi diğer sistemlerin hepsinden apayrı ve doğru olan bir yönetim sistemidir. Başkanlık sistemi, yarı başkanlık ve parlamenter sistemlerden ço...
  • Cenevre depremi

    17 Ocak 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET, SÜRMANŞET

    Bir hafta öncesinden Yunanistan Dışişleri bakanı Nikos Kocias tarafından sabote edileceğini yazdığım ve televizyonlarda da dile getirdiğim Cenevre Konferansı sonrasında, Rum lider Nikos Anastasiadis’in twitter mesajlarına göz attım, Rum tarafında neler olup bittiğini ve nelerin konuşulduğunu öğrenmek için. Bu yazımı yazana kadar Rum lider Nikos Anastasiadis’in attığı son yedi tweet aynen aşağıdaki gibi. 1 Aralık günü, Kıbrıs için yapılacak müzakerelerde karar almak yönünde sorumluluk aldım. Sonuçlar bu kararı desteklemektedir. Garantilerin...
  • İbretlik

    16 Ocak 2017 KÖŞE YAZARLARI

    İBRETLİKTİR KESİNLİKLE OKUMALISINIZ Adamın biri bir gün bahçesinde otururken Hayvan dışkısından top yapan bir böceği görmüş, böcek pisliği ayakları ile yuvarlayarak giderken içinden şöyle geçirmiş: - Ey Allahım! Her şeyi çok güzel çok hoş yaratmışsın da, şu böceği sırf pislikle uğraşsın diye mi yarattın? Aradan bir kaç ay geçmiş adam umarsız bir hastalığa yakalanmış. Derdine kimseler çare bulamamış. En sonunda bilge bir doktor ''Bak demiş bazen bahçelerde gezen bir böcek olur ayakları ile pislik yuvarlar işte o yuvarladığı pi...
UA-36507442-2