logo

reklam

İNSANLIK ÖLÜYOR


Orhan ARSLAN
orhanarslanmatoglu@hotmail.com
                    İNSANLIK ÖLÜYOR

                 Yeryüzünde insanoğlunun varlığından itibaren; tüm fikri gelişmeler, hayata dair düşünceler, insanoğlunu mutlu ve huzur içerisinde yaşatmanın teorilerini ve pratiklerini ortaya koymuştur. İlahi dinlerin temel amaçlarından bir tanesi; insanı, insanca yaşatacak olan temelleri ortaya koymasıdır. Hayat felsefesini sunmaktır. Dünya üzerinde insanlık, yeryüzünden kalkınca;  huzur ve barış ortamı olmayınca; yerini ne dolduracaktır? Doğal olarak insanlık dışı şeyler dolduracaktır. Terör, işkence, can alma, hırsızlık, arsızlık velhasıl, düzensizlik. İşte, Dini inanç sistemlerindeki tüm yaptırımlar, emirler ve yasakların amacı; bu insanlık dışı olayların, insanlığa hakim olmasını engellemektir. İslam dini içerik olarak, suçlara karşı; insanlığı korumak adına; geniş, geniş açıklamalarda bulunmaktadır. Müslüman kimliği taşıyan insanlar; eğer bu yaptırımlara karşı duyarsız iseler; onların imani açıdan kendilerini sorgulaması gerekir. İnançlı ve ibadetli olduğunu söyleyen insan; bilerek, isteyerek, iradesi ile; yanlış yapmamalıdır. Yapıyorsa; imanını sorgulamalıdır.

Bu gerçeği anladığımız zaman; mültecinin ne demek olduğunu, açlığın, yokluğun ne demek olduğunu, insanların, başka insanlara neden zulmetme ihtiyacı duyduğunu anlarız.  İnsanı, insan yapan; İnsani kavramları kaybettiğiniz zaman; insanlık dışı, her hareketi beklemek, gerekir.

Hal böyle olunca;  Dini inanç sistemleri,  insanlık dışı davranışlara giden bütün yolları tıkamak, gerektiğine inanır.  Burada önemli olan; sitemin pratikte yaşanmasıdır. Bunun tam tersini iddia eden fikir sistemleri de, olmuştur. İncelendiğinde görülmektedir ki; O fikir sistemlerinin sınıfta kaldığı nokta;  insan davranışlarını iyi analiz edememekten geçer. İnsanın davranış biçimlerini iyi analiz edemedikleri için; yanlış ile doğruyu ayırt edememişlerdir. Bu çok basit gibi gözüken; ayrışım noktasının, tespit edememe yanlışlığı; kendi fikir sistemlerinin çökmesine neden olmuştur. İnsan madde ve ruhu ile bir bütündür. Getirdiğiniz çözümler; bu iki parçayı da içine alan çözümler olmak mecburiyetindedir. Kimilerinin akılları ve mantıklarının bu doğruyu kabullenmesine rağmen, değişik sebeplerden dolayı;  insanın madde ve ruh ilişkisini kabullenmek istememişlerdir. Böyle olunca da getirdikleri öneriler çözümsüzlük, ihtiva etmektedir.

Çağlar boyu; Madde ve mana arasındaki,  fikir karşıtlığı, mücadele içerisindedir. Maddeyi savunanlar; ona paralel olarak; fikir ve ideolojiler üretmişlerdir. Maneviyatı savunanlar; temeli ilahi mesajlara dayanan fikir ve açıklamalarda bulunmuşlardır. Her ikisinin de, görünüşte amacı; insanlara daha iyi ve daha huzurlu bir ortam sağlamaktır. İşte bu nedenle; insanların hayatını, düzenleyen kurallar ortaya konmuştur. Daha iyisi ve daha güzeli, aranmıştır. Amaç, madde ve mananın bütünlüğü içerisinde; insanın hayatını, insani değerleri yitirmeden, devam ettirmesini sağlamaktır.

Bütün bu çabalara rağmen; Hayatın akışı içerisinde insanlar; yaptıkları yanlışların topluma ne kadar zarar verip vermediğini düşünmeden kendi bildiklerine göre, hayatlarını yaşamaktadırlar. Bu yaşayış tarzı birilerine zarar veriyorsa, bile; inatla o yaşama tarzından vazgeçmemektedirler. Ne zamana kadar?  Kirlettikleri toplumun, kirleri bir gün; kendilerine bulaşana kadar. Yanıldıkları nokta şudur;  kirlettiğiniz şey bir eşya değildir ki, kaldırıp atasınız. Kirlettiğiniz şey; tüm canlılığı ve tazeliği ile hayatın içerisinde kendini bulmaktadır. Onu kirletmeden önce düşünmek lazımdır. Sosyal hayatta bunun örnekleri oldukça fazladır. Dedikodu, gıybet, çekememezlik, iftira, hırsızlık v.s. tüm yanlışlar. Önemli olan kişinin bu yanlışları ne kadar yaparak, toplumun kirlenmesine ne kadar katkı sağladığıdır. Yahut yaptığı şeyin toplumu kirletip, kirletmediğini fark etmesidir.

Uluslararası ilişkilerde de; bu aymazlık kendini göstermektedir. Tüm amacı; Dünya barışı olduğunu iddia eden, Bir devlet; aynı olaya; farklı, farklı yorumlarla tepki göstermektedir. Dolayısıyla, Onlar da; toplumu ve anlayışını kirletmektedirler. Ancak, O kirlilik kendilerine bulaştığı zaman; belki gerçeği anlayacaklardır.

İşte, tam burada kişiye bu otokontrol sistemini verecek olan; Dini İnanç sistemidir. Yukarıda işlenilen bir, çok yanlış davranışın toplumda bir cezası bile yoktur. O nedenle; daha kolay ve yaygın bir şekilde işlenmektedir. Sürekli bu hataları yapan, bir insanın; zamanla bu yapılan hatalardan dolayı, kendisi de zarar gördüğü zaman; bu durumdan şikayetçi olmaya hakkı yoktur. Kirlettiği toplumla birlikte kendisi de kirlenmiştir. Yalanın, iftiranın, çekememezliğin zirve yaptığı toplumlarda; huzursuzluk, diz boyudur. Bu Uluslararası arena için de; geçerli olan, bir kuraldır. Orada da; iki yüzlü, farklı, farklı davranış biçimleri, söz konusudur. Öncelik, insanların, insanlığın yararı değil; bağlı oldukları ülkenin, yararıdır. Bu uğurda; binlece canın ölmesinden, rahatsız olmazlar. Eski ABD  Dış İşleri bakanı; Irak’ı işgal konusunda, açıklamalar yaparken; Orada öldürdüğümüz 500 bin çocuk için; bu kaybettiklerimize, değdi, Açıklamasında bulunmuştur.

İnsanoğlunun rahat ve huzur içerisinde yaşaması için kendi iç dinamiklerini, dış davranışlarını kontrol edebilecek mekanizma; ALLAH inancıdır.  O inancın getirdiği, sorumluluk duygusu ve hesaba çekilme endişesidir.  Eğer, insanlara bu duyguyu veremezseniz; Dünyada, hiç bir kötülüğe engel olamazsınız. Allah inancını hayatında; ne kadar yaşanabilir kılabiliyorsa, o kadar rahat ve huzur içerisinde olur. Körü, körüne bazı şeyleri inkar etmek; farkında olmadan kendi yaşantılarını da zora sokmaktan başka bir şeye yaramaz. Unutulmamalıdır ki; toplumun rahat ve huzuru herkesin rahat ve huzuru demektir.

Artık, modernizmin bizleri esir aldığı şu dönemde; işlenen suçlar kadar; suça iten sebeplerin de varlığından ve önlenmesi gerektiğinden bahsedilmektedir. Suçun önünü almanın yolu, olarak; çare, suça iten sebepleri ortadan kaldırmaktır. İşte, tam burası; Allah inancının ve onun getirdiği sorumluluk ve hesaba çekilme kaygısının, önemini ortaya koymaktadır. Yoksa; kendisinin hiç bir manada; hesap vermeyeceği fikrinde olanların; suç işlemek yahut yanlış yapmak, gibi eylemlerini nasıl durduracağız? Bu fikre dayanan, ideolojik yapılanmaların önünü nasıl keseceğiz? Böyle bir fikrin hakim olduğu topraklarda; hayatın normal akışını hangi yasalarla temin edeceğiz? Yüzlerce soru.

İnsanların vicdanlarını, bedenlerini, kontrol edecek, bir denetleme mekanizması olmadan; bunu becermek kolay değildir. İnsanlık kavramının yıpranmasına her anlamda baktığımız, zaman; şu gerçeği görüyoruz. Sadece insani ilişkileri zedelemeyi, yok etmeyi planlıyor, değiliz. Dünyanın var olan  dengesini de; bozmaya çalışıyoruz.  Dünya, normal seyrinde devam ederse; sıkıntı yoktur. Ancak, çevre bazında düşündüğümüz zaman; Kendi elimizle yaşatacağımız bir Dünya yoktur, kendi elimizle sahip çıkacağımız bir dünya vardır.  Yahut, kendi elimizle,  kirletebileceğimiz, bir Dünya vardır. Bırakın Dünyamız, kendi seyrinde dengeleri bozulmadan yoluna devam etsin.  İnsani değerlerimizi kaybettiğimiz zaman; Dünyanın dengesini bile; hedef alıyoruz. Birilerinin müdahalesi dengeyi bozmaktadır. İnsanlık herkese lazımdır. İnsanoğlu bunu ne zaman anlayacaktır.

Share
271 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+10 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • TEVHÎD ve MÂRİFET

    17 Ocak 2017 KÖŞE YAZARLARI

    TEVHÎD ve MÂRİFET Tevhîd, kadîm olanı (başı ve başlangıcı olmayanı), hâdis (sonradan) olandan ayırmak ve bundan (hâdis olandan) O’na (kadîm olana) yönelmektir. Kadîm olan yalnızca Allah Teâlâ olduğu için, tevhîd yalnızca O’nu görmek ve O’nu duymaktır. O’nunla birlikte hâdis olan şeyleri ve hatta kendi varlığını da görüp hisseden bir kimse, farklı mahiyetteki iki şeyi görüp duyduğu için tevhîd’ten uzaklaşmış ve ikiliği kabul etmiş olur. Kadîm ile hâdisin mahiyetleri birbirinden farklı oldukları için, hâdisin özellik ve sıfatları olan şekillilik...
  • Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi ve “Başkanlık Sistemi”

    17 Ocak 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    Başkanlık sistemi yeryüzünde modern olup demokratik siyasetin zeminini en iyi şekilde kabul edendir. Siyasi düzlemde “Başkanlık Sistemi’ne” bakıldığı zaman Türkiye Cumhuriyeti milletinin egemenliğine yaslanan demokratik bir yönetim şeklidir. Bundan dolayı başkanlık sistemi, parlamenter sistem ve yarı olan başkanlıkla beraber modern demokratik bir yönetim sistemini ortaya koymaktadır.   Başkanlık sistemi diğer sistemlerin hepsinden apayrı ve doğru olan bir yönetim sistemidir. Başkanlık sistemi, yarı başkanlık ve parlamenter sistemlerden ço...
  • Cenevre depremi

    17 Ocak 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET, SÜRMANŞET

    Bir hafta öncesinden Yunanistan Dışişleri bakanı Nikos Kocias tarafından sabote edileceğini yazdığım ve televizyonlarda da dile getirdiğim Cenevre Konferansı sonrasında, Rum lider Nikos Anastasiadis’in twitter mesajlarına göz attım, Rum tarafında neler olup bittiğini ve nelerin konuşulduğunu öğrenmek için. Bu yazımı yazana kadar Rum lider Nikos Anastasiadis’in attığı son yedi tweet aynen aşağıdaki gibi. 1 Aralık günü, Kıbrıs için yapılacak müzakerelerde karar almak yönünde sorumluluk aldım. Sonuçlar bu kararı desteklemektedir. Garantilerin...
  • İbretlik

    16 Ocak 2017 KÖŞE YAZARLARI

    İBRETLİKTİR KESİNLİKLE OKUMALISINIZ Adamın biri bir gün bahçesinde otururken Hayvan dışkısından top yapan bir böceği görmüş, böcek pisliği ayakları ile yuvarlayarak giderken içinden şöyle geçirmiş: - Ey Allahım! Her şeyi çok güzel çok hoş yaratmışsın da, şu böceği sırf pislikle uğraşsın diye mi yarattın? Aradan bir kaç ay geçmiş adam umarsız bir hastalığa yakalanmış. Derdine kimseler çare bulamamış. En sonunda bilge bir doktor ''Bak demiş bazen bahçelerde gezen bir böcek olur ayakları ile pislik yuvarlar işte o yuvarladığı pi...
UA-36507442-2