logo

Kıbrıs Türkü beceriksiz mi?


facebooktwitter
Yurdagül BEYOĞLU ATUN
yurdagulbeyoglu@hotmail.com

Değerli araştırmacı yazar ağabeyimiz Nazım Beratlı’nın son yazısını okuyunca birkaç duyguyu birden yaşıyor insan…

“Öfke, utanç, özeleştiri” gibi hissiyatlarımızın arasında en baskını utanç…

Sayın Beratlı’nın yazısını hatırlattıktan sonra neden utandığımı açıklayacağım;

“Şimdi ‘Su Uzmanı’ yok diye kafamıza vururlar değil mi? Var… Bakın yazının başına… Manchester Instıtude of ScienceandTechnology’yi bitirdi, master yaptı, Su mühendisi… Orhun Aşıkoğlu… Adama ilk okul öğretmenliği teklif ettiler, çünkü Allah bilir kimin adamını mühendis alacaktılar su dairesine, çekti gitti İngiltere”de yaşar… Bırakın KKTC”yi, Türklüğünden nefret eder hale geldi… Doktorasını da yarım bıraktı, Türkiye’ye gitmem, diyerek…

Bir örnek daha vereyim mi? Bu ikisinin ablası Bilge Aşıkoğlu… DAÜ”de barınamadı… Adamı yoktu, kimya doçentine fizik dersi ver diye baskı yaptılar. Defolsun gitsin, birine yer açılsın diye herhalde… Gitti ABD”de Kansas üniversitesinde Kimya Profesörü oldu… Şimdi Colarado Üniversitesi’nde çalışır…

Bu ‘Şahap’ın adı kimin adıdır? Biliyor musunuz? Adı, doğduğu günlerde kaybolan eniştemin teyze oğlu Şahap Şemiler”den gelmedir… Kemal Şemiler’in günü olsa, düşünün bakalım neler olurdu! TMT”ysa, TMT yani, UBP ise UBP… Ama çocuk üniversite hocası, Maltepe Üniversitesi Turizm Bolum Başkanı ve Rektör Danışmanı idi, siyasetle ilgisi yok, işini yapıyor. Bunu da sittir edecekler, gitsin İngiltere’de profesör olsun… İsteyen batsın, isteyen çıksın…

Lefkeliler, bu çocukları tanımıyorsunuz… Çünkü, sinsilemizi guruttular! Kabahatleri de iyi eğitilmiş olmak… Lefke’de evleri de vardı, barkları da… Nenemden kalan ev yıkıldı, çocuklar memlekette değiller ki gelip baksınlar. Aç mı bekleyeceklerdi?

Köylü kurnazlara bunları yedire yedire rezil olduk… Sonra da utanmadan, ‘Yetişmiş adamımız yok’ diyoruz! Var… Var ama onlara sahip çıkacak maçası sıkan adam yok…”

Yetişmiş adamımız var gerçekten de… Hem de hiçbir ülkede olmadığı kadar çok var. Yazık ki gerekli şartları sağlayamadığımız için yaşamlarını yurtdışında sürdürüyorlar.

Birkaçı merhum olmuş değerlerimizi hatırlayalım mı?

Tanışma şerefine nail olamadığım ancak aynı soyadı taşımaktan gurur duyduğum kayınpederim Prof. Dr. İ. Hakkı Atun. Ankara Hacettepe Üniversitesi’nde yıllarca kürsü başkanlığı yapmış, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nin kurucu rektörü, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nin kurucu Dekanı, 1952 yılında Elazığ’a Veteriner Araştırma Enstitüsünü kuran değerli bir bilim adamı… Dünyanın birçok yerinde imzası bulunan örnek bir Kıbrıslı…

Yine aynı aileden Profesör Rifat Atun… Sağlık sistemleri üzerine önemli çalışmaları bulunan Atun, dünyaca ünlü Harvard Üniversitesi’nde bölüm başkanı. Dünyanın pek çok ülkesinde

sağlık sistemi üzerinde çalışmaları olan ve önemli başarılara imza atan Profesör Rifat Atun, Harvard Üniversitesi’nde, Küresel Sağlık Sistemleri Bölümü Başkanlığı’nı yürütüyor.

Amerika’da Utah State Üniversitesi’nde görevli Profesör Dr. Bedri Çetiner, mühendislik dünyasında devrim olarak nitelenen, gelen sinyallere göre kendini değiştirebilen “akıllı anten” geliştirmiş. Yaptığı büyük buluşlardan dolayı bir casino online milyon Dolar araştırma ödülü alan Prof.  Dr. Bedri Çetiner, Akıncılar köyünde doğan Kıbrıslı bir Türk. Gelen sinyallere göre kendini değiştirebilen anten geliştiren ve dünyada ilk olan bu buluş, mühendislik dünyasında bir devrim olarak görülüyor.

Değerli Hocamız Prof. Vamık Volkan…Viyana’da Dünya Psikiyatri  Birliği tarafından Sigmund Freud ödülüne de layık görülen Prof. Volkan, Türk-Amerikan Nöropsikiyatri Derneği, International Society of Political Psychology, American College of Psychoanalysts ve değişik kurumların başkanlığını yaptı. Nobel”den sonra dünyada psikoanaliz dalında önemli çalışmaları olanlara verilen “Mary Sigourney Psikoanaliz Ödülü”ne de layık görülen Volkan, bu ödülü alan ilk Türk bilim insanı.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Sennaroğlu, halk arasında “biyonik kulak” olarak bilinen “koklear ve beyin sapı implantı” ile işitme engellilere derman olmasıyla dünyada ilkler arasına girdi. Prof. Dr. Levent Sennaroğlu da, Eski Bakanlarımızdan Onur ve Nazif Borman’ın oğulları Prof. Dr. Hüseyin Borman gibi mesleğini Türkiye’de sürdüren Kıbrıslı Türk hekimlerimizden.

Değerlerimiz saymakla bitmeyecek… Literatüre geçmiş 19 buluşu olan Rahmetli Prof. Dr. Med. Alpay Kelâmi’yi, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde ve Kanada McGill Üniversitesi”nde öğretim üyeliği yapan Niyazi Berkes’i, değerli siyaset adamı Alpaslan Türkeş’i unutmak mümkün değil.

Bu isimler gibi niceleri dünyanın dört bir köşesinde görev yaparken ve onlarca eğitimli insanımız varken, “beceremeyiz” teslimiyetçiliği canımızı daha da yakıyor. “Niçin kendi bağrından kopanlara dünyanın sağladığı şartları sağlayamıyor bu ülke” sorusunun yanıtını ise “düzgün olmayan düzenin” ana arteri “partizanlıkta” aramak mümkün.

Dünyanın en başarılı ilim adamlarını yetiştiren bu ülke-nüfusa oranlandığında daha iyi anlaşılabilir-  birbirinin eteğini çekmekten ve acizlik edebiyatı yapmaktan haz duyar hale gelmiş. Hani fıkradaki misal; Cehennemde, her ülkenin kapısında kaçmasınlar diye zebani bekliyor, Kıbrıslınınkinde yok! Bu durum diğer ülkelerin dikkatini çekiyor, soruyorlar, ‘neden onlara da bekçi koymadınız, ya kaçarlarsa?’ Yanıt, “Onlar kaçacak olduğunda diğer Kıbrıslı ayağından çeker, dolayısıyla gerek yok bekçiye!”

***

Not: Cumhurbaşkanımızın, Turizm Müsteşarı Şahap Aşıkoğlu’nun yerine Kemal Deniz Dana’nın atanmasını, “turizmden anlamıyor” gerekçesiyle onaylamamasını sosyal medyadan “Sayın Şahalitarımdan ne kadar anlıyorsa, sayınDâna da turizmden o kadar anlıyor” sözleriyle eleştirmiştim ancak her zaman liyakat sistemini savunan biri olarak söylediklerimin yanlış olduğuna kanaat getirdim. Cumhurbaşkanı diğer onaylarında hata yapmış, farklı kıstasları baz almış olabilir ancak biliyorum ki “iki yanlış bir doğru etmez.” İşte o yüzden utandım değerli ağabeyim Dr. Nazım Beratlı’nın yazısını okuyunca…

Share
4628 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

1+4 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
  • “Ayaq səsləri”- hər kəsin həyatından bir pay…

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

        “Ayaq səsləri” adlı psixoloji romanın bəlkədə müəllifdən sonra oxuduğu ilk insanam. Roman digər romanlardan fərqli olaraq öz həyat hekayəsi ilə fərqlənir. Hər şey elə müəllifin qeyd etdiyi” Məqsədə çatmaq üçün hər şeyə hazır olmalısan”, kəlməsindən başlayır desəm yanılmaram. Həyatın hər bir üzüylə zaman keçdikcə tanış oluruq. Ən çətin omür fəslimiz qocalıqdır desək yəqinki, bir çoxları məndən inciməz. Bir qadına aşiq olub,onu ömrünün sonuna kimi gözləmək hər sevənin həddi deyil. Elə ordaca illər əvvəl söz verdiyi skmayada əyləşm...
UA-36507442-2