logo

reklam

EVLİYALAR


facebooktwitter
Mustafa ÇİÇEKLİ
ciceklireklam@hotmail.com

Gavs, müceddid, sâhibü’z-zamân vs. gibi kavramlar günümüzde kolayca kullanılabiliyor. Bu sıfatlardan bazılarını taşıyan kişiler, bir devirde ancak bir tane olabileceğinden birilerinin iddiasının doğru olması, diğerlerinin yalan söylemiş olmasını gerektiriyor. Bu konuda ölçü nedir? Bu sıfatları geçmişte hakkıyla taşımış mürşidler ile günümüzde bu makamlarda oldukları, çevresindekiler tarafından iddia edilen kimselerin hâlleri birbirine uygun mudur?

Gavs: Yardım etmek, imdada yetişmek demektir.

Kutub, bir tarîkatın en büyüğü, âlemde Allâh’ın irâdesini temsil eden evliyâullâh’ın, rütbe ve derece bakımından en yüksek olanıdır. Kutub, Hâtemü’l-enbiyâ, Resûl-i kibriyâ Efendimizin (s.a.v.) vârisidir. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) zâhir ve bâtınana tamamiyle ve kemaliyle vâris olan kutba ise kutbu’l-aktâb (kutubların kutbu), denir ki insanları-cinleri irşad ve onların hidâyete ermelerine kılavuzluk etmekle vazifeli velî kişi (Allah dostu) manasınadır. Bu velînin yeryüzünden Arş’a kadar her şeyde –bi iznillah- tasarrufu vardır.[1]

Müceddid: Her asır başında geleceği Nebî (s.a.v.) tarafın*dan müjdelenen, dînin yüksek hâdimleridir. Kendilerinden ve ye*niden bir şey ortaya çıkarmazlar, yeni ahkâm getirmezler. İslâmî hükümlere harfiyen uyarak dînin aslını ortaya koyarlar ve ona karıştırılmak istenilen bid’atları def ederler.
Sâhibü’z-zamân: Zamanın etkisinden kurtulmuş; geçmiş ve gelecek düşüncesinden sıyrılmış, ân-ı vâhidi yakalayan ve onu sürekli yaşayan velîdir. O, bu durumuyla zamanı aşmıştır.

Geçmişte bu vasıfları hakkıyla taşıyan kimselerden yola çıkarak konuyu açıklayalım:

Gavs-ı Â’zâm Abdulkâdir-i Geylânî Hazretleri:

Abdülkâdir Geylânî on sekiz yaşında Bağdad’a geldi. Buradaki meşhur âlimlerden ders almak sûretiyle hadîs, fıkıh ve tasavvuf ilimlerinde çok iyi yetişti.
İlim tahsilini tamamlayıp yetiştikten sonra, vâz etmeye ve ders vermeye başladı.
Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri, bir müddet ders verip insanları irşâd ettikten, hak ve hakikatı anlattıkdan sonra; ders ve vâz vermeyi bıraktı. İnzivâya çekilip, yalnızlığı seçti. Bütün vaktini ibâdet, riyâzet ve mücâhede ile nefsinin arzu ve isteklerini yapmamak, istemediklerini yapmakla geçirmeye başladı. Buyurdu ki: Irak’ın sahrâ ve harâbelerinde 25 sene insanlardan uzak kaldım. Benim kimseden, kimsenin benden haberi yoktu. Bazen uzun müddet yemezdim.

Fıkıh ve hadîs ilimlerinde müctehid idi. Haftada üç gün halka vâz ederdi. Vâzında, âlim ve evliyâdan zatlar da bulunur, hepsi büyük bir huzûr içerisinde dinlerlerdi. Huzûrunda Kur’ân-ı Kerîm tegannîsiz gâyet sâde, tecvide riâyetle okunurdu. Dört yüz âlim onun anlattıklarından notlar tutar, izdiham ve kalabalık sebebiyle birbirlerinin sırtlarında yazarlardı. Sorulan suâllere gâyet açık ve doyurucu cevaplar verirdi.
Derin ilim sâhibi idi. On üç çeşit ilimde ders verirdi.

Sabah ve ikindiden sonra tefsîr, hadîs ve fıkıh; öğleden sonraları Kur’ân-ı Kerîm ve kırâat dersleri okuturdu. Akşam ve sabah ise, usûl-i fıkıh ile nahv, Arabî cümle bilgisi verirdi. Onun bereketiyle talebeler çabuk ilerlerlerdi.
Tabiblerin tedâvî edemediği hastalar ona gelirler, onun duâsı bereketiyle şifâ bulup giderlerdi.
Fakîrlerin ve dervişlerin nafakasını satın almak için, vazîfeli hizmetçilerinin, bir başka işi olsa yâhut hastalansalar; kendisi çarşıya çıkar, ceddi Resûlullah Efendimiz ((Sallallahu Aleyhi ve Sellem))’e uyarak, ev için lüzûmlu şeyleri satın alırdı. Bir toplulukla yolculukta olsa ve bir yerde konaklasalar; kendi eliyle, el değirmeninde buğday öğütür, hamur yapar, ekmek pişirir ve hepsine taksim ederdi. Kendini ziyârete gelenlere saygı gösterir, tevâzu ederdi. Çok günler, et ve yağ yemezdi.
Allahü Teâlâ’nın izni ile bir anda birçok yerde bulunurdu.

Mevlana Halid-i Bağdadi (k.s.)

Müceddit idi. Süleymâniye’de devrin meşhûr âlimlerinden ilim öğrenip, icâzet aldı. Sarf, nahiv, edebiyât, usûl, mantık, hikmet (fen), hey’et (astronomi), geometri, hesâb ilimleri ile tefsîr, hadîs, fıkıh, kelâm, tasavvuf ilimlerini ve diğer ilimleri öğrendi. Fîrûzâbâdî’nin Kâmûs‘unu ezberledi. Öğrendiği bütün ilimlerde dîn ve fen adamlarına hocalık yapacak derecede üstün bir bilgiye sâhip oldu. Dîn ve fen ilimlerindeki üstünlüğü ve geniş bilgisi sebebiyle zamânının bütün âlimleri ve velîlerinin takdirlerini kazandı. Hangi ilimden ve hangi fenden ne sorulursa sorulsun derhal cevâbını verirdi. Zekâsı ve bilgisi karşısında akıllar hayrete düşerdi…

Mevlana Celaleddin-i Rûmi (k.s.)

Mevlânâ Hazretleri, Halep’te El-Halâviyye ve Şam’da El-Makdisiyye Medresesinde bulundu. Muhyiddîn-i Arabî, Kemâleddin bin Adîm, Sâdeddîn-i Hamevî, Osman Rûmî, Evhadeddin Kirmânî, Sadreddîn-i Konevî gibi zamânın âlim ve velîleriyle sohbet edip onlardan da ilim öğrendi. Onların teveccühlerini kazanan Mevlânâ Celâleddin, Şam Medresesinde zaman zaman Hızır Aleyhisselâm ile görüştü. Tasavvuf ilminde bir müşkili olursa Hızır Aleyhisselâm ortaya çıkıp meselelerini hâllederdi. Tefsîr, hadîs, fıkıh, mantık, usûl, meânî, edebiyât, matematik, fen, tıp gibi pekçok zâhirî ilimlerde mütehassıs oldu. Gündüzleri ilim öğrenir, gecelerini ibâdet içinde, Allahü Teâlâ’yı zikrederek ve Kur’ân-ı Kerîm okuyarak geçirirdi. Seher vakitlerinde tövbe ve istiğfâr ederek çok ağlar, gözyaşları sel gibi akardı. Allahü Teâlâ’nın muhabbetiyle yanar, O’na kavuşmak arzusuyla tutuşurdu. Tasavvuf ilminde de yüksek derecelere kavuşan Mevlânâ Celâleddin Muhammed Rûmî, hocalarından yazılı icâzet ve diploma aldı

Mevlânâ Hazretleri’nin, on beş gün ağzına hiç lokma koymadığı zamanlar olurdu. Nefsinin istediklerini yapmamak için kapıda köpekler için hazırlanan yemek artıklarının yanına gider, nefsine; “Ey nefs! Bana istediklerini yaptırıp rûhumu emrin altına almak mı istiyorsun? Arzunun yerine gelmesini istiyorsan, önce yemek artıklarını yemen lâzım! Yâ ye veya beni bu hâlimle kabûl et!” diyerek nefsiyle mücâdele ederdi. Böylece nefsinin isteklerini hiç yapmaz, onu rûhuna köle ederdi ve bu hâlde aylar birbiri ardından geçer giderdi…
[1] Eşref Ali et-Tehânevi, Muhammed b. Ali, Keşşâf-ı Istılât-ı Fünûn, İst., 1318, 2, 1268;

MÜRŞİD-İ KÂMİL

Her asırda mürşid-i kâmiller de vardır.

Mürşid-i kâmiller, dini öğreten, dinî ilimleri öğreten, Kur’ân-ı kerimi öğreten ve halka İslâmî heyecan ve şevki veren kişilerdir.

Abdülkâdir Geylânî (k.s.) hazretleri,

Şâh-ı Nakşîbend (k.s.) hazretleri

İmam Rabbânî (k.s.) hazretleri

Ahmed er-Rıfai (k.s.) Hazretleri,

Aziz Mahmud Hüdayi (k.s.) Hazretleri,gibi…

Mürşid-i kâmil olan şeyhler, ömürleri boyunca dine hizmet etmişlerdir. Ve onlardan hiçbiri, dinî maddî çıkarlarına alet etmemişlerdir.
Her mürşid-i kâmil, evliyâullahtır. Ama her evliyâullâh mürşid-i kâmil değildir.

Mürşid-i Kâmil’de Bulunması Gereken Bazı Hususiyetler

Abdülkerim el-Cilî Hazretleri,bir mürşid-i kâmil’de bulunması gereken sıfat ve ahlak hakkında buyurdular:
“Bir Mürşid-i Kâmil kendisinde on iki haslet bulunmadıkça nihâyet seccâdesine oturup inâyet kılıcını kuşanamaz. Bunlardan settâr ve gaffar hasletlerini Allâh’tan, refik ve şefik hasletlerini Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz’den, sadık ve mütesaddık hasletlerini Hz. Ebû Bekir (r.a.)’den, emri bil’maruf ve nehyi anil-münker hasletlerini Hz. Ömer (r.a.)den, misâfirperverlik ve teheccüd namazı hasletlerini Hz. Osman (r.a.) dan, ilim ve cesâret hasletlerini ise Hz. Ali (r.a.)den…

İşte bu sıfatlara sahip olan bir zât nefsini ve hakikat yolcularını terbiye etmesini bilir.

-“Cenâb-ı Allâh’dan olan hasletler, settâr ve gaffâr’dır.

Settâr: Ayıpları ziyâdesiyle örten, bir mürşid gece gibi olmalıdır. Bütün ayıpları örtmelidir. Kimsenin aybını araştırmamalı ve deniz gibi bütün pislikleri kapatmaladır

Gaffâr: Günahları bağışlayıcı, özür dileyenlerin özrünü kabul edendir. Mürşid, asla kimseye kin bağlamamalıdır. Özür dileyen ve tevbe eden insanları tertemiz bilmelidir. Hiç kimseyi asla geçmişinden dolayı azarlamamalıdır.

Resûlüllâh (s.a.v.) Efendimiz’den olan vasıflar, şefîk ve refîk sıfatlarıdır.

Şefîk: Çok şefkatli, merhametli demektir. Resûlüllah ümmetine merhametli olduğu gibi mürşidler de insanlara karşı merhâmetli olmalıdır. İnsanlara acımalıdır. İnsanların dünya ve âhirette mutlu olmaları için gece ve gündüz çalışmalıdır.

Refîk: Çok yumuşak huylu olmak… İnsanlara karşı asla kaba, sert ve hâşin olmamalıdır. İnsanlara karşı güneş gibi olmalıdır. İyi ve kötü bütün insanlara ışık vermeli ve herkesi kurtarmak için büyük bir sevgi ve hoşgörü ile çalışmalıdır.

Hazret-i Ebû Bekir (r.a.)’den sâdık ve mütesaddık sıfatlarıdır.

Sâdık: Özde ve sözde doğruluk demektir. Hiç bir bahâne ve mantık ile mürşid’in yalan söylemesi, iki yüzlülük yapması ve insanları aldatması asla mümkün değildir.

Mütesaddık: Tasadduk eden, bolca sadaka veren, cömert olan kimse demektir. Mürşid, alan değil verendir. Mürşid’in cimri olması düşünülemez. Mürşid cömert olmalıdır. İslâm dini için, Hazret-i

Ebû Bekir misâli bütün malını vermelidir. İnsanlığa İslâmiyetin öğretilmesi için varını yokunu harcamasını bilmelidir.

Hazret-i Ömer (r.a.)’den olan vasıflar, emr-i bilma’ruf ve nehyi anil-münker sıfatlarıdır.

Emr-i bil’ma’rûf: İyiliği emretmektir. Mürşid, insanlara doğru yolu göstermelidir. Kendisinin aleyhinde de olsa doğruluktan şaşmamalıdır.

Nehy-i anil’münker: Kötülükten nehyetmektir. İnsanları kötülüklerden alıkoymaya çalışmalıdır. Bütün bu hizmetler için İslâmiyet iyi bilinmelidir. İlimden haberi olmayan bir kişinin topluma faydalı olması mümkün değildir.

Hazret-i Osman (r.a.)’dan olan misâfirperverlik ve insanlar uykuda iken namaz kılmak sıfatlarıdır.

Misâfirperver’lik İslâm’ın şiârındandır. Hazret-i İbrâhim’in güzel sünnetlerinden birisidir. Mürşidler, Allâh için insanlara hizmet etmeledir. Özellikle fakir misâfirlere gereken itinâ ve ikrâmda bulunmalıdır.

Misâfirleri Allâh için ağırlamalıdır. “çırağlık” almak veya riyâ (gösteriş) niyeti taşımamalıdır.

Teheccüd, geceleri insanlar uykuda iken namaz kılmaktır. İnsanı olgunlaştıran gece namazıdır. Mürşid, insanların gâfil olduğu geceleri ibâdet ile geçirmelidir. Göz yaşları dökmelidir. Ümmet-i Muhammed için ağlamalıdır. Onların islâhı için dua etmelidir.

Hazret-i Ali (r.a.)’den ilim ve cesâret sıfatlarıdır.

Âlim: İrşâd’ın ilk şartı ilimdir. İlmi olmadan irşâd postuna oturan câhil insan aslında ateşinde üzerinde oturmaktadır. Âlim olmayan bir kişi hep başkalarının irşâd’ına muhtaçtır. Başkalarının irşâd ve desteğine muhtaç olan kişinin mürşidliği aklı ermezin zehirli bir kılıç ile oynaması gibidir…

Cesâret: Mürşid medenî cesâret sahibi olmalıdır. Korkak ve yağcı olmamalıdır. “Hakkı söylemeyen dilsiz şeytandır.” Düşüncesiyle hareket etmelidir. Şunu veya bunu memnun etmek için din adına asla yalan söylememeli ve yanlış fetvâ vermemelidir.

Bu güzel sıfatları taşıma erdemliliğine kavuşan yüce insanlar, kendi nefislerini dizginleyip terbiye edebildikleri gibi irşâd makamına oturup, hakîkat yolcularını terbiye eder ve onlara doğru yolu gösterebilirler. [3]

Mürşid-i Kâmilin Ehemiyyeti

Ebû Yezid Bestâmî hazretleri buyurdular:
مَنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ شَيْخٌ فَشَيْخُهُ شَيْطاَنٌ

-“Şeyhi olmayan kimsenin şeyhi şeytandır.”[4]

Hatta bazıları da buyurdular:
لَوْ أَنَّ الرَّجُلَ يُوحَي إِلَيْهِ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَيْخٌ لَايَجِيءُ مِنْهُ شَيْئٌ

-“(Faraza) bir kişiye vahiy gelse bile eğer o kişinin bir şeyhi yok ise ondan hiçbir şey gelmez… [5]” dediler.

[1] Şümûsu’l-Envâr ve Kunûzü’l-Esrâr, s. 60, İbn-i Hac et-Tilmisânî el-Mağribî,
[3] Cevherden Gerdanlıklar, s. 54-55, Allâme Muhammed b. Yahyâ et-Tâdifî
[4] Şerhü Kasîdeti’l-Bürde, s. 6, Ömer bin Ahmed El-Harbûtî, Âmire matbaası- İstanbul-1266
[5] Şerhü Kasîdeti’l-Bürde, s. 6, Ömer bin Ahmed El-Harbûtî, Âmire matbaası- İstanbul-1266

(Hak Dinin Batıl Yorumlarına Cevaplar, MİSVAK NEŞRİYAT, İstanbul, 2014)

Share
88 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

4+5 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Ö M Ü R D E D İ Ğ İ N..

    08 Aralık 2016 KÖŞE YAZARLARI

    Ö M Ü R D E D İ Ğ İ N Hayata ha şimdi, ha sonra başlayım derken bir bakıyorsun tükenmiş ömür... Avucumuzda son kullanma tarihi çoktan geçmiş bir yığın TECRÜBE kalıyor. Atsan atılmıyor, satsan satılmıyor!.. "Gençlik bir kuştu; tutmak istedim tutamadım. Yaşlılık bir paçavra; satmak istedim satamadım." B i r i k i n d i g ö l g e s i Ö M Ü R d e d i ğ i n... Gece olur duramazsın, güneş vurur kalamazsın. Sade bir ikindilik, kısa bir dinlencelik… Dünyaya ait ne varsa harcanıp gidiyor. Yiyip içmeler, gezip toz...
  • GELİNLİK’TE TEK İSİM ‘’UGURLU BY DİLEK ÖZDEMİR’’

    08 Aralık 2016 GENEL, HABER ÖZEL, KÖŞE YAZARLARI, KÜLTÜR&SANAT, SÜRMANŞET

    UĞURLU BY DİLEK ÖZDEMİ, DOĞU VE BATININ SENTEZİ OLAN TOPRAKLARIMIZIN HİKAYELERİNDEN ESİNLENEREK HAZIRLADIĞI ÖZEL GELİNLİK KREASYONLARI SAYESİNDE DÜNYADA EN İYİ FİRMA OLMA HEDEFLERİNE DOĞRU İLERLİYOR. 4 YILDIR  İSLETMESİNİ  BİR RESSAMIN  TABLOSUNA GÖSTERDİĞİ ÖZENLE GELİŞTİRİP ADETA  GUZELLESTİRİYOR. HER YIL BİRBİRİNDEN FARKLI VE  ZARİF  TASARİMLARIYLA   KLAYASYONU HAZIRLAYIP MÜŞTERİLERİN  BEĞENİSİNE SUNUYOR. BUNUN YANISIRA ÖZEL DEFİLELERDE  ASLA SIRADAN OLMAYAN  TASARİMCİLİGİN  HAKKINI VERECEK DEĞİŞİK MALZEMELERDEN  OLUŞAN ÇARPICI MODELLER İ...
  • Hz.Yunus’un Duası

    07 Aralık 2016 KÖŞE YAZARLARI

    DERT ve KEDERİ OLANLAR MUTLAKA OKUSUN Putlara tapmakta bulunan Ninuva halkı, Hz. Yunus’un otuz üç sene devam eden nasihatlerini dinlemediler. Hz. Yunus (s.a) da, kendisine Allah (c.c) tarafından daha izin verilmeden Ninuva’yı bıraktı, Dicle kenarına gitti. Bir gemiye binip bir tarafa gitmek istedi fakat gemi yürümedi. İçinde bulunanlar: “Aramızda bir suçlu köle var” demeye ve kura atmaya başladılar. Hz. Yunus (a.s): “O suçlu köle benim, Rabbimden daha izin almadan kavmimi terk ettim. “dedi ve kendisini suya attı. Derhal bir büyük balık taraf...
  • Mardin’de ki Terör Olayları, Elektrik, Hastane, Uyuşturucu, Belediye ve Diğer Birçok Problem…

    07 Aralık 2016 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    Mezopotamya ve Ortadoğu’nun en kadim kültür başkentlerinden olan Mardin şehrimizi ve yaşanmakta olan sorunlarına değinmek istiyorum.   Mardin şehri tabiri caizse tüm taşları tarih koktuğu, taşların dile geldiği en önemli kadim kültür şehirlerinden bir tanesidir herkesin gözünde.    Mardin büyüleyici ve de gizemli bir şehir olmakla beraber, kendi içerisinde birçok dillerin, kültürlerin, dinlerin, toplumların, büyüleyici efsanelerin ve insanlık tarihlerinin buluşturduğu, bu gizemli şehirde okunası bir kitapmışız gibiyiz hepi...
UA-36507442-2