logo

03 Aralık 2015

HAYAT ENGELLİLER İÇİN ÇOK ACIMASIZ


Dilek EJDER
gothereblackeagles4536@hotmail.com

timthumb

Hayat engelliler için ne kadarda acımasız…  Sözün bittiği, kelimelerin “Sus”a dönüştüğü bir başlık ve giriş! Bu başlık ve girişte toplumun tamamı sorgulanıyor, yargılanıyor ve mahkeme ediliyor! Bir muhasebe tahlili başlıyor… Sonuç;  Hayatı, engelliler için hepimiz ama hepimiz biraz daha zorlaştırıyoruz… Nedenler, nedenler, nedenler…

 

Bu ülkede tek taraflı aile içi seminerlerine, sadece annelerin bulunduğu veli toplantılarına, desteksiz hasta tedavilerine… Her zaman hayır, hayır, hayır! Neden mi?

 

Evvela, otistik çocukları ele alalım; hep anneler var! Sahi babalar nerde?

Veli toplantılarını ele alalım; hep anneler var! Sahi şu babalar nerde?

Hastaları ele alalım; hayat arkadaşları nerde?

Nerede en başta olması gerekenler, nerede?

Nerede asıl tedavinin baş ilacı olanlar, nerede?

 

Engelli ailesinin ilk bunalım ve ilk ruh hallerini ele alalım… Anne için hayat bitmiştir ama her zamankinden daha güçlü olmak zorunda olduğunu bilincindedir. Ama emekleye emekleye ama sürüne sürüne yaşama doğru ilerlemektedir, çocuğu için! Babalar için, aile hayatlarının anda alt üst olduğu bu en acı dönemde, başka bir hayat başlamıştır çoğu zaman; çünkü babalar çok fazla emeklemeyi, sürünmeyi sevmezler! Onlar koşmayı severler, ama kendileri için! Anne için kadının kaderi başlar! Kadın annedir! Kadın evinin anaç’ı, çocuklarının anası ve ne olursa olsun kocasının kadınıdır; sürüne sürüne çocuğuna da koşar, bir gün kendisine döneceğini umut ettiği kocasını da koşar! Bekleyen kadındır, kadın anadır! Kim takar kadının sırtına vurulan semeri? Kim kaldırır,  hayatın karabasan gibi kadının üstüne çöken ağırlığını! Bağırır kadın, sesi duyulmaz! Üstündeki ağır yükü itip bir kenara kaçmak ister kadın; dizleri tutmaz, koşamaz, kıpırdayamaz! Uyanmak ister bu rüyadan! Uyanamaz! Ağlar kadın; başını omzuna dayayıp bir omuz bulamaz! Oysa dün yanında, hemen yanı başında birçok omuzu varken… Şimdi kadın tek bir omuz bulamaz! Yıkılmak ister kadın, bir baston üstüne; oysa ne destek nede dayanak bulamaz…

 

Şimdi ergen çocuk ailesinin ilk bunalımlarını ele alalım… Veli toplantılarında çocuk bunalımlarından söz edilir. Anne sadece anne modeliyle bulunur orada.  Filmin sonunda yine kadının ortak kaderini yaşayacağını bilemez tabi. Ya da bilse bile elden ne gelir ki! Anne çocuğunun sorunlarını dinler dinler dinler ve tüm yükü kendi üstüne alır casino online ve en fazla bir hafta dişini, dirseğini sıkarak tahammül geçişine geçer! Mükemmel bir anne olur ama sorun sadece annede olsa, o hep mükemmel anne olacak ama bizler bilinçsiz bir toplumun çürük meyvelerini hem topladık hem de yedik ya… Bir hafta sonrası annenin mükemmel anneliği kalitesini düşürür ve sabır taşlarını bir bir elinden atmaya başlar.  Ülkemizde evlilik yaşının giderek geçkin olduğunu ele alırsak… Bu durumda ya anne menopoz dönemindeyse? Ya babada andropoz dönemindeyse? Bırakın annenin menopozunu, babanın andropozunu; hayat mücadelesi başlı başına sorun değil mi, depresyon sebebi değil mi? Ailenin ruh hali bu kadar işin içinden çıkılmaz bir durumdayken, sadece çocuğun ergenlik problemi gündemdedir. Oysa veli toplantılarında ailenin üçlü esaretinden söz edilse; aile içi anne, baba ve ergen çocuk sorunlarına değinilse ve de üçgen anlayışı aşılansa, bu yönde bilinçlendirilse… Çocuk annenin ve babanın içinde oldukları durumu… Anne kocasının ve çocuğunun içinde oldukları durumu… Baba karısının ve çocuğunun içinde oldukları durumu daha kolay anlar ve aile içi huzur kısa vadeli değil, daha uzun vadeli mükemmelleşir ve sorun çözüme ulaşır!  Oysa kadın burada yalnızdır; yük sadece kadının sırtında, tahammül sadece kadının heybesindedir! Menopozunu da yaşar kadın… Kocasının ve çocuğunun ergenlik bunalımını da… Sonuç; kadın ağır depresyondadır… Kadın yine hem anadır, hem de kadın! Kadın yine kadının ortak kaderinin paylaşımcısıdır…

 

Evet, şimdide hasta ve yakınlarının bunalımlarını ele alalım… Kolay değil evde bir hastanın olması; bu hem hasta için, hem de ev halkı için ağır bir sendromdur! Hastanın halini kim anlar? Ağır enerji saçan hangi hasta, etrafının halini anlar?  Ne olmalı? Doktora giden hastanın en yakını yanında olmalı… Her doktorun ise yanında hemşiresi gibi birde psikologu olmalı ve doktor dinlerken hastanın şikayetlerini psikologda kendine düşenlerin payını alıp karşılıklı tahammülün çözümü sunulmalı…

 

Psikolog ve benzer branş doktorlarımızdan kaçanlar, yada depresyonlu olduğunu hiç ama hiç kabul etmeyenler, yada kabul edipte bunun için artı zaman harcamak istemeyenler, yada en gerçekçisinden tekli depresyon tedavilerin pek bir işe yaramayacağını çok iyi bilincinde olanların sorunları da çözümüne ulaşılabilirdi! Peki, insanlarımız neden psikologlardan kaçıyorlar? Neden depresyonlarını kabul etmeyerek onları daha fazla derinleştiriyorlar? İnsanlarımız haklı! Neden? Neden olacak canım; sorunun sadece kendilerinden kaynaklanmadıklarını bildikleri için tabi ki… Etrafını düzeltmedikçe, çevresini onarmadıkça, kendi alanı iyileştirmedikçe, tekli depresyon tedavilerinin, tek taraflı anlayışların, tek taraflı sorun çözümüne gidilmelerin, pek bir çözümü olmadıklarını bildikleri için… Böylede ne kadar sağlıklı olabilir ki insan?

Akan suyun önlemi onu taşıyarak değil, muslukları kapatarak olur ancak. Takdir sizin. Sevgilerimle Dilek EJDER

 

 

 

Share
377 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

1+9 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Milletin Akıl ve Feraseti Darbeye Dur Dedi

    21 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Akıl, düşünme, muhakeme ve doğruyu yanlıştan ayırma melekesi olmakla beraber, bunun fert olarak herkeste aynı olması gerekmez. Burada esas olan aklı iyi ve yerinde kullanabilmektir. Bu da aynı zamanda bir metot ve yöntem bilim işidir.   Akıl, ister Descartes’in dediği gibi bazı fikirleri ister birlikte getirsin, isterse getirmesin; bu meleke eşya ile münasebetlere girdikçe yani tecrübe kazandıkça gelişir; muhteva kazanır. Mühim olan bu muhtevayı nasıl ve nereden kazandığıdır. Aklın çalışması, zihnin faaliyeti demektir. Zihnin çalışma...
  • ŞİKE MEDYAYA DÜŞTÜ “Urfaspor’a yapılan haksızlığın bedeli ödenmeli”…

    21 Temmuz 2017 HABER ÖZEL, KÖŞE YAZARLARI, MANŞET, Şanlıurfa, SÜRMANŞET

    Spor bir moral, bir beraberlik, bir milli duruş ve dayanışma kültürüdür. Şanlıurfa nın 1969 dan bu yana profesyonel futbol liglerinde oynayan futbol takımı Urfaspor, maalesef uzun yıllardır siyasi entrikalara ve ikballere alet ve kurban edilmektedir. Spor bedensel fonksiyonlara kolaylık ve sağlığa zindelik ve enerji katan, kural ve centilmenlikle bütünleşmiş hareketler organizasyonudur. Şanlıurfaspor 2016-17 dönemi Futbol Federasyonu lig maçlarında istenilen başarıları elde edememesine rağmen, yinede Şanlıurfa halkı tarafından sevgi ve...
  • BİNDİRİLMEDİĞİ TRENE MAKİNİST OLDU

    21 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba ile tanışıklığımız, Şanlıurfa SSK Başhekimliği döneminde başarılı hizmetlere imza attığı yaklaşık 20 yıl öncesine dayanır. Anadolu Ajansı’ndan 1998 yılında emekli olduktan sonra Şanlıurfa’ya dönüp çıkardığımız yerel gazetede Fakıbaba’nın güzel çalışmalarını sık sık kamuoyuna duyurduk. 2004 yılında AK Parti’nin Şanlıurfa Belediye Başkan adayı olduğunda da yine Fakıbaba’nın yanındaydık. O zamanlar aramızdan su sızmıyordu. Ta ki belediye başkanı seçildikten sonra bir köşe yazarımızın yaptığı el...
  • İNSANLIK ÖLMÜŞMÜ?

    21 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

    İnsan, İslâm için kâinatta en değerli varlıktır. Düşünen her insanı hayrete bırakmaya yeterli, kudret kalemiyle yazılmış bir varlıktır insan. Kâinata sığmayan ilahi terennümü, iman ve aşkında yaşatabilecek bir gönle sahip varlıktır insan. Bir taraftan ruhunda kaynayan aşkla Yüce Yaratıcının emirlerine karşı sorumlu, diğer taraftan akıl ve irade gücünü kullanmada hürdür insan. İnsan, akıl ve irade sahibi bir varlık olmasından dolayı, potansiyel değerleri itibariyle meleklerden üstündür. İnsanın bilme yeteneğidir, eşyayı isimlendirme gücüdür, me...
UA-36507442-2