logo

reklam

HDP’yi bekleyen çıkmaz!


Kamil TABAK
tabakkamil@hotmail.com

PKK Marksist, Leninist, bir örgütlenmedir ve etnik devrimcidir, Kürt milliyetçisidir.
PKK/HDP çizgisinin, öz itibarı ile kendinden başkasına tahammül etmeyen “öteki”ne yaşam hakkı tanımayan özelliğinde dolayı da tipik bir “Stalinist” yapı olduğunu söyleyebiliriz.

Etnik devrimcilik ile sınıfsal (sosyalist) devrimcilik birbirinden farklıdır. Öyle ki, Mahir Çayan 70’lerin başında Abdullah Öcalan’ın da içinde olduğu ve etnik devrimci bir çizgide yer alan “Doğu Kürt Ocakları”na katılmayarak, THKP-C yi kurmuştur.

Marksist, Leninist, bir örgütlenme olup, Stalinist bir çizgisi olan ve aynı zamanda Kürt milliyetçiliği temeline dayanan HDP (….HADEP, DEHAP, DTP, BDP) bu mevcut yapısıyla seçim barajını aşması mümkün değildir.

Seçim barajına takılan HDP, devrimci yol geleneğinden gelen “sosyalist devrimcileri” de aralarına alması da barajı aşmasına yetmedi.

Bu sefer barajı geçmek için “Türkiye Partisi” olma adına sol liberal, oportünist sol ve sistemle sorunlu İslami(!) hassasiyeti olan bazı kesimleri de aralarına aldı.

Bu anlamda BDP ve öncülerini “Kürt Milliyetçisi, etnik ve sosyalist devrimci” dersek, HDP’ye de; “buna Kürt İslam(!) sentezi katılmış versiyonu” diyebiliriz.

7 Haziran seçimleri öncesi merkezle mesafeli olan irili ufaklı, marjinal tüm gurupları içine alan HDP, Ak Parti gitsin de ne olursa olsun diyen İstanbul Nişantaşı, İzmir Karşıyaka sakinleri gibi Cumhuriyetçi elitlerin bir kısmının desteğiyle de barajı aşarak, TBMM’de 80 sandalye kazandı.

Yakın zamana kadar mevcut sistemi; “burjuva meclisi” diyerek gayri meşru bulan sosyalist devrimcilerle, önemli bir kısmının Türkiye Cumhuriyetini “tağut düzeni” diyerek gayri meşru bulan İslamcıları(!) bünyesine dâhil eden HDP, esas sınavını bundan sonra verecek gibi.

Nitekim bunun ilk sinyallerini koalisyon çalışmalarından sonuç çıkmayacağının anlaşıldığı günlerde Figen Yüksekdağ’ın “Seçim hükümetinde yer almak bir sorumluluk ve haktır” sözlerinin HDP içindeki önemli bir kesimde doğurduğu rahatsızlarda görebiliyoruz.

Koalisyon ihtimallerinin kalmaması sonucu, eş genel başkanın bu ifadesiyle, kurulacak geçici seçim hükümetine HDP’nin bakanlık verecek olması, özellikle HDP içindeki devrimci soldan gelen sosyalist devrimciler nezdinde “emperyalistler ve yerli işbirlikçilerinin devleti başsız bırakmam çabalarına katkıda bulunmak” olarak değerlendirilmiştir.

Ve bu nedenledir ki, (EMEP Genel Başkanı) Levent Tüzel başlarda bakanlık teklifine razıymış gibi görünse de kendi ideolojik düşünce kitlesinin baskıları sonucu bakanlık teklifine evet dememiştir/diyememiştir.

HDP’nin kurumsal anlamda seçim hükümetine katılması ve iki üyesinin bakanlık teklifine evet demesi, HDP içindeki özellikle sosyalist devrimcileri çok rahatsız etmiş ve “Türkiye solunun intihar etmesine izin vermeyelim” çağrılarıyla adeta bir kırılmaya sebebiyet verecek yeni tartışmalara yol açmıştır.

Öte yandan HDP’nin resmi yayın organı durumundaki Özgür Gündem gazetesinin 25 Ağustos taki “Saray Esadlaşıyor” manşeti de ayrı bir rahatsızlık uyandırmıştır. Bu başlıkla; “bir yandan Erdoğan’ın Esad’la özdeşleştirilerek, diğer yandan da Erdoğan’ın ‘Savaş kabinesi(!)’ dâhil olunması” HDP’ye desten veren sosyalist devrimciler nezdinde “HDP’nin paradoksu” olarak değerlendirilmiştir.

Bir diğer ifadeyle Esad; büyük bir antiemperyalist direnişe sahne olan bir ülkenin lideridir ve Tayyip Erdoğan gibi faşist biriyle özdeşleştirilmesi sosyalist devrimciler tarafından asla kabul edilemezdi.

Tüm sayılan nedenlerle HDP içinde ciddi bir iç sorgulama söz konusu olup, bunun bir kırılmaya yol açması asla sürpriz olmayacaktır.

Öteyandan;

Ortadoğu’nun mevcut durumu ve içerde yanan (silahlı-silahsız) terör ve ihanet ateşiyle hassas bir dönemden geçen Türkiye’yi seçime götürecek seçim hükümetine, partisi MHP’nin “hayır” demesine rağmen “evet” diyen Tuğrul Türkeş beslendiği kültür ve ideolojik değerler bakımından doğru bir iş yapmıştır.

Yine böyle bir hükümete partisi HDP’nin “evet” kararına rağmen “hayır” diyen Levent Tüzel kendi beslendiği kültür ve ideolojik değerler (sosyalist devrimci yol) bakımından doru bir iş yapmıştır.

Burada asıl garipsenilen, eleştirilmesi gereken böyle bir hassas dönemde koalisyona ve seçim hükümetine “hayır” diyen MHP ve bünyesinde yer alan ve barajı aşmasına imkan sağlayan siyasal düşünce sentezlerine rağmen “evet” diyen HDP’dir.

Şimdi asıl merak edilen konu, “MHP’nin “hayır”ı ile HDP’nin “evet” inin 1 Kasım seçimlerine nasıl etki edeceği?”dir.

7 Haziran’da sırf Ak Parti ve özellikle de Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığı paydasında birleşen makul zihinlerin, mevcut istikrarsızlık ve yaşanan malum süreç dolayısı HDP’ye olan desteklerini gözden geçirecekleri ihtimali ile partilerinin tutumundan rahatsız olan MHP tabanının tercihi 1 Kasım sonrası için az çok fikir verse de, net bir şey söylemek elbette mümkün değildir.

Etiketler:
Share
1642 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

3+5 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

#

HDP’yi bekleyen çıkmaz!” için 4 Yorum

  1. ali : diyor ki:

    Erdoğan düşmanlığı bazı kesimleri terör sevici haline getirmesi inanılır gibi değil! Erdoğan’dan duydukları nefret teröristi masum gösterebiliyor! Allah aklımıza mukayit ol…

  2. Necdet özen : diyor ki:

    Kalemine sağlık güzel bir tespit

  3. mustafa : diyor ki:

    HDP’yi icinde bulundugu cikmazdan CHP,MHP,Aydin Dogan ,Paralel Orgut ve benzeri cevreler kurtariyor maalesef…!

  4. hasan : diyor ki:

    İsabetli analiz……..tbr.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • TERÖR SİVİLLERİ VURMAKTADIR

    28 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    TERÖR     SİVİLLERİ   VURMAKTADIR Dünya üzerinde, terör olayları alabildiğine, devam etmektedir. Dünyayı yöneten güçler; sözde, kınamalar, yapsalar da; terörün devam etmesinden, mutlu gibi gözükmektedirler. Şu an Güney sınırımızdaki, tüm olaylar bunun en güzel delilidir. O coğrafyaya, kilometrelerce uzakta olan tüm güçler; sahne alabilmek için; bir birleri ile yarışmaktadırlar. Sonuçta; tüm Dünyaya silah satan ve o, satıştan yüklü bir miktarda para kazanan devletler; Dünyayı yönetmeye talip olan, devletlerdir. Üstelik, o bölgenin yer altı ze...
  • ÇANAKKALE RUHU CANLI TUTULMALI

    28 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Papatya Yayınlarından Mustafa Turan’ın "Destanlaşan Çanakkale"  kitabında anlatılanlara göre, yıllar önce eğitim sistemimizi incelemek üzere Japonya’dan bir heyet Türkiye’ye gelir. İnceleme tamamlandıktan sonra MEB yetkilileri, Japon heyetinden hiç beklemedikleri bir tepki almıştır. Konuk heyetin, dönemin Başbakanı rahmetli Turgut Özal’ın huzurunda dile getirdikleri acı gerçek şöyledir: “Türk eğitim sisteminde milli ruh yok...” Sonra şöyle devam etmişler: “Biz, eğitime şok testler uygulayarak başlarız. Önce çocukları uçak kadar hızlı gid...
  • Anastasiadis: “Kıbrıslı Hellenizm”

    27 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    Anastasiadis, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile 23 Mart günü yaptığı görüşmeden sonra bir açıklama yaptı. Bu açıklamanın satır aralarında kullandığı kelimeler ibretlik. Bizim içimizde kendilerini “Türkçe konuşan Kıbrıslı” diye tanıtanlara hayal içinde olduklarının dersini veriyor Anastasiadis.  Görüşmeden sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Anastasiadis, Guterres ile Eide arasında farklı bir yaklaşım saptayıp saptamadığı sorusu üzerine yaptığı açıklama içinde yer alan bir paragraf aynı aşağıdaki gibi, kelimesi kelimesine: “Farklı ...
  • Kul Aşk’ı mı Allah Aşk’ı mı?

    24 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

      İnsanlık kendisini kul Aşk’ıyla mı avutup durur yoksa Cenabı Allah’ın o eşsiz güzelliklerle dolu olan Aşk’ıyla mı mutlu etmek ister?   Aşk denilen duygu, insanoğlunun ayaklarını yerden kesermiş, yüreğinde ve de bütün yaşamında şiddetli heyecanların yaşanmasına vesile olan duyguları yaşatıyormuş. Böyle bir durumda insanoğlunun sabahın ilk ışıklarıyla kendi yatağından kalktığı anda aklına ilk gelen, aşık olduğu kişinin gelmesi oluyormuş. Gece yatağına girerken yatmadan önce sürekli olarak onu hayal eder, onu düşünür, girdiği her ortam...
UA-36507442-2