logo

“HİRİSTİYAN BİRLİĞİ ‘AUT’ İSLAM BİRLİĞİ ‘İN’ ”


facebooktwittergoogle plus
Mehmet Zengin
Mehmetzengin16@hotmail.com

Avrupa’yı şoka sokan Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılma kararının ardından Batı’da büyük endişe hakim. Herkes İngiltere’de başlayan bu ateşin nerelere sıçrayacağını kestirmeye çalışmakta. En büyük korkuları ise ateşin tüm Avrupa’yı yakıp kavurmasıdır. Avusturya Dışişleri Bakanı Sebastian Kurz’un ‘AB yerle bir olacak’ şeklindeki o manidar ifadesinden yola çıkarak,1959 yılında başlayan Türkiye’nin AB serüvenini ele almak, gözden geçirmek, hatta sorgulamak için en doğru zaman olduğu kanaatindeyim. Ben deniz de acizane olarak bu sorgulamayı yapmaya çalışacağım.

28 Şubat Post Modern Darbesi’nin yaşandığı 90’lı yıllarda, Türkiye’nin AB’ye girmesi makul karşılanabilirdi. Halkın oylarıyla seçilmiş iktidarların alaşağı edildiği, inançlı kesimin inancının gereğini yerine getirmesine engel olunduğu, mütedeyyin kesime hayatın zehir edildiği o vesayetçi, darbeci zihniyetin zulmünden bir nebze de olsa kurtulmak, rahatlamak için AB’ye girme arzu ve hedefi anlaşılabilir görülebilirdi. Ancak gerek demokratik, gerekse ekonomik ve özgürlükler anlamında Türkiye’nin geldiği nokta itibariyle AB’ye girmenin ne bir anlamı, ne de bir gereği kalmıştır. Ayrıca %95’i Müslüman olan bir ülkeyi bu birlik içinde almayacakları gerçeğini bile bile kapıda beklemenin abesle iştigalden öte bir anlamı da yoktur kanımca. Üstelik; Birleşik Krallık’ın, AB üyeliğinden ayrılma kararı alması üzerine AB çevresinde oluşan karamsarlık, birliğin dağılma sürecine girdiği yönünde yapılan güçlü değerlendirmeler önümüzde dururken!

  “Türkiye’nin AB Süreci 1959’da Başladı”

Türkiye’nin ‘AB hayali’ 1959 yılında başladı. Tam üyelik başvurusu ise 1987 gerçekleşti. Türkiye tam üyelik başvurusu yaptığında sırada AB üyesi devlet sayısı altıydı. Tam üyelik başvurumuzun üzerinden geçen 29 yılda üye sayısı 28’e yükseldi. Türkiye ise hala üye olmak için AB kapısının önünde beklemeye devam ediyor!

 “Türkiye AB’ye niçin girmek istiyor?”

Yıllarca Türkiye’nin AB’ye, ekonomik ve özgürlük kaygısından, refah seviyesini yükseltmek hedefinden dolayı girmek istediği ifade edildi. Halkın büyük çoğunluğu bu gerekçelerden yola çıkarak AB’ye üyeliğin ülkemiz için yararlı olabileceği kanaati hasıl olmuştu.

Türkiye’nin AB’ye girmek istemesinin nedeni ekonomik gayeler, özgürlükleri yükseltmek gibi nedenler değildir. Asıl neden, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana ulaşmak istediğimiz ‘çağdaş medeniyet’ seviyesinin Batı’da yani Avrupa’da olduğu algısıdır. Türkiye’ye ne kazandıracağı veya kazandırmayacağı, ülkemizin menfaatine olup-olmayacağına bakılmaksızın körü körüne birliğe sokma düşüncesi yatmaktadır. Batılı devletlerle birlikte olma gayesi yüz yıllık batılılaşma hayalinin bir sonucudur. Bu hayalin gerçekleşmesiyle hem dinen, hem de yaşam tarzı olarak onlara benzeyecek bir toplum meydana getirilecekti!

Türkiye’nin ne pahasına olursa olsun AB’ye girmek istemesinin temel nedeni bu duygu ve düşüncelerdir. Elbette bu düşüncenin zihinsel altyapısında’ Kemalist’ anlayışın yattığı muhakkaktır.

Peki kendisini ‘Kemalist’ olarak tanımlamayan bugünkü iktidar, neden AB’ye girmek için aynı çaba ve heyecanı duyuyor? Ya da duyuyor muş gibi görünüyor?

Bu sorunun yanıtı Sayın Cumhurbaşkanımıza açık bir şekilde sorulduğunu hatırlamıyorum. AB konusunda yaptığı açıklamaların da gerçek düşünceleri olduğu kanaatinde değilim. Erdoğan’ın AB’ye sıcak baktığını hiç sanmıyorum!  Hayalindeki birlikteliğin ‘İslam Birliği’ olduğundan şüphem yoktur. Ancak 57 yıllık AB serüvenimize son veren taraf olmak istemiyor. Bu gerçeği AB’nin açıklamasının Türkiye’nin menfaatine daha uygun olacağı kanısındadır. AB sürecinin nihayete ereceği o zamana kadar alternatif  birlikteliklerin alt yapısının oluşturulmaya çalışıldığı da gözlenmektedir.

AB’ye tam üyelik Türkiye’ye ne kaybettirir? “

Ülkemize çok da bir şey kazandırmayacağına inananlardanım. Bu nedenle AB bize ne kazandırır sorusundan ziyade neleri kaybettireceği hususunda acizane görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

– Siyasal bağımlılık: AB’ye girilmesi durumunda, AB’nin alacağı kararların ülke çıkarlarına uygun olmasa da kabullenip uygulamak zorunda kalınacaktır. Çünkü AB’de “çoğunluk” kararı geçerlidir.

– Ekonomik bağımlılık: Gümrük Birliği çatısı altında olmamız sebebiyle AB ülkeleriyle iktisadi anlamda olabilecek azami seviyede işbirliği ve ticari faaliyetimiz zaten devam etmektedir. AB’ye tam üyelikten kaynaklanacak artı bir katma değer olmayacaktır.Aksine olumsuz neticeleri olasılığı daha yüksektir. Bilindiği üzere ülkemizdeki sermayenin güçlü kanadını uluslararası şirketler temsil etmektedir. Ucuz iş gücü ve var olan devlet teşvikleri nedeniyle ülkemizde yatırım ve üretim yapmaktadırlar. AB üyesi olduğumuzda iş gücü ücret düzeyi artacaktır. Ücret arttığında veya teşvikler cazip olmaktan çıktığında uluslararası şirketler ülkemizi terk edecek, üretimi ve yatırımlarını daha yüksek kâr fırsatları sunan ülkelere (Örneğin Çin…) taşıyacaklardır.

– Terör destekçisi AB: 35 yıldır başımıza bela olan PKK Terör Örgütü’nün faaliyetlerine, başta Almanya, Fransa, İngiltere olmak üzere AB ülkelerinin göz yumduğunu, hatta alenen desteklediğini biliyoruz. Son zamanlarda Belçika’da açılmasına izin verilen PKK çadırı, Avrupa Konseyi’nin koridorlarına astırılan PKK resim ve paçavralarını… Türk vatandaşlarına yönelik Avrupa’nın taahhüt ettiği sözde ‘vize muafiyeti’ uygulamasını da Türkiye’nin terörle mücadelesini sekteye uğratacak, bağımsızlığımızı tehlikeye atacak yasal düzenleme şartına bağlaması…

Girmek için on yıllardır uğraş verdiğimiz ve sözde “uygarlık projesi” olan AB, Türkiye’ye yıllardır zarar vermek için her yola başvurduğunu bilmeyen yoktur. Başta PKK gibi terör örgütü gibi taşeronları kullanmaktan da çekinmeyen böyle “dost” bir örgüte, yani AB’ye, tam üye olmak istiyoruz.

AB ülkelerinin sicil o kadar bozuk ki yazmayla bitiremiyoruz! Girmek için mücadele verdiğimiz bu medeniyetin tarihi insan hakları ihlalleri, savaş suçları, sömürgecilik suçlarıyla doludur. Irak’ta, Afganistan’da, Suriye’de Vietnam’da daha birçok ülkede milyonlarca Müslümanın katledilmesinden; Milyonlarca Müslümanın sürgünlere gönderilmesinden ve İslam ülkelerindeki kültür varlıklarının yağmalanmasından sorumlu olan ve bizi her fırsatta Ermeni Soykırımı yapmakla itham eden ve Akif’in ifadesiyle ‘…tek dişi kalmış canavarla mı ‘Birlik’ olacağız? Eğer tüm bu gerçeklere rağmen cevabımız ‘EVET’ ise…

Buna söyleyebilecek tek bir söz bulabiliyorum: AB’ye girme çabası “gaflet ve dalalet” belirtisi değilse nedir?

“Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin önündeki en büyük engel İslam’dır”

Britanya Başbakanı David Cameron, Türkiye’nin önümüzdeki on yıllarda Avrupa Birliği’ne (AB) girme ihtimali bulunmadığını ifade etmesi, aslında AB üyeliğinin hayal olduğu gerçeğinin ilanı anlamı taşıyor. Bize bu gerçeği yüce Kitabımız 1406 yıl önce haber vermişti halbuki! Aşağıdaki ayetlerde de görüleceği üzere biz onların dinini kabul etmediğimiz ve onlardan olmadığımız sürece bu birliğin bir üyesi olamayacağız.

-”Onlar kendileri gibi sizin de kâfir olup böylece kendilerine eşit olmanızı arzu ederler.” (Nisa, 89)

-”Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır…” (Bakara, 120)

-“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır.  Şüphesiz ALLAH, zalimler topluluğuna yol göstermez.” (Maide, 51)

“Türkiye’nin önündeki tek seçenek ‘İslam Birliği’ seçeneğidir?”

Türkiye için en gerçekçi ve menfaatine uygun olanı “İslam Birliği” adı altında bir oluşuma gitmektir. Türkiye önderliğinde güçlü bir “İslam Birliği” kurulmalı. Ardından ekonomik, kültürel ve teknolojik alanda gelişme gösterilmeli. Uluslararası ve bölgesel ilişkiler güçlendirilmeli. Mezhepçilik ve cemaatçilik çekişmesine bir son verilmeli ve İslam kardeşliği etrafında birleşilmeli. Dünya enerji kaynaklarının büyük bölümünü elinde bulunduran İslam Dünyasına abilik yapılmalı ve gerektiğinde de enerji kartını batıya karşı “silah” olarak kullanılmasını teşvik etmeliyiz!

AB’nin çöküş sürecine girdiği bu günler “Hristiyan Birliği’ne ‘aut’ -İslam Birliği’ne ‘in’ ” demenin tam zamanıdır…

MEHMET ZENGİN

11/07/2016

Share
970 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

6+1 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

#

“HİRİSTİYAN BİRLİĞİ ‘AUT’ İSLAM BİRLİĞİ ‘İN’ ”” için 2 Yorum

  1. Fatma : diyor ki:

    Türkiye batan gemiye binmek için çaba sarf etmesi çok garip! Geleceği parlak birlikteliklere yelken açan gemiye binmek akıllıcadır…

  2. Kemal : diyor ki:

    İslam Birliği tek doğru seçenek olabilir ancak ortada böyle bir seçeneği hayata geçirebilecek özgürlük te, kapasitede, özgüvene de ve de anlayışta bir İslam ülkesi yok! Acı olan da budur. Tezinizin hayata geçmesi için köprünün altından daha çok sular geçecek…

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
  • “Ayaq səsləri”- hər kəsin həyatından bir pay…

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

        “Ayaq səsləri” adlı psixoloji romanın bəlkədə müəllifdən sonra oxuduğu ilk insanam. Roman digər romanlardan fərqli olaraq öz həyat hekayəsi ilə fərqlənir. Hər şey elə müəllifin qeyd etdiyi” Məqsədə çatmaq üçün hər şeyə hazır olmalısan”, kəlməsindən başlayır desəm yanılmaram. Həyatın hər bir üzüylə zaman keçdikcə tanış oluruq. Ən çətin omür fəslimiz qocalıqdır desək yəqinki, bir çoxları məndən inciməz. Bir qadına aşiq olub,onu ömrünün sonuna kimi gözləmək hər sevənin həddi deyil. Elə ordaca illər əvvəl söz verdiyi skmayada əyləşm...
UA-36507442-2