logo

HDP VE TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ


facebooktwitter
Necdet Cemal OCAK
ncocak@gmail.com

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir “çekiç güç” varmış. Bütün milletvekilleri terk tek sorulduğunda, bu gücün gitmesi gerektiğini söylermiş.

Ancaaak, mecliste oylama yapıldığında hepsi kalsın diye oy verirmiş. Ve “çekiç güç” Kuzey Irak’ta ki oluşum tamamlanıncaya, pkk yeterli şişmanlığa erişinceye kadar kalmış. Bu olay, M.Ö. bilmem kaçıncı yüzyılda yaşanmış.

“Tarih tekerrür eder” derler. Yanlıştır aslında, tarih tekerrür etmez. İnsanlar, devletler, milletler aynı eşekliği yaparlar sadece.

Milletimizin ve devletimizin bekasına kast eden bir oluşum var ülkede. Yaklaşık 40 yıldır bunun sancısını yaşıyoruz. Artık bu terör örgütünü kim destekliyor, kim kurdu, neler yaptı şimdiye kadar bunu tartışmanın anlamı yok.

Tartışmamız gereken, biz bunun çözümünde ne hatalar yaptık, bundan sonra ne yapmalıyız. Çözüm üretmesi gereken makamlar ne yapıyor, biz yanlışları söylemek için neler yapıyoruz.

Terör örgütünü açıkça desteklediğini söyleyen, sadece söylemekle kalmayıp makam araçları ile onlara silah taşıyan, sırtını yahut bilmem neresini onlara dayayan insanları vekil yapıp maaş veriyoruz.

Bu utanç bize yeter. Önce oturup karar vermeliyiz. Biz cidden bu terör denen beladan kurtulmak mı istiyoruz, yoksa kurtulur gibi yapıp eğleniyor muyuz?

Dokunulmazlık diye bir şey icat edilmiş, makam aracıyla teröriste silah taşıyan adam bile o zırha bürünmüş, bir şey yapamıyoruz. Böyle garip bir durum dünyanın hangi ülkesinde var bilen göstersin.

Partinin başkanı devlete silahlı isyan başlatan, hendek kazan, bombalar tuzaklayan ve patlatan bir örgüt için “bu direniş devam edecek” diyor.

Diğer yanda bu teröristlere operasyon yapan devletine “katil diyen” kendilerini akademisyen ve aydın sanan karanlık beyinler bildiri yayınlıyor.

Ardından ne kadar vatan haini, islam düşmanı, batı beslemesi adına sanatçı denen kahpe varsa onlar destek veriyor.

O da yetmiyor, bu defa edebiyatçı kimliği ile vatan haini akademisyenlere destek veren bir güruh çıkıyor ortaya.

Siyasiler seyrediyor, hukuk seyrediyor, hâsılı devlet seyrediyor. Diğer yanda millet de devleti seyrediyor. Artık “ UYAN EY DEVLETİM ” deme zamanı gelmiştir.

Eğer meclisimiz adı “uluslar arası milletler meclisi” ise sorun yok. Maaş vermeye devam edelim. Yok, eğer meclisimiz adı TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ ise bu gayrı milli vekil bozuntularını hemen yargılayıp cezalarını keselim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Türkiye milletvekili olur. Bu vekil bozuntuları başka devletlerin vekili, terör örgütü vekilidir. Bunu da sadece Mars’da yaşayanlar bilmez, bütün dünya biliyor.

Teröre karşı yayınlanan bildiriye dahi imza koymayan bu mahlûkları hala meclisimizde tutan bütün vekiller sorumludur. Dokunulmazlığın kaldırılması için kaç oy lazımdır bilmiyorum. Ak parti ve Mhp’li vekiller tek tek konuşunca bunların vekil değil terörist olduğunu söylüyor ama kimsede icraat yok.

Hükümetim hala teröriste karşı yahut Türkiye’ye havan atışı yapan PYD’de karşı “meşru müdafaa hakkını kullanmak” tan söz ediyor. Kişiler arasında meşru müdafaa olur lakin devletin meşru müdafaası olmaz. Devlet gördüğü her tehlikeyi saldırı olmadan da, hazırlık halinde iken yok etme yetkisine sahiptir.

Terör örgütünün siyasi kolu olan HDP ‘li vekiller derhal meclisten atılmalı. Aksi halde hayatta olursam ileride İç Anadolu’dan Ege’ye kadar sınırları olan bir ülkede sizin için şu satırlarla başlayan bir yazı yazacağım.

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir “ HDP ” varmış. Bütün milletvekilleri terk tek sorulduğunda, bu partinin terör partisi olduğunu söylermiş.

Ancaaak, mecliste hiç birisi bu konuda kılını bile kıpırdatmamış. Ve “ HDP ” denen terör partisi, TÜRKİYE MİLLET MECLİSİ denen mecliste Kürdistan kuruluncaya kadar her hainliği yapmış. Bu olay, M.Ö. bilmem kaçıncı yüzyılda yaşanmış.

18.2.2016

 

 

 

 

 

Share
1087 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

7+6 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Şehidin Son Mektubu

    27 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Bir Çanakkale Şehidinin Son Mektubu Valideciğim, Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi! Nasihat-amiz mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki, armut ağacının sayesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu, bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük dersler aldım. tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgara mukavemet edemeyerek eğilmes...
  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
UA-36507442-2