logo

reklam
14 Ekim 2016

EDİBE AYDIN YAZDI”SICAK PİDENİN ISITTIĞI KALPLER”

Bundan tam elli yıl önce on yedi yaşında idealim olan mesleğe kavuşmuştum.İlk görev yerim olan Urfa Yakup kalfa ilkokulu’nda öğrencilerimle buluşmak için okuluma gittim.

10897021_10152660422269200_7740404075201671900_n

Doğduğum şehrin bir mahallesi olmasına rağmen şehir dışı olduğu için hiç oraya gitmemiştim.Belediye hizmeti olarak sadece elektrik ve su vardı.Ne yol, ne kanalizasyon,ne temizlik ,ne ulaşım ne de çevre düzeni vardı.Sokaklar taş,toprak ve açıkta akan kanalizasyon suları ile geçilmez durumdaydı. Her şeye rağmen bir okul vardı.Öğrencilerin aileleri zar zor geçinen yoksul ailelerden oluşuyordu.Ama hepsinin yüreği sevgi dolu ,öğretmene okula saygılı insanlardı.Deneyimli olmadığım için okul müdürü beni beşinci sınıfların birine götürüp tanıştırdı.Öğrencileri görünce yere düşmemek için duvara yaslandım.Sıralarda bir çoğu sakal tıraşı olmuş,bir genç grubu oturuyordu.Okul müdürü gidince masaya kapanıp ağlamaya başladım.Benim yaşımda olan bu çocuklarla ders yapmayı hayal etmemiştim. Bu öğrenciler evlerinden alınıp on iki yaşında okula başlatılan çocuklardı.Okul müdüründen birinci sınıf okutmak istediğimi söyledim.Ne ise bu isteğim kabul oldu.Atmış iki kişilik sınıfımla kısa sürede kaynaştım.Sınıfta on iki Mehmet altı Mahmut vardı.Bunlardan birisi de ünlü Türkücü MAHMUT TUNCER idi. .Kısa sürede soyadlarını ezberleyerek Mehmet ve Mahmutları karıştırmadım.Bunlar arasında anımın kahramanı Selami Canbeyli vardı.Selami esmer kapkara gözlü sevimli bir çocuktu.On bir kardeşli bir ailenin kaçıncı çocuğu olduğunu bilmiyorum.Babası ölmüştü. Annesi gücü yettiği kadar onları yetiştirmeye çalışıyordu.Kış olmasına rağmen Selami’nin üstünde palto gibi bir koruyucu kıyafeti yoktu.Annesinin bezden diktiği başlık kulaklarını soğuktan koruyordu.Çantası da bezden dikilmişti.O zamanlar naylon poşetler de yoktu.Çantalar tahtadan yapıldığı için pahalıydı.Öğrencilerimin yoksulluğu her hallerinden belliydi.Kendimce bir şeyler yapıyordum.Okul Balıklıgöl’e yakın olduğu için seyyar satıcılardan haşlanmış mısır alıp parça parça dağıtıyordum.Muz çok pahalı olduğu için onlara birer dilim dağıtıyordum.Annem çamaşır ve üst giyim alıyordu.En çok yaptığım okulun yakınındaki fırından pide alıp dağıtmaktı.Okula gelirken atmış iki pidenin parasını veriyordum.Beslenme teneffüsünde sıcak pideler sınıfa geliyordu.Ben pideleri öğrencilerin sırasının üstüne koyuyordum.Atmış ikinci öğrencinin pidesini verirken birinci öğrenci yavan pideyi çoktan bitirmiş oluyordu.Pideyi en çok sevenlerden biri de Selami’ydi. Ön sırada oturduğu için pideyi iştahla yediğini görüyordum.Yıl 1966 ‘dan 1986’ya gelmişti.Ben 50.Yıl Ahmet Merter İlkokul’unda öğretmendim.Okulumuzun çok güzel bir folklör ekibi ve onları yetiştiren Ahmet Samur adlı bir öğretmeni vardı.Ahmet öğretmenimiz bir yarışma için çok iddialı hazırlanmıştı.Ama ekibin yedek ve asil öğrencilerin sayısı kadar kıyafeti yoktu.Kiralamada da aynı kıyafetten yeterli sayıda bulunmuyordu.Ortak kararla kumaş alıp diktirmek gerekiyordu.Ama bu kadar kısa sürede bunu kim dikebilirdi? Bu sorunun cevabı bir veliden geldi.”Bizim sokakta Selami adında bir genç var zamanla yarışıyormuş.Altı dakikada pantolon,sekiz dakikada elbise dikiyormuş.Birlikte gidelim.Belki bize yardımcı olur.”Okul müdürü Selami ile görüştüğünde :
– Size yardımcı olurum.Ama benim de bir isteğim var.Onu yerine getirir misiniz ?
– Buyrun Selami Bey sizi dinliyoruz.
-Geçen hafta sizin okulun önündeki otobüs durağında öğretmenim EDİBE KAHYA(AYDIN) gördüm.Bana öğretmenimi bulursanız kıyafetlerinizi dikerim.
-Selami Bey siz başlayın yarın sizi öğretmeninizle buluşturacağız
Sabahtan okula geldiğimde okul müdürümüz Mevlüt Öztürk :
– Hocam okul çıkışı sizinle bir yere gideceğiz eve gitmeyin.dedi.Merak ettimse de söylemedi.Son dersin zili çaldığında merakım daha da arttı. Ne ise merakımı giderecek ana yaklaşıyordum.Okul müdürü arabasını iki sokak sonra bir atölyenin önünde durdurdu.Kapı açık olduğu için içeri girdik.Uzun koridorlu loş bir yerde yürürken karşıda iki eli ile başının üstünde küçük bir koltuk ile yaklaşan bir genç göründü.Halen ne olduğunu anlayamamıştım.Koltuğu atölyenin aydınlık bir yerine indirdi.
-Buyrun oturun öğretmenim.dedi .Başımı kaldırınca sıcak pide buharının arasında elindeki pideyi iştahla yiyen küçük Selami’yi tanıdım.Gözleri yine ışıl ışıl parlıyordu.Bakışları sımsıcaktı.Sarıldım.Heyecanla çarpan kalp atışlarımız biribirine karıştı.Koltuğa oturdum.Elimi öptü.İlk söylediği cümle halen kulaklarımda yankılanır.
– Öğretmenim bizim aç olduğumuzu nereden biliyordun ? Bize aldığın pidelerin ne tadı ne kokusu aklımdan çıkmıyor.Selami ile buluşmamızın üstünden otuz yıl geçti.Eşini ilk benimle tanıştırdı.Çocuklarının okulları ile ilgili hep benim görüşümü aldı.Yıllarca bana özel günlerde çok güzel kıyafetler dikti. Selami’ nin yüreğini ısıtan sıcak pideleri ben de unutmadım.Şu anda çok başarılı bir işadamı oğlu ve kızı ünversiteyi bitirdi.Yakın zamanda kızını evlendirdi.Öğretmen ürününü en geç hasat eden bahçevandır. Yıllar geçse de emeğinizin karşılığını alıyorsunuz.

Share
250 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

2+9 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

UA-36507442-2