logo

reklam

İNANÇSIZLIK ÇARESİZLİĞİ


Orhan ARSLAN
orhanarslanmatoglu@hotmail.com
İNANÇSIZLIK ÇARESİZLİĞİ

Yüce Rabbımız Kainatı yarattıktan sonra insanlara akıl, fikir, düşünce, hissiyat, meleke gibi üstün yetenekler vererek; kendisini yaratılmışların en şereflisi ilan etmiştir. Konuşma yeteneği ayrı bir özelliktir. Neden en şereflidir? Diye sorduğumuz zaman cevap kendisine verilen üstün beceri, yetenekler sayesinde; Yüce Yaratanın yaratıcılık sıfatını anlayarak inanç ve imanını kuvvetlendirdiği için… Kısacası diğer canlılarda olmayan yeteneklerini ve üstünlüklerini; inancını bulma konusunda kullandığı içindir. Bu kadar Kainatta olan biten olaylara karşılık; İNANÇSIZLIĞI tercih ederek, ne anlama geldiğini bilmediği, bir çaresizliğin içerisine düşmektedir.  Moda tabirle; kimi zaman birilerine yaranmak için; kimi zaman toplumdan farklı düşündüğünü, belirtmek için; kimi zaman aykırılığı bir erdemlik, farkındalık olarak, kabul edip; inançsızım, ifadesini kullanmıştır.

                 Kendi nefsinin derinliklerinden gelen inançsızlığını açıklamasından  rahatsızlık hissetmemiştir. Böyle yapmakla, topluluğun kuşatmasından, baskısından, özgürlüğe kavuştuğunu sanmıştır. Kısacası; inançsızlığı tercih ettiğini belirtenler; bu tercihi izah etmede zorlanmışlardır.  Kimi zaman; birey olarak; aklına, fikrine güvenemeyecek kadar aciz olduğunu kabul ederek; kendisinden başka olan insanların inançsızlığa yönelik fikirlerinin peşinden koşmuştur.  O, insanların bir nevi inançsızlığı tercih ettiğinden dolayı; onlara özenmek adına, bu yolu tercih etmiştir.
                Yüce yaratan  inançsız insanları;  Kuran dili ile diğer canlılardan daha aşağı bir varlık olarak belirtmiştir. Bu İlahi mesajdaki en önemli vurgu Kendisine bu kadar yetenek ve beceri verilen insanın; nasıl olup da, inançsızlığı tercih etmesinin yanlışlığı belirtilmek istenmiştir. Bunu bizzat insana bu kadar özelliği veren Yüce Yaratan belirtmektedir.
                Hal böyle olunca; neden insanlar kafalarında her şeyi bulduklarını zannederek; Dünyayı keşfetmenin, taaa derinliklerinde olan tüm gizemlerin anlaşıldığını, araştırmaya yönelik hiçbir şeyin kalmadığına; kendini inandırarak; o rahatlıkla inançsızlığı savunmaktadır?  hayret  edilecek konu budur. Çünkü insanoğlu bilimsel alanlarda da alabildiğine çalışmalara devam etmektedir. Müslüman olan veya olmayan yüzlerce bilim adamı vardıkları sonuçlar açısından hayretlerini gizleyememekte olup; zaman, zaman insanların inançlarını kuvvetlendirecek açıklamalar yapmaktadırlar. Üstelik bu açıklamaları yapmaya onları kimse mecbur tutmamaktadır. Yine üstelik bu insanlar bir ilahiyat alt kültürü olan ya da o alanda önceden çalışma yapmamış insanlar olmalarına rağmen; bu buldukları sonuçları büyük bir heyecanla insanlarla paylaşmaktadırlar.
                İşte, inanç böyle bir şeydir insanlar onu keşfedince yerinde duramaz, aynı heyecanı başkaları da yaşasın diye can atar. Başkalarının da bu ilahi mesajı algılamasından haz duyar. İşte gerçek inanç sisteminin ana teması budur. Allah’a yönelmeyi insanlara tebliğ etmek, o inanç çerçevesi içerisinde hemhal olmak. İnancın getirdiği birliktelik ile bütünleşmek, insanlara büyük bir haz vermektedir.
                Yeryüzünde inançsızlığı tercih ettiğini zanneden veya ben hiçbir şeye inanmıyorum, diyen insanlar bile aslında bir şeylere inanıyorlardır. İşte o inandıkları şeyleri zamanla kelimelere dökerek ifade ederler. Kıyısından, köşesinden bir şeyler anlatmaya çalışırlar. İşte inanmadığını söyleyen insanın bile; bazı şeylere inandığının resmidir, yaptığı bu açıklamalar aynı zamanda yanlış da olsa kendine göre bir inancı tanımlamaktadır. En enteresanı bu açıklamalar kendi aklının ürünüdür. Ya da başka akılların ürünü de olabilir. O zaman sormak gerekir insanlara? Kendi kendini bile kurtaramayan, fani Dünyadan göçüp giden, etrafındaki olan biten hadiseleri hiçbir şekilde değiştirmeye, etkilemeye gücü yetmeyen, bir akıl; diğer akılları nasıl etkiler? Bu nasıl bir akıl tutulmasıdır? Bir aklın karşısındaki diğer akılların çaresizliğidir. Yabancı bir yazar kendi aklının ürünü olan bir mesaj vermiş.’’ En iyi din hoşgörüdür,, diye. İşte alın size bir örnek bu bir insan aklının değerlendirmesidir. O insan yaşadığı hayatta normal insanların yapmadığı yüzlerce hata yapmıştır. Sonuçta fanidir. Aklı da Dünyada ki tüm bilgileri anlayacak ve taşıyacak kadar güçlü ve kapasiteli değildir. Çünkü belirli bir sınırı vardır.
                Şimdi bu adam böyle söylüyor diye; onun her söylediğinin doğru olduğuna nasıl inanırız. Yanlış yaptığı onlarca şeyi de söylemiş midir.? Yıllar önce Fransa’da inançsızlık akımının önderlerinden bir insan yaşlanınca; o zamana kadar var olan fikirlerinden vazgeçtiğini ve yanlış yaptığını tüm hayranlarına ve mensuplarına ilan etmişti. Şöyle demişti ‘’ Ben bu yaşıma kadar Yaratıcının var olmadığını savunuyordum, ancak anladım ki bu Kainatta olan her şeyi YARATAN Bir Yüce Yaratıcı vardır. O nedenle şimdiye kadar bana inanan tüm insanlardan özür diliyorum .
                İnançsızlık gibi, kimi kavramların; Dünyayı sömürmek adına çalışmalar yapan, planlar oluşturan, kimi devletlerin; sömürü planları olduğunu da; unutmamak gerekir…
                O nedenle etraflarında olan yüzlerce olayı bilen ve algılayan İslam alimlerine şimdiye kadar ilim tahsil ettiniz ne biliyorsunuz diye sorduklarında cevap olarak ‘’ Hiçbir şey bilmiyorum, haddimi biliyorum.’’ Demişlerdir. Yüce Yaratan Kuran’da haddini bilme konusunda; insanlara uyarılar yapmaktadır. Haddini bilmek lazım, haddini… İnançsızlık aynı zamanda, Yüce Yaradana  karşı, meydan okumadır. Bunun altını özellikle çiziyorum. Meydan okuma, ne kadar tehlikeli bir davranıştır… Dikkat etmek gerekir. Kime meydan okuyorsun? kime…

Share
210 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

4+2 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ASLINDA HEPİMİZİN DÖRT EŞİ VAR

    22 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    ASLINDA HEPİMİZİN DÖRT EŞİ VAR Bir zamanlar büyük ve güçlü bir ülkeyi yöneten bir kral ve dört eşi varmış. Kral en çok dördüncü eşini sever, bir dediğini iki etmez, herşeyin en güzelini ve en iyisini ona verirmiş. Kral üçüncü eşini de çok severmiş. Bu güzelliğin bir gün kendisini terk edebileceğinden korktuğu için onu çok kıskanır ve üzerine titrermiş. Kral ikinci eşini de çok severmiş. Kendisine karşı her zaman iyi ve sabırlı davranan eşi, ne zaman bir derdi olsa daima onu yanında bulunur, sorunun çözümünde ona destek verirmiş. Kraliçe ...
  • Yapılan Köprüler “Deli Dumrul” Köprüsü mü? (!)

    21 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET, SÜRMANŞET

    Hani bir hikâye vardır; zamanın birinde Deli Dumrul isminde biri, bir akarsuyun üzerine köprü yaptırır ve bu köprüden geçenden 5 akçe, geçmeyenden de döve döve zorla 10 akçe alırmış. Şimdi de birileri; “yapılan köprüler gereksiz, zarar ediyor, geçmediğimiz köprünün parasını ödüyoruz, bunlar Deli Dumrul köprüsü” gibi ifadeler kullanmakta… Daha önce Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim Köprüleri için yapılan bu trajı-komik eleştiriler, şimdi de geçtiğimiz günlerde temeli atılan “Çanakkale 1915 Köprüsü” için dile getirilmekte... Yap İşlet Devret...
  • CÖMERTLİĞİN BÖYLESİ

    21 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    CÖMERTLİĞİN BÖYLESİ Bir gün, hazret-i Ebu Bekir ile hazret-i Ali mescid-i şerifte oturuyorlardı. O esnada biri girdi içeri. Ancak hazret-i Ali’yi görünce adamın rengi kaçtı birden. Mahcup bir vaziyette çöküverdi oracığa. Hazret-i Ebu Bekir, merakla hazret-i Ali’ye döndü: - Ya Ali! Şu adamı tanıyor musun? - Evet, tanıyorum. - Seni görünce mahcup oldu. Acaba neden dersin? Aliyyül Mürteza tahmin etmişti: - Bana borcu var. Belki ondandır. Hazret-i Ebu Bekir kalktı ve gitti o adamın yanına: - Hayırdır, neyin var senin? - Yok bir şey ...
  • ÇANAKKALE RUHU CANLI TUTULMALI

    21 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, SÜRMANŞET

    ÇANAKKALE RUHU CANLI TUTULMALI Papatya Yayınlarından Mustafa Turan’ın "Destanlaşan Çanakkale"  kitabında anlatılanlara göre, yıllar önce eğitim sistemimizi incelemek üzere Japonya’dan bir heyet Türkiye’ye gelir. İnceleme tamamlandıktan sonra MEB yetkilileri, Japon heyetinden hiç beklemedikleri bir tepki almıştır. Konuk heyetin, dönemin Başbakanı rahmetli Turgut Özal’ın huzurunda dile getirdikleri acı gerçek şöyledir: “Türk eğitim sisteminde milli ruh yok...” Sonra şöyle devam etmişler: “Biz, eğitime şok testler uygulayarak başlarız. Ön...
UA-36507442-2