logo

“Erdoğan-Davutoğlu Krizinin Perde Arkası”


facebooktwittergoogle plus
Mehmet Zengin
Mehmetzengin16@hotmail.com

15 yıllık AK Parti iktidarında alışık olmadığımız bir‘ krizle’ karşı karşıyayız. Görünürde krizin nedeni MKYK kararıyla başlamış gibi görünüyor. Ancak, siyaseti yakından takip edenlerin; bir süredir iki liderin farklı olaylar karşısında yöntem ve yaklaşım anlamında görüş ayrılığına düştükleri dikkatinden kaçmamıştır sanırım.  MKYK kararı bardağı taşıran son damla olmuştur.

Parti içinde inkar edilse de Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Ahmet Davutoğlu arasında görüş ayrılıkları sıkıntıya neden olduğu bir vakadır. “Parti içindeki bazı art niyetli, menfaat düşkünü ve basiretsiz kesim değişik gerekçelerle partinin kurucusu ve lideri olan Recep Tayyip Erdoğan’ı itibarsızlaştırmak için olağanüstü gayret gösterdi. Partide “Reisçi-hocacı” ayrımının temelini atarak büyük bir fitnenin çıkmasına sebep oldular!

Davanın doğal lideri olan Erdoğan’ın itibarsızlaştırma operasyonunda görev alanlar bir taraftan Erdoğan’ın hatalarını gündeme getirirken, diğer yandan Davutoğlu’nu övmenin gayreti içindeydiler. 7 Haziran seçimleri öncesinde AK Parti’nin, anketlerdeki düşük oy oranının görülmesinin ardından meydanlara çıkan Erdoğan’a rağmen %41 oranında oy alınmıştı. Anketlerin beklentisinin bu oranda olduğu bilinmesine rağmen yenilginin faturası Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a kesilmeye çalışıldı! “Biz, Erdoğan’ın meydana inmesi nedeniyle oy kaybettik. Burnunu işimize sokmasa da işimize baksak”. 1 Temmuz seçimlerinden sonra; “Erdoğan susunca gerçek oyumuzu aldık”. diyerek de Davutoğlu’na övgüler düzmenin gayreti içine girdiler.

İki liderin arasını bozmak için yapılanlar bundan ibaret değil elbette. Bunlar;”Halk artık kavgalardan bıktı.Erdoğan kavgacı ve sert üslubu bırakmalı”. “Her şeye müdahale etmemeli” v.b. eleştirileri seslendirerek fitne ateşine odun taşımışlardır!

7 Haziran seçimleri öncesi propaganda döneminde meydanlarda ‘Başkanlık Sistemini’ gündeme getirilmemesi, isteksiz davranılması, dokunulmazlıkların kaldırılmasında ayak sürülmesi ve yolsuzluk iddiaları nedeniyle istifa eden 4 AKP’li Bakanı’nın Erdoğan’a rağmen Yüce Divan’a gönderilmek istenmesi; MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın milletvekili adaylığında ikili arasındaki görüş ayrılığı gibi nedenler sürecin bu noktaya gelmesinde en önemli etkenler olmuştur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı yıpratmak, AK Parti’ye gönül vermiş ve ülkesini sevenlerin bir işine yaramayacağı muhakkaktır. Böyle bir sürecin Türkiye’ye zarar vermekten başka bir neticesi de olmayacaktır.

Küresel aktörler, Türkiye’yi yıldırmak ve diz çöktürmek için ‘Gezi kalkışması’ ile başlayan, 17- 25 yargı darbesi,-terör eylemleri, ‘hendek savaşları’, emniyet güçlerimize yönelik kahpe saldırıları ile operasyonel bir süreç yürütmektedirler.

Suriye’de, Irak’ta, Filistin’de ve benzer birçok yerde çıkarlarına çomak sokan; yıllardır kendi çıkarları doğrultusunda ‘Müslüman’ ülkeleri sömüren, birbirine kırdıran ve kendi sosyo-ekonomik çıkarları doğrultusunda yönetme arzularına itiraz eden…  Mazlum insanları öldüren, kan ve gözyaşı üzerinde saltanat süren güçlere ‘One Minute’ çıkışı ile dur diye haykıran…  Yıllardır BM ve NATO’yu bu çıkarları doğrultusunda kullananlara, hem de BM toplantısında yüzlerine karşı “BM neye yarar. 5 tane daimi üyenin dudakları arasına kilitlenmiş olan bir dünya, adil bir dünya olamaz. Dünya 5’ten büyüktür” 5’ten büyük olan dünya artık görevini yapması lazım.” diye haykıran yeni bir güç istenmemektedir. Bunları haykıran ve mazlumun sesi olan Erdoğan’a tahammül edemiyorlar!

Kendine biçilen ‘itaatkarlık’ rolünü terk ederek bölgeye rol model olma, ‘süper güç’ olma hedefini kendisine hedef  koyan bir lideri bilerek veya bilmeyerek itibarsızlaştırmaya çalışmak veya böyle bir gayrete alet olmak; küresel güçler ve onların yerli işbirlikçilerinin ekmeğine yağ sürmek anlamına geleceğini  aklımızdan çıkarmayalım.

-Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Marmaray, dünyanın 2.büyük havalimanı, İzmit Körfez Geçişi Asma Köprüsü ve İstanbul-İzmir otoyolu gibi dev hizmetleri gerçekleştiren…

-Kuran’ın okullarda seçmeli ders olarak okutulmasını sağlayan

– İnancı gereği okullarda, Mecliste ve iş hayatında başını örtmenin önündeki yasağı kaldıran…

– İmam Hatip Liseleri ve meslek liselerinin önündeki katsayı engelini kaldıran…

– Yıllardır ülkeye kavuran enflasyonun canavarı ülke gündeminden çıkaran…

–  IMF`ye olan Milyarlarca DOLAR borcumuzu ödeyen…

– Halkın seçtiği iktidarları keyfi nedenler ve çıkarları uğruna alaşağı edenlere ve etmeye çalışanlara karşı mücadele edip, ülkeyi darbecilerden kurtaran…

–  Milli silah sanayimizi şaha kaldırıp ilk yerli “Altay Tankı, “ASW Roket Sistemini, “T129 ATAK` helikopteri, insansız hava aracımız  “ANKA`yı ” “Göktürk 2″ uydusunu, Cirit Anti Tank Füzesi`ni, yerli uçak savaş gemisi ve burada sayamayacağım onlarca silahı üretilmesine vesile olan…

-Hastanelerde esareti ve kuyrukları sona erdiren ve daha nice hizmet ve reformları gerçekleştiren lidere karşı bir kısım AK Partilinin olumsuz ifadelerde bulunması insafsız ve bir o kadar da yanlış olmuştur.

Ben, Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın ülkemiz, İslam alemi ve dünyanın mazlumları için çok yararlı hizmetlerde bulunduğuna ve bundan sonra da yapacağı güzel hizmetler için arkasında durmamız gerektiğine inananlardanım!

Güçlü hükümetler siyasi istikrarı, siyasi istikrar ise ekonomik istikrarı meydana getirir. Parlamenter sistemlerde her zaman koalisyon ihtimali olduğunu göz önünde bulunduracak olursak tek çarenin ‘Başkanlık’ sistemine geçmek olduğunu göreceğiz. Bu sistem değişikliğine ‘Erdoğan’ eksenli olarak bakmamalıyız. Erdoğan nefreti üzerinden yapılan değerlendirmeler gerçeği görmemize engel olduğunu fark edelim.1999-2001 yılları arası kurulan ve ‘krizler’ hükümeti olarak tarihe geçen oluşumun Başbakanı ‘sol’ cenahtan gelen Bülent Ecevit, o dönemin Cumhurbaşkanı ise yine aynı cenahtan biri olan Ahmet Nejdet Sezer’ arasında yaşanan kriz ile bugün aynı ideoloji ve siyasi felsefeden gelen iki liderin arasında yaşanan görüş ayrılıklarının neden olduğu kriz, parlamenter sistemin iflas ettiğinin son kanıtıdır!

Her şeye rağmen yaşanan durum üzücüdür. Sayın Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yaptığı açıklama ise kendine yakışan bir eksende olmuştur. Dava adamı olduğunu bir kez daha ispat etti. Bu durumdan nemalanmak isteyen, ellerini ovuşturan ve zil takıp oynamak için hazır bekleyenleri “sukût-u hayâle” uğratması takdire şayandır!

Umarım Davutoğlu’nun gösterdiği olgunluğu AK Parti’liler de gösterebilir!

MEHMET ZENGİN

05/05/2016

Share
1294 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+7 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

#

“Erdoğan-Davutoğlu Krizinin Perde Arkası”” için 2 Yorum

  1. Kemal : diyor ki:

    Herkes egosuna sahip olmalı. Söz konusu olan davadır,memlekettir, islam dünyasıdır. Bunun ve ali büyüktüe

  2. hasan : diyor ki:

    İslam Dünyasının başındaki en büyük bela olan fitne belası burada da kendini göstermektedir! Bu davanın tek lideri vardır. O da Recep Tayyip Erdoğan’dır.O yAŞADIĞI SÜRECE VE BU DAVA ÜZERİNDE OLDUĞU SÜRECE DURUM DA BÖYLE KALACAKTIR. Kimse kendine vasife çıkarıp liderimizi küçük düşürmeye, itibarsızlaştırmaya çalışmasın. Bugünlere gelmemizi ona borçluyuz. Nankör olmayın!!

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
  • “Ayaq səsləri”- hər kəsin həyatından bir pay…

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

        “Ayaq səsləri” adlı psixoloji romanın bəlkədə müəllifdən sonra oxuduğu ilk insanam. Roman digər romanlardan fərqli olaraq öz həyat hekayəsi ilə fərqlənir. Hər şey elə müəllifin qeyd etdiyi” Məqsədə çatmaq üçün hər şeyə hazır olmalısan”, kəlməsindən başlayır desəm yanılmaram. Həyatın hər bir üzüylə zaman keçdikcə tanış oluruq. Ən çətin omür fəslimiz qocalıqdır desək yəqinki, bir çoxları məndən inciməz. Bir qadına aşiq olub,onu ömrünün sonuna kimi gözləmək hər sevənin həddi deyil. Elə ordaca illər əvvəl söz verdiyi skmayada əyləşm...
UA-36507442-2