logo

GENÇ KALMANIN SIRLARI


Dilek EJDER
gothereblackeagles4536@hotmail.com

“Geel kalemim gel. Gel şu masaya geçte, yıllarımın mumlarını yakalım şimdi! Malum, bugün benim doğum günüm!”

-“ Yıllarının mumlarını mı yakalım? İyide bu akşam masana ne yıllarının mumları sığar, nede söndürdüğün tüm mumlarını toplamaya, yazanım. Hani diyorum ki bir hatırlatmamı yapsam acaba?  Sen yolun yarısını geçeli, ohaooo…”

-“Eeee ne yani o kadar yaşlandık mı şimdi kalemim?”

-“He o kadar yaşlandık yazanım!”

-“Ey o zaman, sen git bir mezar eş, göm beni olsun bitsin kalemim!”

-“Kızma canım, mezara girmenin yaşla başla işi yok! O iş, sıra numaran gişede yandığı zaman, yazanım!”

-“Yav he he, anladık anladık! Anladık da hani diyorum, bu akşam sen içimdeki tüm sesleri değilde, sadece beni dinlesen… Bir omuz olsan başıma, tarasan saçlarımı… Tararken up uzun bir şarkı fısıldasan kulağıma… Öyle uzun ki, ömrüm kadar uzun hemde!”

-“Dediğin gibi olsun da, ki, zaten ömrün kadar uzun omuz olmadım mı başına, taramadım mı yıllara, ödünlere dökülen saçlarını, söylemedim mi bildiğim bilmedim tüm şarkıları kulağına? Ha söyle yazanım!”

-“Canım kalemoşum benim, evet, bu söylediklerinin hepsini yaptın. Hem de fazlasıyla!” Ama bu akşam başka dinle beni be cancağızım!”

-“Niye?”

-“Galiba korkuyorum!”

-“Neden?”

-“Söylemekten bile…”

-“Banada söylemezlik yapmazsın demı yazanım?”

-“He yapmam!”

-“Eeee”

-“Şeey yaşlılıktan korkuyorum da! Bildiğin gibi değil, ayy öldüresi var beni, rüyalarıma giriyoooo!”

-“O halde durma kaç!”

-“Anneeeeee kurtar beni, yaşlılık geliyoooo! İyide sen hepten üstü açık avluda kalmışsın be anneee!”

-“He kızım, burada yıldızlar çokça yağdı saçlarıma, sen durama kaç!”

-“Nereye aneeeee, nereye?”

-“Ne bileyim ben, kaç işte, kaç kızım kaç!”

-“Heeeey gençlik bırakma beni. Çıkartma bağrından bu beni. Sıkı sıkı sar; sar ki yaşlılık yakalamasın beni!”

-“O halde kaç o avludan kaç! Bak karlar yağıyor saçlarına, durma kaç!”

-“Hangi odana saklanayım, çabuk söyle gençlik, çabuk!”

-“Buraya kadar geldiysen, artık saklanacak odamız yok ca-nım!”

-“Nasıl yani?”

-“Yanisi şu; bebek odalarımızdan geçip, çocuk odalarımızda konaklarsınız… Çocuk adalarımızdan geçip, gençlik odalarımız da konaklarsınız…

Gençlik odalarımızdan geçip, olgunluk odalarımızda konaklarsınız…

Olgunluk odalarımıza gelince bir yaşlılık telaşı sarar sizi; tekrar gençlik odalarımızda kaçmak istersiniz… De böyle bir dünya yok ca-nım! Şimdi olduğun odanda genç kalabilmenin sırlarını bulduğun kadar genç kalacaksın ama genç odalarımızda değil ca-nım… Öyle arada, avluda işte!”

-“Ne yani, kalmak istediğim kadar kalamaz mıyım?”

-“Heee oldu canım, burası sizin dünya oteli ya; istediğiniz kadar kalacaksınız ha! Kızım burası mevsimlerinizin oteli… Siz daha bunu anlayamadınız mı?”

-“Hee anlayamadım, yav kızma bi, şimdi ne yapacağımı söyle? Yaşlılıktan çok korkuyorum; ayy öldüresi var beni, rüyalarıma giriyoooo bir Ayşegül misali!”

-“Ne bileyim ben, klojen artırıcı iksirler bul, hyaluronic acid yüklen mesela.”

-“O da ne?”

-“Sizi gençliğinizin odalarında tutan tazeliğiniz canım… Siz ömür yolculuğunuzda yol aldıkça, evvela klojen üretiminiz yavaşlar ve böylece yaşlılık odalarına doğru kaydırılırsınız!”

-“Vay benim başıma gelen, vay! Şimdi ben klojen üretimi için nerelere, hangi sanayiye gideyim?”

-“Aklını kullanırsan, kendi beden sanayinde klojenini üretirsin ca-nım!”

-“Nasıl yani, yav şimdi ben oda oda klojenmi toplayacağım?”

-“He sen oda oda klojen toplayacaksın… Tövbe tövbe! Kızım mavav manav klojen toplayacaksın!”

-“Nasıl yani?”

-“Vallahi tam Emelleştin ha!”

-“Hee Emelleştim!”

-“Kızım bak; C vitamini, yeşil yapraklı sebzeler, brokoli, yaban mersini, çilek, kızılcık, et, balık, süt ve süt ürünleri, omega 3, nar, yeşil ve kırmızı biber, lahana, ıspanak, biber üzümü veeee düzenli peeling…”

-“İyide bu dediklerinin hiç birini sevmiyorum kiiii!”

-“Genç kalmayı seviyorsun amaaaa! Eh gülü seven dikenine katlanacak ca-nım! Bundan sonra seveceksin, gör bak!”

-“Heeee sevecem Vallah… Hatta aşık olacam, yeter ki klojen üretsin bana!”

-“Bu gidişle sen tekrar bizim odaya geleceksin ca-nım!”

-“De Vallah?”

-“He Vallah!”

-“O vakit sen benim odayı, başkalarına verme, açık tut… Geli yo ruuuuum!”

-“Tövbe tövbe!”

-“Ayy oda ne, sanki başım mezar taşına değdi! Nerdeyim ki ben?”

-“Cehennemin dibinde!”

– “Nasıl yani, ayyy ölmüş müyüm yoksa?”

-“Heee ölmüşsün, ne sandın ya!”

-“Ne zaman, nasıl yani, burası neresi? Nefes alamıyorum, yoksa mezarda mıyım ben?”

-“He mezardasın, ya nerde olacaktın!”

-“Aman Allah’ım yüzüm gözüm toprak içinde… Oysa son keşfettiğim gençlik kremini daha yeni sürmüştüm!”

-“Vay toprak başına vay!”

-“Ay sende kimsin, herhalde bizim oralısın?”

-“ He toprağı başına verdim ya, sizin oralıyım… Kızım ben bebekliğinden beri omuzlarının üstündeki meleğinim… Sen nereli olduysan, bende oralıydım! Anladın mı şimdi?”

-“Hee anladım, vay başıma gelen vay! De hele bura nere?”

-“Bura gor, benim senle yoldaşlığımda buraya kadar… Şimdi seni şu buharların arasına daha da öteye yollayacağım!”

-“Yav bi dur, acele etme… Sizin buralarda aktar maktar varmı?”

-“Aktarı nedecen?”

-“Şey, Suna Dumankayanın son verdiği maske tarifi için birşeyler alacaktımda!”

-“Hee aktar var, bak şu gördüğün köprü varya… Aha orayı geçince her yer aktar!”

-“Vıııy aneyyy! Şu köprü dediğin  vallah kıl gibi ince… Hem altında o yanan ateşte ne öyle? Yoksa Cennem dedikleri yer orasımı? Hem akıl mantık işimi ki bunun üstünden geçmek!”

-“Burada akıl mantık kar etmez ca-nım; akılda mantıkda dünyada kullanarak heybene alıp buraya getirdiğin hasılatındır. Burada akılda, ameldir, mantıkta; amelin iyise bu kıl dediğin Sırat köprüsünde uçup gidersin… Yok amelin kötüyse, hooop diye şu ateşlerin içine düşersin… Sonra gelsin gençlik kremleri, gitsin Suna Dumankayalar. Ha geçtin miydi köprüyü; öte tarafta yaş 32; gençlik mi gençlik, güzellik mi güzellik… Demem oki her yer Suna Dumankaya. Neyse ben lafı daha fazla uzatmadan, yolcu yolunda gerek!”

-“Yav dur bi dur derviş abi… Sizin buralarda gazete neyim yok mu?”

-“Niye gazetemi okuyacan!?”

-“Yok, hani diyorum bir gazetede yine köşe yazarlığımı yapsam ne… Ben yazamadan yapamam da!”

-“Gazete var olmaz olur mu? Herkese özel tek cilt ve tek basım bir gazete var ama köşe yazarları yok burada. Yazılar tek elden çıkar… Burada yazılan gazete sizinle beraber doğar.  Öyle sizin market sepetlerinde olmaz bu gazete; alnınızın sepetinde olur ve siz orada yazılanları yaşarsınız… Yazarı da tektir, Hakktır. Bu gazetenin adı kaderiniz gazetesi ve alın yazınız! Anladın mı şimdi ca-nım? Fazla lafa tutmada beni, hadi şimdi çüüüz ca-nım!”

-“Ney, çüzmü? Vay anam vay, çüzmüş… yoksa burası stuttgart’mı?”

-“Hey hey, ne mırıldanıp durursun be hey densiz!”

-“Vıııy sende kimsin kurban, ödümü patlattın! Sizin buralarda da misafir perverlik neyim heç yokmuş… Ne o öyle densiz mensiz! Zaten yeni ölmüşüm, yol bilmem, iz bilmem… Azarlayan azarlayana!”

-“Eyy yalan alemin misafirperver densizi, ben gerçek alem!”

-“Vaay başıma gelen vay; desene başı gerçek taşa kurban! Mırıldanışım o ki; ben gençlik odasından kayacağım kaygısına kapılmıştım ki… Çareler ararken size afiyet ne vakit ölmüşüm, heç bilemedim. Galiba eczaneden yeni gençlik kremimi almış eve dönmüştüm… Kremimide sürünmüştüm ha! Ecele söyleyin, bu ne acele? Şimdi oldu mu ya?”

-“Ahhh insanoğlu ah, siz var ya siz, siz bugünü değil hep dünü yaşayan, bugünde elinizden kayıp gidince ve artık oda dün olunca o zaman değerini anlayan, velhasılıkelam bugün değil, hep dünlerde kalan mahlukatlarsınız. Gençliğe adım atınca ahu vah edersiniz; “Keşke yine çocuk olsaydım!” dersiniz, lakin çocukken de aklınız bebekliğinizde kalır…

Gençliğiniz hep keşkelerle kayıp gidince, ancak o zaman aklınız başınıza gelir… Başlarsınız “Ah gençliğin kıymeti, vaaah gençliğin kıymeti…” demeye oysa,  dün aklınız çocukluğunuzdaydı!

Elinizde olanın, hemen yanı başınızda var olan nimetin kıymetini bilmezsiniz… Ne vakit elinizde olan elinizde kayıp gidince, başınızda olan başınızda çekip gidince anlarsınız… Anlarsınız anlarsınız da birde bakmışsınız ki, yatmışsınız kalmışsınız, yatmışsınız kalkmışsınız hooop burdasınız.”

-“Ne yani şimdi ben, hooop burada mıyım?”

-“Heee hooop burdasın!”

-“Ah be gerçek alem ah, o nedenle heeeep derlerdiki; “ Zaman nasıl akıp geçti gitti, hiiiç anlayamadım… Gözümü bir kapatıp, bir açtımki herşey geçip gitmiş.”

Vay be, meğer dünya denen alem bir trene binmek ve inmek kadarmış… Hepsi bu! Elimize geçen tüm mevsimlerimizde… Bindik ve indik, yani bir varmış, bir yokmuş!

Anamız bir sancı düdüğü çaldı; dünya denen trene bindik…

Makinist bir düdüğü çaldı; dünya denen trenden indik! Bindik ve indik! Hepsi bu.

 

Laf aramızda, aklımda şu son aldığım gençlik kreminde kaldı ama, neyse! Ne diyelim! Takdiri İlahi!

 

Dünü değil bugünü yaşamanız dileğiyle, hepinize mutlu mutlu ömürler.  Sevgilerimle Dilek EJDER

 

 

 

Share
404 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

6+9 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Şehidin Son Mektubu

    27 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Bir Çanakkale Şehidinin Son Mektubu Valideciğim, Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi! Nasihat-amiz mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki, armut ağacının sayesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu, bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük dersler aldım. tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgara mukavemet edemeyerek eğilmes...
  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
UA-36507442-2