logo

reklam

İYİ OLMAK YETMEZ


facebook
Hatice ERTÜRK
eflatunyagmur@hotmail.com

İyilik hemen herkesin ihtiyaç ve özlem duyduğu, sempati ile yaklaştığı, etrafında görmek, bulmak istediği, eksikliğini hissettiği, zaman zaman yokluğundan, zaman zaman varlığından yakındığı Bir çok insanın içinde var olan gerekli, güzel bir olgudur.

 

Peki aslında iyilik nedir, iyi olmak ne demektir? İyiler mutlu mudur? Sadece iyilik bu karmaşık dünyanın düğümlerini çözmek için yeterli midir? İyilik her türlü sıkıntıyı çözer mi?

 

İyilik gönülden gelen dolayısıyla samimi, sıcak, menfaatsiz, çıkarsız, beklentisiz, vicdan ve merhamet kokan, iyileştirici, sorun giderici, kaynaştırıcı, yakınlaştırıcı, art niyetsiz maneviyat içerikli her türlü duygu, düşünce, niyet ve eylemler bütünüdür. İyi bir insan demek de bu bakış açısı ve düşünce sistemi ile yaşayan bunları bir yaşam tarzı haline getirmiş insandır. Günümüzde malesef ki bu kavramın da içi olabildiğince boşaltılmış, algılarımızda kargaşa ve karmaşaya yol açan bir biçim kazanmıştır. İyilikle ilgili farklı tutarsız lakin derin düşünüldüğünde kendi içinde tutarlı anlamlı olan zıt görüşlü şu sözler bu durumun alenen göstergesidir. “İyilik yap denize at, balık bilmezse halik bilir.” “İyilik eden iyilik bulur; kötülük eden kötülük bulur.” gibi iyiliği destekleyici, öğütleyici sözlerin yanı sıra “İyilikten maraz doğar.” “Cehenneme giden yol iyilik taşlarıyla örülüdür.” gibi iyiliği reddeden, faydasız gösteren bakış açılarının da olması bundandır.

 

Demek ki iyilik birilerine göre gerekli birilerine göre gereksiz ve zararlı peki böyle güzel bir olgu neden bu şekilde algılanıyor. Yardımlaşma, maddi manevi destek, şefkat, vicdan, içeren bir olgunun tam zıttı olan kötülüğü doğurduğu, kötülüğe götürdüğü fikri ne kadar kabul edilirdir. Bu sözler neden söylenmiş ve birileri neden bunları düstur haline getirmiş olabilir.

 

Nedeni şu çünkü iyiliği başından yanlış anlıyoruz, bir çoğumuz onu sevilmek, sayılmak, onay görmek, kabul edilmek, amacına ulaşmak yolunda düşüncesizce heba ediyoruz, öyle olmadığımız o şekilde düşünmediğimiz halde öyleymiş gibi davranıp kendimize ve başkalarına oynuyoruz, değerlerden, sorumluluk bilincinden bağımsız iyilik yapıyoruz yani bir başkasının sorumluluğunu yüklemeyi iyilik sanıyoruz fakat hem kendimize kötülük etmiş oluyoruz hem o insanın sorumsuzlaşma sürecinde bilmeyerek ona büyük zarar sağlamış oluyoruz. Bir arkadaşımız bizden ailesine yalan söylememizi istediğinde iyilik namına olabilir diyoruz fakat hem aileyi kandırmış hem de belki arkadaşımızın kötü bir işini desteklemiş ve o işe alet olmuş oluyoruz. Burada hayır ben yalan söyleyemem üzgünüm başının çaresine bak desek çok daha büyük bir iyilik yapmış olacağız malesef bunu düşünemiyoruz. İyilik maksadı ile birinin hakkını başka birine veriyoruz fakat birini güldürürken diğerini ağlatıyoruz bir uçtan iyiliği yakalarken diğer taraftan kötülüğü peşimize takıyoruz. Ve bazen de iyilik yaptığımız kişi yahut kişilerden iyilik görme arayışı düşüncesi içine giriyoruz iyiliğin sadece bizi bağladığını içimizden geldiği için yapıldığını düşünemiyor bundan dolayıyoruluyoruz, üzülüyoruz, kızıyor vede söyleniyoruz iyiliğin beklenti gerektirmediğini zihnimizde çözemiyor o lüzumsuz iplerle mumyalanıyoruz. Her insanın bizim gibi olmadığını anlamıyoruz. Bütün bunlar ve bu tarz örnekler kişiler arası kırgınlıklara, zedelenmiş ilişkilere, yıkılan inanç ve değerlere yol açıyor böyle olması da “İyilikten maraz doğar.”sözünü doğal olarak doğruluyor.

 

Demek ki iyi insan olmak -sadece iyiliği düşünmek art niyetsiz olmak- sıkıntıları aşma, mutlu olma, düğümleri çözme, ilişkilerde başarı, sevilme, sayılma hususunda tek başına yeterli değil. Demek ki iyiliği eğip büken, yoldan çıkaran, aslından fıtratından uzaklaştıran özünde bizleriz. Demek ki iyiliğin daima aklın klavuzuna, zihniyetlerin açıklığına ihtiyacı var. Demek ki iyilik yaparken bile doğru yapıp yapmadığımızı ve sonuçlarını düşünmek zorundayız. Ne kadar iyi olursak olalım bilinçlenmek, okumak, öğrenmek, yanlışlarımızı düzeltme becerisi kazanmak zorundayız. Beyinlerimizi bulanıklıktan, bakış açımızı sis perdesinden arındırmak zorundayız. Salt iyi olmanın kesinlikle yeterli olmadığını idrak edip çıtaları yükseltmek zorundayız. HATİCE ERTÜRK

Share
461 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

1+8 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

#

İYİ OLMAK YETMEZ” için 1 yorum

  1. hediye akgunes : diyor ki:

    mevlana hazretleri derki;mum olmak kolay degil etrafa isik sacmak icin once yanmak lazim…toplumumuzu bilinclendirmek ogretmek adina yazdigin her harfe her heceye,kalemine emegine saglik can kardesim.iyiki varsin…devam…

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ASLINDA HEPİMİZİN DÖRT EŞİ VAR

    22 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    ASLINDA HEPİMİZİN DÖRT EŞİ VAR Bir zamanlar büyük ve güçlü bir ülkeyi yöneten bir kral ve dört eşi varmış. Kral en çok dördüncü eşini sever, bir dediğini iki etmez, herşeyin en güzelini ve en iyisini ona verirmiş. Kral üçüncü eşini de çok severmiş. Bu güzelliğin bir gün kendisini terk edebileceğinden korktuğu için onu çok kıskanır ve üzerine titrermiş. Kral ikinci eşini de çok severmiş. Kendisine karşı her zaman iyi ve sabırlı davranan eşi, ne zaman bir derdi olsa daima onu yanında bulunur, sorunun çözümünde ona destek verirmiş. Kraliçe ...
  • Yapılan Köprüler “Deli Dumrul” Köprüsü mü? (!)

    21 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET, SÜRMANŞET

    Hani bir hikâye vardır; zamanın birinde Deli Dumrul isminde biri, bir akarsuyun üzerine köprü yaptırır ve bu köprüden geçenden 5 akçe, geçmeyenden de döve döve zorla 10 akçe alırmış. Şimdi de birileri; “yapılan köprüler gereksiz, zarar ediyor, geçmediğimiz köprünün parasını ödüyoruz, bunlar Deli Dumrul köprüsü” gibi ifadeler kullanmakta… Daha önce Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim Köprüleri için yapılan bu trajı-komik eleştiriler, şimdi de geçtiğimiz günlerde temeli atılan “Çanakkale 1915 Köprüsü” için dile getirilmekte... Yap İşlet Devret...
  • CÖMERTLİĞİN BÖYLESİ

    21 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    CÖMERTLİĞİN BÖYLESİ Bir gün, hazret-i Ebu Bekir ile hazret-i Ali mescid-i şerifte oturuyorlardı. O esnada biri girdi içeri. Ancak hazret-i Ali’yi görünce adamın rengi kaçtı birden. Mahcup bir vaziyette çöküverdi oracığa. Hazret-i Ebu Bekir, merakla hazret-i Ali’ye döndü: - Ya Ali! Şu adamı tanıyor musun? - Evet, tanıyorum. - Seni görünce mahcup oldu. Acaba neden dersin? Aliyyül Mürteza tahmin etmişti: - Bana borcu var. Belki ondandır. Hazret-i Ebu Bekir kalktı ve gitti o adamın yanına: - Hayırdır, neyin var senin? - Yok bir şey ...
  • ÇANAKKALE RUHU CANLI TUTULMALI

    21 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, SÜRMANŞET

    ÇANAKKALE RUHU CANLI TUTULMALI Papatya Yayınlarından Mustafa Turan’ın "Destanlaşan Çanakkale"  kitabında anlatılanlara göre, yıllar önce eğitim sistemimizi incelemek üzere Japonya’dan bir heyet Türkiye’ye gelir. İnceleme tamamlandıktan sonra MEB yetkilileri, Japon heyetinden hiç beklemedikleri bir tepki almıştır. Konuk heyetin, dönemin Başbakanı rahmetli Turgut Özal’ın huzurunda dile getirdikleri acı gerçek şöyledir: “Türk eğitim sisteminde milli ruh yok...” Sonra şöyle devam etmişler: “Biz, eğitime şok testler uygulayarak başlarız. Ön...
UA-36507442-2