logo

reklam

GENÇLERİN SÖYLEŞİSİ ÜZERİNE


Orhan ARSLAN
orhanarslanmatoglu@hotmail.com
GENÇLERİN   SÖYLEŞİSİ   ÜZERİNE
Medya üzerinde yayınlanmaya devam eden, bir röportaj; tekrar bütün dikkatleri genç neslimizin üzerine çekti. Bir TV  kanalının yapmış olduğu sokak söyleşisinde;   Gençlere, Cennet ile ilgili sorular, yönlendiriliyor. Alınan cevapların nerede ise, tamamı; olumsuz. Cenneti önemsemiyorum, inanmıyorum, ateistim, O da ney? gibi, cevaplar… Katılan gençlerin yaşı; yirmi, yirmi beş arası… evet yanlış duymadınız… Neden bu köşede, senelerdir, gençlik ve eğitim üzerine yazdığımız, makalelerin fazlaca yer almasının, nedenini varın, siz anlayın…
Her türlü alanda, Milletimizin ve şanlı tarihimizin içerisinde var olan zenginliklerle, iftihar ettik. Karşımızdaki, bize karşı olanlar ise; hiç boş durmadı. Zamanla iletişim araçları vasıtasıyla, evlerimizin en mahrem yerlerine girerek; çocuklarımızı ve gençlerimizi her alanda zehirlemeye devam ettiler. Onlar, gelecek nesillerin bu gençler ve çocuklar olacağını; çok iyi biliyorlardı. Bundan dolayı; onlara ulaşmanın hesaplarını yaptılar. Bu alanda; öncelikle hem yerli, hem yabancı sinema ile; bu isteklerini gerçekleştirdiler. Daha sonra TV kanalıyla; çizgi filmlerden tutun, belgesellere kadar, her yayında; zehirlerini akıtmaya devam ettiler. Hele, son zamanlardaki bilgisayar aracılığı ile; yaptıkları ise; telafi edilemeyecek şeylerdir. Humar alışkanlığından; madde bağımlılığına kadar… İnançsızlık yaymaktan, adam canına kıymaya yönelik davranışlara kadar… tüm yayınlarda çocukları ve gençleri hedef aldılar.
İşin vardığı son noktayı iki örnekle açıklayalım. Birincisi; Devletin bildirdiği rakamlara göre; madde bağımlılığının hangi boyutlara vardığını,  ortadadır. Kullanma yaşı, nerede ise; yaş olarak, tekli rakamlarla ifade edilecek, seviyeye geldi.  İkincisi; hemen yakınımızda mahalle çocuklarının oynadığı bir oyunu seyrettim. Çocuklar, oynamak istedikleri oyunda; bilgisayar oyunlarından o kadar etkilenmişler ki; oyunun senaryosu gereği; karşısındaki insanı öldürme rolünü, oyundaki herkes, almak için çırpınıyor. Hatta, o rolü kendine vermeyen oyun ebesi dedikleri çocuğa, sitem ediyorlardı. Kısacası mahalle oyunun ana teması bile; adam öldürmek… Tek kelime ile, vahşet, şiddet…
Senelerce, evimizde çocuklarımızı avutmak için; TV lerin karşısına dikerek, izlemelerini istediğimiz, çizgi filmlerin; neyi içerdiklerine hiç dikkat etmedik. Dikkat etmek işimize gelmedi. Neden? çünkü, çocuğu oyalıyordu ve biz onun sayesinde rahat ediyorduk! Evet, görünen manzara öyleydi. Ancak, asıl içeriklerine baktığımız zaman, hiç de öyle değildi. Yetişkin bir insanın bile; seyrederken etkilenebileceği konular işlenmektedir. Her türlü inançsızlığın reklamı yapılmaktadır. Yahut kendi inanç sistemlerini öven sahnelerle doludur. İçeriğinde; insanın gücünün yetmeyeceği, hayal sınırlarını zorlayacak, konular işlenmektedir. Ölümsüzlük fikri, Dünyayı tek adamın kurtaracağı senaryolar, Bu arada, Batının var olan gücü ve o güçle yapabileceği şeyler… Adam öldürmek sıradan bir iş, imiş gibi gösterilmektedir. Çünkü, o çizgi filmin içerisinde bu tür konular, ballandıra, ballandıra anlatılmaktadır.
Şimdi Bilgisayar oyunları daha da ileri gitmiştir. Sokaktaki olaylarda kahramanlığa soyunan çocukların ne ile yetişdiğini sanıyorsunuz? Okullardan kaçarak, atari salonlarında, internet kafelerde; sürekli onların etkisi altında büyümektedirler. Bir de üstelik aileler çocuklarına bilgisayar oyunları alarak, teşvik etmektedirler. Bu salonları denetlemek o kadar zor mudur? Aile içerisinde çocuklara, bu tür kötü şeylerin reklamlarını yapan; yayınları engellemek o kadar zor mudur?
Etrafı bu kadar yanlış şeylerle kuşatılmış olan çocuk, yahut genç hangi savunma mekanizması ile kendini koruyacaktır? Okuldan kaçmak ve o salonlara gitmenin o çocuklar açısından; ne kadar cazip bir olay olduğunu ne zaman fark edeceğiz? Bu tür tehlikelerin önünü almak adına; Devleti yönetenlerin yapacağı bir şey yok mudur? Bir insanı öldüren katillere müebbet hapisler verilirken; binlerce insanını ruhunu katleden bu yayınların, önünü kim kesecek? kim bunlara dur diyecek? Bu yayınları yapan, reklam eden, uyuşturucuyu  satan insanlara daha ağır cezalar ne zaman gelecek? bir insandan, daha fazla insana; zarar verdiklerine göre; ne zaman binlerce insanı zehirleyen adam olarak; yargılanacak. Buna alt yapı hazırlayan tüm yayınlar nasıl kontrol edilecek? Bu tür yayın ve filmlerde uyuşturucunun, madde bağımlılığının, insanın canına kıymanın reklamları yapılırken; Devleti yönetenler olarak seyirci mi kalınacak?
Bu yangının her tarafı sarmadan bir an önce tedbiri alınmalıdır. İşte bütün bunlar olurken; mevcut eğitim ve öğretimin, müfredatının yetersiz olduğu da eklenirse; sokaklarda gördüğümüz olumsuz hadiseler, daha da artacak demektir. Daha duyarsız, daha ruhsuz, sadece kendini ve kendi hayatını düşünen gençlerle, daha çok karşılaşacağız, demektir. Bencilliğin bu kadar öne çıkarıldığı bir sistemde; Milli ve Manevi değerleri, toplumu meydana getiren değer yargılarını, bu gençlere nasıl kazandıracağız?
Yaz tatili başlamışken; öncelikle Ailelere düşen görev; çocuklarını bu alanda yetiştirmek olmalıdır. Yaz Kuran Kursları az da olsa bu açığı kapatabilir. Ancak, onunla yetinmeyip daha güzel şeyleri, edep, adap, irfan açısından yaşanabilir olan davranışları kazandırmamız lazımdır. Bu çocukluk çağında; Aileye büyük sorumluluk düşmektedir. Bundan kaçamayız. Yoksa ileri de şikayetçi olmaya hakkımız yoktur.
Korkum o ki; makalemizin başında belirttiğimiz gibi; tamamen inançsız bir nesil geliyor. Yani, bu işi planlayan güçler; amaçlarına ulaşmış, gibi gözükmektedirler…
Hep beraber, tüm olumsuzluklara rağmen, çocuklarımıza ve gençlerimize sahip çıkmalıyız. Unutmayalım onlar; bizim işimizden, mevkimizden, makamımızdan, dükkanımızdan, tezgahımızdan daha önemlidir… Onlar geleceğimizdir… Lütfen biraz daha gayret, biraz daha dikkat…

Share
226 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

1+10 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ASLINDA HEPİMİZİN DÖRT EŞİ VAR

    22 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    ASLINDA HEPİMİZİN DÖRT EŞİ VAR Bir zamanlar büyük ve güçlü bir ülkeyi yöneten bir kral ve dört eşi varmış. Kral en çok dördüncü eşini sever, bir dediğini iki etmez, herşeyin en güzelini ve en iyisini ona verirmiş. Kral üçüncü eşini de çok severmiş. Bu güzelliğin bir gün kendisini terk edebileceğinden korktuğu için onu çok kıskanır ve üzerine titrermiş. Kral ikinci eşini de çok severmiş. Kendisine karşı her zaman iyi ve sabırlı davranan eşi, ne zaman bir derdi olsa daima onu yanında bulunur, sorunun çözümünde ona destek verirmiş. Kraliçe ...
  • Yapılan Köprüler “Deli Dumrul” Köprüsü mü? (!)

    21 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET, SÜRMANŞET

    Hani bir hikâye vardır; zamanın birinde Deli Dumrul isminde biri, bir akarsuyun üzerine köprü yaptırır ve bu köprüden geçenden 5 akçe, geçmeyenden de döve döve zorla 10 akçe alırmış. Şimdi de birileri; “yapılan köprüler gereksiz, zarar ediyor, geçmediğimiz köprünün parasını ödüyoruz, bunlar Deli Dumrul köprüsü” gibi ifadeler kullanmakta… Daha önce Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim Köprüleri için yapılan bu trajı-komik eleştiriler, şimdi de geçtiğimiz günlerde temeli atılan “Çanakkale 1915 Köprüsü” için dile getirilmekte... Yap İşlet Devret...
  • CÖMERTLİĞİN BÖYLESİ

    21 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    CÖMERTLİĞİN BÖYLESİ Bir gün, hazret-i Ebu Bekir ile hazret-i Ali mescid-i şerifte oturuyorlardı. O esnada biri girdi içeri. Ancak hazret-i Ali’yi görünce adamın rengi kaçtı birden. Mahcup bir vaziyette çöküverdi oracığa. Hazret-i Ebu Bekir, merakla hazret-i Ali’ye döndü: - Ya Ali! Şu adamı tanıyor musun? - Evet, tanıyorum. - Seni görünce mahcup oldu. Acaba neden dersin? Aliyyül Mürteza tahmin etmişti: - Bana borcu var. Belki ondandır. Hazret-i Ebu Bekir kalktı ve gitti o adamın yanına: - Hayırdır, neyin var senin? - Yok bir şey ...
  • ÇANAKKALE RUHU CANLI TUTULMALI

    21 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, SÜRMANŞET

    ÇANAKKALE RUHU CANLI TUTULMALI Papatya Yayınlarından Mustafa Turan’ın "Destanlaşan Çanakkale"  kitabında anlatılanlara göre, yıllar önce eğitim sistemimizi incelemek üzere Japonya’dan bir heyet Türkiye’ye gelir. İnceleme tamamlandıktan sonra MEB yetkilileri, Japon heyetinden hiç beklemedikleri bir tepki almıştır. Konuk heyetin, dönemin Başbakanı rahmetli Turgut Özal’ın huzurunda dile getirdikleri acı gerçek şöyledir: “Türk eğitim sisteminde milli ruh yok...” Sonra şöyle devam etmişler: “Biz, eğitime şok testler uygulayarak başlarız. Ön...
UA-36507442-2