logo

EVLİLİK PROGRAMLARINDA BÜYÜK TEHLİKE


Dilek EJDER
gothereblackeagles4536@hotmail.com

Bir zamanlar; halkımızdan, Türkiye’nin en güvenilir kadını unvan’ını alan Seda Sayan, milletimizin gözünün içine baka baka düpedüz ahlaki değerlerimizle alay ediyor!  Toplumun kabul etmediği her türlü rezilliği kabul ettirmeye çalışan, adına da;

“Burası evlilik programıdır” deyip kılıf uyduran bacım, orası evlilik programı değil…

Orası; ” Kimin eli kimin cebinde programı”dır… Da, sen artık kendine yetiş bacım!!!
Bizim kültürümüzde bir kıza bir delikanlı baktı mıydı, mahallenin diğer delikanlılarının bacısıydı artık… Bunlar aynı çatı altında, her gün değiş tokuş! Bu nedir yahu?

Bir gönülde bir değil, İkiler… Ve hatta artık üçlü çiftler!
İki erkekle oynayan kızlar ve bu kızlar için kafa kafaya gelen erkekler!

Ayıp yahu ayıp! El haya, el onur!

Bunlar reyting uğruna bir kızı iki erkekle biden evlendirir!
Olur oluuur, oda olur!

Eyyy, yıllarca özgürlük eşitlik diye yırtınan kadınlarımız…

Osmanlıda avrat pazarı vardı…

21’ci yüzyıl Türkiye Cumhuriyetinde ise desti izdivaçlar!

Aradaki fark?

Osmanlıda zorla…

Şimdi kendi istekleriyle!

O günde kadınlarımız o vitrinde görücüde, bu günde!

Koyun gibi! Yazık ki, hem ne yazık!

Şimdi kendi istekleriyle vitrine çıkmak özgürlükse, özgürlüğün üstüne kondurduğunuz bu leke batsın.

Utanmak ve onur denen olgu çok güzel bir kostümdür ancak ne yazık ki her karakterin ve her kadının üstüne oturmuyor işte.

Hani kadın haklarını savunan dernekler, sesiniz nerde?

 

İŞİN PSİKOLOJİK BOYUTU

Daha bir ilişki bitmeden, hooop diye üçüncü kişinin dahil olması, yada edilmesi, olayı içinden çıkılmaz hale taşıyor!!!

Seda yeni buluşmalarda eskiyi mutlak ama mutlak müdahil edip sahneye davet ediyor ve başlıyor reyting çizelgesinin zig zagları…

Yukarıya doğru zig zaglar uçuşuyor kabul ama aşağıya doğruda haysiyetler düşüyor azizim!

Yeni damat adayı, yeteri kadar tanınma sürecini aştıktan sonra, eski damat adayının isminin bile aralarından geçmesinden bi hayli rahatsız oluyor sözde…

Tabi canım, bizde yedik!

Demezler mi adama; “kuzum bile bile o koltuğa oturacaksın, sonrada karakter gösterisi yapacaksın ha!” Pış-ık yemezler, azizim yemezler!

Eski adayın daha gönülden çıkmadığını bile bile oturduysan, sen artık sen değil, siz artık üç kişisiniz; yani bir gönül’e iki aşk düştü bilesin, bilesiniz!

Ve acı gerçek şu ki; bu kız hangisiyle yola devam etse, gönlü diğerinde kalacak psikolojisi cepte… Programın başarısı işte bu!

Haydaaa; hadi şimdi ayıkla pirincin taşını!

Hoş tepsinin içinde ayıklanacak pirinç yok ya, hepsi çakıl, hepsi taş? Neyse!

Yahu bunlar sosyal medya takipçilerini belli bir çıtaya ulaştırınca, kendilerince tamam oluyorlar ve başlıyor içi boş vasıfsız şöhret kaprislerine…

Hal böyle, amaç cep doldurmak ve ün olunca, alan razı, satan razı, oyun hamuru gibi şekilden şekle sokulan siz diyin oyuncular, ben diyeyim zavallılarım razı, ailesini rezil eden, evlatlarının başını önüne eğen razı…

De, burada seyirciye düşen razısızlık ise şu; ahlaki çizgilerden çıkartılarak, olanı sildirip, yerine istenilen düzeni koyma oyunları…

Ülkemizde oynanan büyük oyunların parçasıdır, bu ekranlarda gördükleriniz!

Kimse bunu hafife almasın sakın; olay sanıldığından çok daha büyük ve ciddi bir tehlike arz etmektedir, ülkemiz için.

İşte biz böyle böyle kendimizden çıktık, başka kültür kapılarına gittik!

Ne oldu bize, biz böyle miydik, ne ara böyle olduk?

Etik olmayan programları neden izleyip kale alacak kadar büyüttük?

Öyle ya; bende izledim ki yazıyorum; ancak yazmak için kısa bir süre takip etmem gerektiğinden, yoksa rezalete alkış tuttuğumdan değil, biline.

 

HADİ BİDE EMPATİ

Hani her durumda bir empati kurma durumumuz var ya…

Ancaaak empati kuramayacağımız şeylerde var azizim!

Ben kadınım; kendimi orada bulunan kadınlarımızın yerine koyamıyorum mesela… Bu kadar onursuz, davranamıyorum kendime!

Evlilik programlarından tanınmış birini havaalanında görmüştüm…

İnanın orada bulunan tüm erkeklerin, o bayana nasıl ve hangi gözle baktığını çok iyi gördüm!!! Bayan ise bırakın rahatsız olmayı, sanki bir vitrinde arsızlığın duruşundaydı yine! Ben olsam, kötü gözle baktığını sezinlediğimin kişinin ağzını burnunu hiç tereddütsüz dağıtacakken, kaldı ki kendimi bu kadınlarımızın yerine koymak ha! Allah korusun. Öl daha iyi.

Kendimi orada bulunan babaların özelliklede annelerin evlatları yerine koyuyorum ama; her halde kafayı yerdim!

Bakın babayı bir kenara koyalım da, anne olmak adlandıramayacağım kadar büyük ve öylesine kutsaldır ki, babayla bile aynı teraziye koyulamıyorken…

Bir anne nasıl evlatlarının onurunu düşünmezde, o gibi programlarda evlatlarının onurunu zedeleyici hareketlerde bulunur…

Sonrada efendim falan çocuğum yolunu saptırdı, filan evladım bana böyle asi davrandı!

Hanımlar şunu asla unutmayın; eğer anneyseniz; halinize hareketlerinize dikkat etmek, kılığınızdan, kıyafetinizden ödün vermek zo-run-da-sı-nıııız.

Bu kadar basit! Kaldı ki bu gibi onur zedeleyici programlarda boy göstermek!

Ki zaten orada bulunanlar; “Ben anneyim demesin!” Bir hatırlatma daha…

Bu tabloya çokça rastlıyoruz ya.
“Çocuğunuz var mı?” Cevap;
Var ama büyüdüler, yada gidip gelmiyorlar, yada annelerinde, babalarında kalıyorlar!

Kısacası… Onlarla bir ilgim alakam yok…”
Şimdi bu cevabı veren kişi yada kişiler sizin zaten evlatlarınızla ilginiz alakanız olsa orda olmazsınız. Bari annelikten babalıkta söz etmeyin de;  zira kutsala dokunuyorsunuz!
DİYORLAR Kİ

Ha birde diyorlar ki; “Oyun oyun, hepsi oyun…”

İzliyorum ve diyorum ki;

“Eğer bunlar oyunsa,  o halde bizim oyuncu bildiklerimiz kim?

Bizim tanıdığımız oyuncular oyuncuysa, eh o zaman bunlar kim?”

Oyun ya da değil o muammayı bir kenara bırakalım da…

Açık net bir şey var ki; oda inanın bu programlarda birçoğunun artık sağlıklı düşünemediği, kendinden çıktığı, geldiği yeri unutup hatta locada doğup büyümüş gibi davrandıkları aleni.

Bir kaçını orda burada gördüm; bir hava, bir hava inanılır gibi değil…

Bazen diyorum ki; biz toplum olarak kavgaları sevsek de sevmesek de  gördüğümüz yerde seyirci olabiliyoruz da… Ha işte yine tasvip etmediğimiz programları da bu yaklaşımla izleyebiliyoruz diyorum, dum ancak gördüklerim bu düşüncemi bir güzel sildi iyimi.

Bu gördüğüm tablo, yani bu gibi vasıfsızları böylesine havalara sokup, bunlarla fotoğraf çektirmek için izdihamları gördükçe…  Toplumumuzun bilerek isteyerek izlediklerine, izletip rezilliğin çemberini genişlettiğine inanıyorum artık!

Eh buda toplumumuzun eğitim seviyesini gösteriyor, kimse kusura bakmasın.

 

DİYORUM Kİ

Biz demiyoruz ki; üniversite okunduğunda eğitim seviyesi yüksek olur diye…

Büyük okullar okusa da insanlar, kendinin ellerinden tutup büyütemedikten sonra, hayat içinde ne kadar cüce kaldıklarını da göremezler…

O nedenle ille de kendinin ellerinden tutup, kendini büyütmek.

Takdir sizin! Sevgilerimle Dilek EJDER

 

 

 

 

 

Share
214 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

9+4 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Şehidin Son Mektubu

    27 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Bir Çanakkale Şehidinin Son Mektubu Valideciğim, Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi! Nasihat-amiz mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki, armut ağacının sayesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu, bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük dersler aldım. tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgara mukavemet edemeyerek eğilmes...
  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
UA-36507442-2