logo

İnsan Yüreğindeki Sevgi ile Sadakatin Çözümlenmesi


facebook
Mehmet KIZILKAYA
memoeemuh@gmail.com

İnsanların yüreklerindeki sevgi ile sadakatin çözümlenmesi çok farklı bir duygu olsa gerek.

İnsanoğlunun yüreğindeki sadakatine en yakın olduğu ve Onu en iyi anlayan duygulardan bir tanesi sevgidir diyebilirim. Tabi sevgi öyle bir şeydir ki adeta bir bağlanma, bir titretme, olmazsa olmaz, insanların vücutlarına girdiği zaman insanoğlunda sevdiklerine karşı farklı ve de güzel bir bağlanma eğilimi fazlasıyla ortaya çıkarmaktadır. Şöyle ki sevgi çok güçlü bir bağdır. Eğer ki insanoğlunda gerçekten de büyük enerjisi olan bir sevgi var ise; o kişi veya kişiler bütün insanlığı, bütün toplumları, bütün herkesi kendisine fazlasıyla bağlayabilir. Nasıl mı? Çünkü sevgi öyle bir şeydir ki girdiği yüreğe, girdiği bedene adeta büyük bir çekim gücü meydana getirir. Yüreklerinde saklı olan sevgiyi cömertçe etrafa dağıtan kişiler, bütün çevreyi, toplumu hatta ülkeyi kendilerine kolaylıkla bağlayabilecek bir güzelliğe sahip olabilirler.

Hepimizin bildiği gibidir; İnsan denen en güzel varlık, birbirlerine çeşitli sebeplerle bağlanmaları ile ortaya çıkmaktadır. Tabi bu sebeplerden en güzeli olan karşılıksız duygularkötü olan bir diğer sebebin de çıkar edinmek sebebi olduğudur.  Şöyle ki dikkatinizi bir şeyde toplamak isterim. Dikkat ederseniz bazı ülkelerin diktatörleri var(dı). Bu diktatörlere sadık olan kişiler yoğun bir şekildedir. Öyle ki bu diktatörlere sadık olan insanların her zaman çoğunlukla parayı, pulu bulmak için yahut menfaatlere dayalı bağlılıklarını göstermişlerdir. Tabi başka bir konuda var ki bilge dediğimiz öyle büyük insanları vardır ki diğerleri de, kimi zaman zarar göreceklerini bildikleri halde yinede bile bile bu kişilerin etrafında toplanmaya devam ederler. İnsanoğlunu bu kişi veya kişilerin etraflarına toplanmayı iten şeylerin, o insanların kendilerinde bulunan nimetlerden başka insanlara karşılıksız vermeleri, çevredekilere mutluluk dağıtmaları ve de sevgi dolu olmalarıdır.

Tabi insanoğlunun yüreğindeki sevgi ile sadakatin çözümlenmesinde nasıl bir modernizm’in kullanılmış o’da ayrı bir yol. Hepimizin bildiği, gördüğü, farkında olduğu ve de adeta kölesi haline geldiğimiz teknoloji, medeniyetin getirdiği büyük bir tiryakililiktir. Tabi modern olarak tarif ettiğimiz toplumlar ve de insanlar bu tiryakiden yoksun kaldığı zaman süreci içerisinde hissettikleri eksikliklerle adeta huzursuz hissetme ve de bir şeyleri kaybedilişleri meydana çıkmaktadır. Modernizm dedik, modernizm özellikle insanoğlunu bir şeylere bağlı bırakarak adeta bağlama görevini yaparak onları bir arada tutmayı çalışmaktadır. Öyle ki insanoğlunu; kendi yaptıkları ve de içinde bulundukları lüks yaşantılara bağlılıkları, markaya olan takıntıları ya da tüketim gibi alışkanlıkları gibi benzeri şeylere adeta kendi istekleriyle, kendi duygu düşünce ve de rızalarıyla esir kılmaktadır.

Bilir misiniz insanların anlamlılık ihtiyaçlarını sevgiyi ya da sadakati ne kadar arttırdığını?

İnsanoğlunun anlama ihtiyacı sadakati fazlasıyla artıran, çoğaltan bir durumdur. Öyle ki kişi veya kişiler, yaptığı ya da yaptıkları şeylerin anlamlı şeylerin olup olmadığını kendince bir süzgeçten geçirir ve yaptıkları şeylerin kendilerine bir anlam ifade edip, etmediğini eğer ki bir ifade olduğunu görmüş olursa ona devam eder.

Biz insanoğlu her daim mükemmel olanı severiz. Öyle ki insanoğlunda olan bu sevgi ve insanın mükemmele yatkınlık oranının fazla olması durumu beraberinde sadakati de beslemiş olur. Bilirsiniz ki güzel sıfatlarla donatılmış olan kişi veya kişilerde fazlasıyla bağlılıklar meydana gelir. Şöyle ki bu bağlılıkların belli bir süresi sonrasında alışkanlıklara yerini bırakmış olur.

İnsanların yüreklerindeki sevgi ile sadakatin çözümlenmesinde adeta bir bağlanma ihtiyacı duyulmaktadır.

İnsanlara bağlanmak, bir şeylere bağlanmak ya da bağlı kalmak insanoğlunun en temel ihtiyaçlarından birisi olarak görülmeye başlanmıştır. Tabi bu ihtiyaçların, kişiyi ya da kişileri diğer kişilerle ya da diğer insanlarla iş birliklerini daha çok yapmaya itmektedir. Şunu bilin ki eğer ki insanoğlunda böyle bir duygu olmaz ise; hiçbir insan hiçbir iş yapamaz bir seviyeye gelir. Ayrıca yalnızca yaşar. İnsanlarda ki bağlanma ihtiyaçlarının eksiklikleri, kişi veya kişilerin diğer insanlara zarar vermelerinin sonucunu doğurabilir.

Şöyle ki feodal yapının esasında bir bağlılık duygusu ortaya çıkmaktadırHepimizin bildiği tek gerçek vardır ki İnsanoğlu asla ama asla tek başına bir yaşam süremez. Tek başına yaşayamaz. Neden mi? Çünkü yalnız başına yaşadığı zaman hiçbir şekilde kendini güvende hissetmez, kendi varoluşunu, kendi varlığını hiçbir şekilde anlamlandıramaz. Öyle ki bir şeylere bağlılığı olduğu zaman belirli bir anlama ve de anlamlılık ihtiyacını gidermiş olacaktır.

İnsanoğlunun farkındalık genlerinde ki bir diğeri anlamla alakalıdır. Anlam arayışları, insanların diğer canlılardan daha çok ve daha fazla, daha üstün özellikleri olduğu halde, mutlu olmalarını engelleyen şeylerin ortaya çıkmasına sebep olabilmektedir. İnsanoğlu, evrenin varoluşunu ve de hayatın anlamını sorgular, bunları yaparken de evrenin kusursuzluğu karşısında kendilerini adeta güçsüz, aciz ve de zayıf hissederler.

İnsanoğlunun aklı, mantığı yeryüzünde diğer bütün canlılardan fazlasıyla ilerideyken; güçleri, sonsuz ihtiyaçları diğer canlılara oranla daha çok sınırlıdır. Güçlerinin ihtiyaçları altında kalması, insanoğlunun mutlu olmasını engelleyerek kendilerini büyük bir boşlukta hissetmelerine sebep olur. Bundan dolayıdır ki insan, güçlü olan bir varlığa fazlasıyla ihtiyaç duyar.

İnsanoğlu kendisini diğer canlılardan ayıran psikolojik ihtiyaçlarını giderebilmeleri için bazı objelere ihtiyaçları vardır. Tabi bu ihtiyaçların da aile gibi sadakatin ve de sevginin tezahürü oluşumlarının varlıklarını gerekli kılmaktadır. Nitekim aileler, bireyleri dış dünyanın tüm pisliklerinden, etki edecek kötü şeylerden koruyan bir sığınak niteliğindedir.

İnsanların dış tehlikelere karşı zayıf ve de güçsüz olmaları, onları feodal bir yapının ve de gruplaşmanın ortasına götürür. Böylelikle farklı topluluklar meydana gelir.

Bütün toplumların, bütün insanların, bütün kişilerin yüreklerinin temelinde sadakat ve sevgi kavramının olduğunu bilmemiz görmemiz ve de anlamamız gerekir.

Sevginin sadakatin ve de samimiyetin daha fazla olduğu bir toplum dileğiyle…

 

“Mehmet KIZILKAYA”

 

 

Share
519 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

4+2 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Bir Olmadan Diri Olamayız!

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Gün gün şahit olduğumuz olaylar Deccalî tuzakların büyüklüğünün ve fitnesinin boyutlarını gösteriyor. Ancak biz gaflet içinde, nefsâni tartışma ve çekişmelerle vakit öldürüyoruz. Oysa dünyanın her yanında akan her damla kandan, zulme uğrayan, yaralanan ya da hayatını yitiren her insandan sorumluyuz. Suçluyuz da biz; hakkı, hakikati, iyiliği, barışı hâkim kılmak için birleşmek ve "kurşunla kaynatılmış" gibi birlikte mücadele etmeyi sorumluluk olarak kabul etmediğimiz için! Birlik olmayı önemsemediğimiz için! Yüce Allah buyuruyor: “Size ne ...
  • AB’NİN DEPRASYON, EPİLEPSİ,ŞİFROZONİ YÜZÜ.

    23 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    AVRUPA BİRLİĞİ’NİN DEPRASYON, EPİLEPSİ,ŞİFROZONİ YÜZÜ. Bir tarafta önsözü ’ÇANAKKALE’ olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, diğer tarafta tarihin her sayfasında Türklerden ders almış emperyalist devletler topluluğu. Türk Milleti, Düvel-i Muazzama ya diz çöktürerek Lozan’ı gerçekleştiriyor. Devamında yurtta sulh cihanda sulh parolası ile ‘’Kimsenin bir karış toprağında gözüm yok’’ diyor. Avrupa Birliği içindeki emperyalist güçler ise Lozan’ın rövanşını almak için her fırsatta ülkemizi bölmek adına plan ve haritalar hazırlıyor, yayınlıyor ve yayınl...
  • Efendimiz (s.a.v)

    22 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     Bir gün Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz onları abası ile örttü, sonra şöyle buyurdu: “Yarabbi! Bunlar benim Âlim ve Ehli Beytimdir. Bunlara bereket ihsan eyle, bunları benim örttüğüm gibi sen kendilerini rahmetinle mağfiretinle setreyle. Hakikat ben bunları çok seviyorum, sende sev, sevenleri de sev, sevmeyenleri de sevme.” buyurdu. Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz’in siyah aba ile örttükleri şunlardır: Hz. Ali (r.a), Hz. Fatımatüzzehra (r.anha), oğulları Hz. Hasan (r.a), Hz. Hüseyin (r.a). (İbn Sa’d, VI, 360, 362.)     Hz.Ali (r.a) Sıffin harbine g...
  • Ümmetin namusu olan Mescid-i Aksa öksüz ve yetim!

    22 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET, SÜRMANŞET

    14 asırdır İslam’ın Haremi, Müslümanların izzeti, onuru ve namusu olan ve içinde Mescid-i Aksa’yı barındıran üç Harem-i Şerifinden birinin de yer aldığı kutsal topraklar Kudüs-ü Şerif; üzerine ölü toprağı atılmış, onur ve haysiyetlerini küresel güçlere satmış rejimlerinin ihanetleri nedeniyle yaklaşık 50 yıldır ‘Siyonist’ eli kanlı İsrail’in işgali altında. İsrail, İslam dünyasının basiretsizliği ve korkaklığından yararlanarak geçtiğimiz Cuma günü 50 yıllık işgalini bir adım daha öteye taşıdı. 50 yıllık işgal tarihinde ilk kez Mescid-i Aksa,...
UA-36507442-2