logo

reklam

“Her Gördüğünü Ehl-i Beytten olabilir..”


facebooktwitter
Mustafa ÇİÇEKLİ
ciceklireklam@hotmail.com

Herkes Ehl-i Beytten Olabilir Olmaya da Bilir

Seyyid ve şerif olduklarını söyleyen ve ellerinde beraatleri olduğunu iddia eden ailerin siyaset ve şerâfetleri tartışmalı, olduğu gibi gerçekten seyyid ve şerif oldukları hâlde bu durumlarını bilmeyen Müslüman ailelerde az değildir…
Bu bilgiler, ışığında şu gerçek ortaya çıkmaktadır:
-“Elinde şeceresi olan hiçbir ailenin kesinlikle şeyyid veya şerif olduğu söylenemeyeceği gibi herhangi Müslüman bir aileyede bunlar seyyid veya şerif değildir, diyemeyiz.
Evliyâ ve şeyh olmak için seyyid veya şerif olmak şart olmadığı gibi, her seyyid ve şerif’in evliyâ ve şeyh olmasıda şart değildir.
Önemli olan Resûlüllah’ın ahlâkı üzere olmaktır. Sünneti ile amel etmektir…
Ehl-i beyti sevmek vacip olduğu için; bütün Müslümanları candan ve gönül sevmeliyiz.
Ehl-i beyte gereken sevgi ve saygıyı gösterebilmek için bütün Müslümanları kardeş bilip sevmeliyiz..
Zirâ sokakta gördüğümüz, her Müslüman seyyid veya şerif olabilir.
Neden olmasın?

Hiç Ummadığın Kişi Ehl-i Beytten (Seyyid veya Şerif) Olabilir

Ruhu’l-Beyan tefsirini çok seven bazı Haymanalılar, Ruhu’l-Beyan tefsirinin bir cildini kendi şehirlerinde bitirmemi, istediler.
Haymana şehri ve çevresinin bu mübarek tefsirin feyzinden ve berekettin faydalanmasını arzu ettiler.
Onları kıramadım.
Haymanaya gittim.
Haymana obasında birçok köyü dolaştım.
Haymana köylülerinde sohbet meclislerine katıldım.
Taziyelerinde bulundum.
Düğünlerine katıldım.
Haymana ve civarında otuzdan fazla şeyhbizini köyü vardı.
Köy kahvelerinde bir başka araştırmacı ve yazar ile tanıştım.
Haymana obasını adeta bir araştırma atölyesine çevirmişler.
Toplandıkları yer köy kahvesi…
Köy kahvelerinde Şeyhbizinlerin, örf, adet, gelenek ve sosyal hayatları hakkında kitaplar, hazırlanıyor ve araştırmalar, yapılıyordu.
Haymana ovasında büyük bir kültür, sanat, edebiyat ve sosyolojik araştırmalar yapılıyordu.
Şeyhbizin insanları, ehl-i sünnet vel-cemaat ve hemen hemen hepsinin Yavuz Sultan Selim Hana büyük bir muhabbetleri vardı.
Şeyhbizin insanları, gerçekten, çok saf ve çok temiz olarak gördüm. Yaşama sevinciyle dolu mutlu insanlardı. Muhabbet, cezbe, tasavvuf ve ilme aşık kişilerdi. Köylerde Kur’ân-ı kerim dersleri ve kitap okumaları geceleri tertiplediklerini söylediler.
Köylülerin tenkid ettikleri insan bile “ben ehl-i sünnet vel-cemaatim” diyor.
Haymana köylerinde şeyhbizinler arasında Osmanlılar döneminde nakîbu’l-eşraf tarafından mühürlü yaklaşık on kadar şecere yani kendilerinin Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) hazretlerinin soyundan geldiklerini gösteren resmi Osmanlı belgesi gördüm.
Birçok padişahlar tarafından kendilerine verilen fermanlar vardı.
Nakîbü’l-eşrafın hususiyetle Hicrî 1200 tarihinden önce kendilerine verilen şecereleri ve değişik tarihlerde kendilerine bir ayrıcalık için Osmanlı, vali, kâdi ve hatta padişahlar tarafından kendilerine verilen fermanları görünce; o insanlara olan saygı ve sevgim biraz daha arttı.
Hiç ummadığın bir köylü ehl-i beytten olabiliyor.
Ellerinde şecere ve ferman olanların çoğu, o ellerindeki belgelerin tarihi değerinden ve vesikaların taşıdığı manâdan habersiz idiler.
Haberi olanlar ise,
“Biz, seyyidiz! Biz ehl-i beytteniz!” diye bir iddiada bulunmuyorlardı.
Onlara,
-“Bu ferman, padişah size gittiğiniz her yerde sizin devlet kapılarının açılması, kimsenin size dokunmaması, hatta size saygı gösterilmesi ve işlerinizin kolaylıkla yapılması” hakkındadır, dediğimiz, şaşırıp kaldılar.
Onlara:
“Bu belgeler de eğer doğru ise sizin Zeyne’l-âbidîn (r.h.) hazretlerinin soyundan gelen ehl-i beyt olduğunuzu söylüyor.” dedim.
Onlara:
-“Bu belgeler ile övünmeyin. Mağrur olmayın… Bu değerli belgeler, siz Allâhın azabından kurtarmaz. Siz, kendinize gelin. Zeyne’l-âbîdin hazretlerinin ihlas ve takvasına sahip olmaya çalışın. Kendinizi ibadete verin. Zulümden, haramdan ve büyük günahlardan uzak durun… Çünkü ehl-i günahlardan mahfûzdur. Asla büyük günahlara yaklaşmazlar…
Allâhü Teâlâ hazretlerinin kitabına ve Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sünnetine bağlı olun. Evliyâ ve âlimlerin yolundan yürüyün! Kendi kıymetinizi bilin…” dedim.
Bu belgelerden bir şecereyi evinde bulunduran bir amca,
-“Rahmetli babam hasta olduğu zaman, bize “oğlum o şecereyi bana getirin” derdi.
Babam o şecereye bakarak mutlu oluyor. İç âlemine dalıyor. Birçok dert ve hastalıklarını unutuyordu!” dedi.
Şeyhbizinleri, ehl-i beytten olduğunu gösteren o resmi vesikaları görünce, araştırmacı-yazar rahmetli Cevdet Türkay beye hak vermekten kendimi alamadım.
Rahmetli Cevdet Türkay, uzun süre Başbakanlık devlet arşivlerinde oymak, aşiret ve cemaatlar hakkında araştırma yaptı.
Bu araştırmalarını bir kitap haline getirdi.
Bu kitabında şeybizinlerin, İmam Bakır (r.h.) hazretlerinin ve İmam Zeynel-âbidîn (r.h.) hazretlerinin soyundan geldiğini yazdı.
Ve buyurdular:
Şeyhbizinli (şeyhbizinlü, şeyhbozanlı, şeyhbuzunlu, şeyhbuzunî), cemaati İmam Muhammed el-Bakır (hazretlerinin) ve Zeyne’l-Âbidîn (r.h.) hazretlerinin ve Şeyh Selâhaddîn (hazretlerinin) sülâlesinden olup, Ankara sancağında iskan etdirilmiştir… ”
Ehl-i beyt, seyyid ve şeriflere konusunda araştırma yapan araştırmacılar, mutlaka şeyhbizinlerinin şecerelerini incelemelidir.
Haymana ovasının içine dağılmış olan bu şeyhbizinlerin ellerinde bulunan ona yakın şecere incelendiği zaman, “Şeyhbizinlerin Ehl-i Beyt Şecereleri” diye çok ciddi büyük bir eser meydana çıkar.
Zira bu şecereler, değişik zamanlarda kendilerine verilmiş resmi vesikalardır.
Aynı aşiretin değişik ailelerinin elinde on kadar şecerelerin bulunması çok mânidârdır.

Her Gördüğünü Ehl-i Beytten bil

Her gördüğünü ehl-i beytten bil
Sokakta gördüğümüz her insan seyyid veya şerif olabilir.
Ehl-i beyttin, seyyid ve şeriflerin makam ve mevkilerine haksızlık etmemek için, bilmediğimiz tanımadığım insanlara, ehl-i beytin bir ferdiymişcasına sevgi ve saygı göstermeliyiz.
Ehl-i beyti sevmek üzerimize vâciptir.
Ehl-i beyt, Efendimiz (s.a.v.)’in mübârek eşleri, kızları, torunları Hazret-i Hasan ve Hüseyin ve Hazret-i Ali Efendimiz (k.r.)’dir.
Hazret-i Hasan ile Hüseyin (r.a.) evlatları ve onların torunlarıdır…
Bu gün, kimin Efendimiz (s.a.v.)’in evlâdı olup olmadığı kesinlikle belli değildir…
-“Ben, seyyid veya şerif’im,” diyen insanın, seyyid veya şerif olmama ihtimali olma ihtimalinden daha büyük olduğu gibi, seyyid veya şerif olduğunu iddia etmeyen bir Müslümanında Efendimiz (s.a.v.)’in ehl-i beytinden olma ihtimali, olmama ihtimalinden daha büyüktür.
Bugün sağlıklı olarak hiç bir ailenin Ehl-i beytten olduğunu savunamayız.
Çünkü ilmî verilere göre, 11. asırdan itibâren Efendimiz (s.a.v.)’in ehl-i beytinin soy kütükleri sağlıklı bir şekilde takip mümkün değildir…
Her müslüman Efendimiz (s.a.v.)’in soyundan gelen bir kişi olabilir.
Her Müslüman ehl-i beyt’ten olabilir.
Her Müslüman, seyyid olabilir.
Her Müslüman şerif olabilir.
Sokakta gördüğümüz her Müslümana seyyid veya şerif gözüyle bakmasını öğrenmeliyiz.
Her Müslümana, ehl-i beytin bir ferdi gözüyle baktığımız gün, toplumla sağlıklı iletişimler kurabilir ve insanlarla iyi diyaloglara gireriz.
Bu güzel iletişim ve diyaloglar, sevgi ve hoşgörüyü doğurur…

Share
276 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

6+4 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Kul Aşk’ı mı Allah Aşk’ı mı?

    24 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

      İnsanlık kendisini kul Aşk’ıyla mı avutup durur yoksa Cenabı Allah’ın o eşsiz güzelliklerle dolu olan Aşk’ıyla mı mutlu etmek ister?   Aşk denilen duygu, insanoğlunun ayaklarını yerden kesermiş, yüreğinde ve de bütün yaşamında şiddetli heyecanların yaşanmasına vesile olan duyguları yaşatıyormuş. Böyle bir durumda insanoğlunun sabahın ilk ışıklarıyla kendi yatağından kalktığı anda aklına ilk gelen, aşık olduğu kişinin gelmesi oluyormuş. Gece yatağına girerken yatmadan önce sürekli olarak onu hayal eder, onu düşünür, girdiği her ortam...
  • Rufeyde radıyallahu anhâ.

    24 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Kırık gönüllerimize şifa olsun Rufeyde---------Otobüse biniyorum, iş çıkışı herkes yorgun. Kulaklıklar takılıyor, birbirine dolanmış olanlar aceleyle çözülüyor. Bekleriz... Gazeteler ezberlenmiş bir hareketle açılıp, gözlükler el yordamıyla düzeltiliyor. Tesbih tanelerinin akıp gittiği parmaklar ile akıllı telefonlarda kayıp giden parmakların yarıştığı sıralarda, bir amca spor sayfasına geçiyor bile. Yoğun trafik ve kalabalık... İster istemez o havasızlıktan kendinizi soyutlayıp bir yerlere nefes almaya çıkıyorsunuz. Tam o sırada bir şey çalını...
  • Rumların bitmeyen Bizans oyunları

    24 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET, SÜRMANŞET

    BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nin hayal gücü gerçekten çok iyi çalışıyor. Belli ki Rumların gazına gelmiş gene.  Eide, müzakerelerin yeniden başlaması, Temmuz ayında bir anlaşma sağlanması ve Eylül ayında da referanduma gidilmesi için yol haritası hazırlıyormuş.  Ben bu müzakereler nasıl başlayacak çok merak ediyorum.  10 Şubat günü Kıbrıs Rum Temsilciler Meclisinde “Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması amacıyla 1950 yılında gerçekleştirilen ve sadece Kıbrıslı Rumların katıldıkları referandumun (plebisit) yıldönü...
  • Şükretmek

    23 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Aleyhissalatü vesselam Efendimiz buyurdular: “Gökyüzüne baktım ve dua ettim. Gök kapıları açıldı. Cebrail (as) nurlara bürünmüş olduğu halde nazil oldu. Dedi: “Sana Cenab-ı Hak’tan selam ve tahiyye ve ikram hediye getirdim.” Ben ta’zimen selamlarını aldım. Cebrail (as) buyurdular: “Üzerinden şu zırhı çıkar, bu duayı oku. Bu duayı üzerinde taşır ve okursan zırhtan daha büyük te’siri vardır.” Peygamber (asm), Cibril-i Emin’e sordu: “Bu duanın te’siri ve hassası yalnız bana mıdır? Yoksa ümmetime de şamil midir? ...
UA-36507442-2