logo

Düşlerimizde ki En Güzel Yılın “2016” Olması Dileğiyle…


facebook
Mehmet KIZILKAYA
memoeemuh@gmail.com

Bu yılın son yazısını yazmadan önce şunu yazmadan duramayacağım.

Suudi Arabistan’da Mescid-i Nebevi ziyareti esnasında Kalp Krizi sonucunu hayata gözlerini kapatan Gazeteci-Yazar “Hasan Karakaya’ya’’rahmet diliyorum.  

şlerimizde ki en güzel yılın “2016 Yılı” olması dileğiyle…

Düşlerimizde ki yeni yıl!

Hayatın nasıl da hızlı bir şekilde akıp gittiğini seyretmek istersen eğer; kalkın gidin bir nehrin, bir ırmağın kenarına oturun ve de izleyin. Günün sabah olduğunu gördüğünüzde, o günün bittiğini sayabilirsiniz. Haftanın, pazartesi olduğunu gördüğünüzde haftanın bittiğini kabul edebilirsiniz. Ay’ın, ilk haftalardan birine ulaştığı zaman ki süreçte ayı bitti sayabilirsiniz. En son olarak da yıl, ocak ayı dedi mi yılı da bitti kabul edebilirsiniz. İşte İnsanoğlu öyle bir yapıyla doldurulmuştur. Her insanların bir dakikası, bir saati, bir günü, bir haftası, bir ayı, bir yılı ve de netice sebebiyle çocukluğun, gençliğin, ihtiyarlığın ve de derken insanlığın koca bir ömrü aynen bu şekilde eriyip gitmektedir.

Evet! İşte tam da böyledir İnsanlığın ömrünün nehir gibi akıp gittiği gerçeği…

Öyle ya!

Ömür denilen o güzel yıllar insanlığın elinden an be an erimekte olan buz dağı gibidir. İnsanlığın hayat özeti de tam da budur. Bazen bir saniyesi, bazen bir dakikası, bazen bir günü, bazen bir hafta hatta belki de bir ay’ı böyle geçip gitmektedir.

İnsanlığın ömrü biter. Geri de güzellik mi, kötülük mü, şan mı, şöhret mi hiçbir şey kalmaz gider.

İnsanlık, 21. yüzyıl içerisinde olduğu bu günler de adeta dünyanın, makamların, para ve pulların, şöhretlerin ve de koltukların kölesi olmuş durumdadır.

İnsanoğlu değişik izlenimlerin cenderesinde bir sağa, bir sola toslayıp durmakla beraber, ne yazıktır ki bir türlü aradıklarını ve de arzuladıklarını yakalayamamışlardır.

İnsanlık her yüzyılda çeşitleri sınırlandırılmayacak kadar çok çeşitli buluşlara imzalar atıyor, her türlü sanatları icra ediyorlar, her yeni yılın başlangıcında insanlığa yeni teknolojik imkanlar sunuluyor. Lakin ne yazıktır ki; bir türlü gerçek insanlık sanatını ifa ve de icra edemiyor. Öyle ki insanlık yüzyıllardır kaybettiği o muazzam huzuru ve mutluluğu arayıp duruyor. Her yeni yılların insanlık hesabına yeni ümitlerin ve de yeni temennilerin düşlendiği yıllar oluyor. Lakin ne yazıktır ki; sadece insanlığın düşlerinde ki dünya olarak her daim hayaller de kalmaktadır.

Yeryüzünün bütün coğrafyalarında mevcut dünyanın kuruluşu kadar başta Birleşmiş Milletler (BM) ve United Nations İnternational Children’s Emergency Fund yani Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu olan (UNICEF) olmak üzere bir türlü insanlığın problemlerini çözemiyor ki çözmeyi bir yana bırakın artan problemlerin hiçbirine de engel olmuyorlar.

Ey İnsanlık şunu da asla unutmamamız gerekir!

Bizler her daim kuşların uçtuğu gibi uçmayı, balıkların yüzdüğü gibi yüzmeyi öğrendik. Lakin ne yazıktır ki; hiçbir zaman kardeş olarak yaşamayı öğrenmedik, öğrenemedik. ..

İnsanlar kim bilir her yeni yıla ne hayallerle girerler. Hayaller kişiden kişiye, ülkeden ülkeye bile farklılık yaratmaktadır. Ortadoğu’da, Amerika’da, Avrupa’da ve Afrika’da hayallerin ve de düşlerin arasında bile ciddi uçurum farklar vardır. Amerika ve Avrupa’nın bir şehrinde, toprağının bir parçasında yaşamakta olan insanların yeni yıla hayalleri ve hediyeleri yeni evlerin, yeni arabaların, eğlencelerin ve daha neler neler bilemeyiz. Afrika’nın ve de Asya’nın herhangi bir toprağında yaşam savaşı veren insanların sadece ve sadece bir yudum suyun, bir parça ekmeğin, bir kırık kalem, bir yırtık ayakkabı ve de hepsinden de daha önemlisi olan yitik bir sevda. Bir diğer coğrafya ise Ortadoğu’dur. Ortadoğu coğrafyasında yıllardan beridir kardeşin kardeş kanını akıttığı, fitnelerin fesatlıkların şehri ele geçirdiği bir gerçeği barındırıyor içerisinde. Savaşların sürekli hale geldiği günleri düşünün. Düşünün ey insanlık, düşünün ki belki utancınız sizi yener de vicdanlarınız tekrardan can bulur.

Ey insanlık!

Ortadoğu coğrafyasında savaş süren topraklarında ve Afrika’nın o kupkuru olan topraklarında yaşamları sürdüren o çocukları hayal edin acaba o hayallerini yitirmiş olan mazlumlar, o çocuklar için yeni yılın ne ifade ettiğini hiç düşündünüz mü ya da hiç düşünüyor musunuz? Suriye’de, Irak’da, Libya’da, Filistin’de, Pakistan’da yani dünyanın herhangi bir coğrafyasında herhangi bir yerinde yurtsuz, evsiz, barksız, yuvasız kalmış olan bir anneye, bir çocuğa, bir babaya yeni yılı nasıl anlatabilirsiniz ki gelecek adına. O insanları başlarının üzerinde yeni yılı kutlama maceralarına matuf hava fişeklerden öte her noktaya füzeler ve de bombalar düşen insanlara ne düşünüyordur acaba yeni yıl ile alakalı.

Ey İnsanlık!

Birazcıkta olsa insanlığınızdan utanmanız gerekmez mi?

Çocuklarının karnını doyuracak bir lokma bulmaktan her daim yoksun olan bir anne, bir baba için ne anlamı vardır ki yeni yılın. Yavrusuna bir lokma ekmek, bir yudum süt verememiş olan bir anne için yeni yılın, eski yıl ile ne farkı kalmıştır ki! Anneler ve de babalar günün de annelerine ve de babalarına bir gül, bir hediye alamamış olan bir çocuk için yalan olan bir yılın ne anlamı olabilir ki!

Bakıyoruz da her yıl olduğu gibi bu yıl içinde neredeyse dünyanın bütün ülkeleri yeni yıl için hazırlıklar yapıyorlar. Dünyanın dört bir yanında yeni yıl için büyük kutlamalar yapılıyor. Anlam veremiyor bu kendini bilmez insanlar neyi kutluyorlar?  Ömürlerinden bir yılın geçmesine mi? Kendilerinin saçlarına düşen ak saçların bayramını mı kutluyorlar insanlık? Her daim manasız, bir o kadar da manasız geçirdikleri bir yılın bitişini mi? Yeryüzünde her geçen gün sefaletten, açlıktan, soğuktan, donarak, hastalıktan, terörden, bombalardan ölen binlerce insanların ölümlerini mi kutluyorlar? Belki de geleceğe dair insanlık hesabına düzülen bir yığın projelerin kutlaması mı bütün bunlar. Yoksa ihtiyarlaşan ve yürümekte zorlanan dünyamızın ve de canı gırtlağına gelmiş olan insanlığın birkaç problemi çözüldüğünden midir ki bu çılgınca eğlenceler ve kutlamalar…

Yeni bir yıl diliyorum. Yeni bir yıl arıyorum ve de hayal ediyorum. Yepyeni bir yıl diliyorum ki içerisinde ölümlerin olmadığı, zulümlerin görülmediği, sevgilerin çoğaldığı, barışın filizlendiği, gerçek kardeşlik ve de dostlukların en üst zirveye ulaştığı, kavgaların ve her türlü insanlık dışı tavır, davranışların mezara gömüldüğü, açlıkların, sefaletlerin asla olmadığı, eğitimsizliklerin ayaklar altına alındığı yeni seneler diliyor, düşünüyor, istiyor ve de arıyoruz.  Yeni ve de içerisinde güzelliklerin barındırıldığı yıllar düşlüyoruz.

Dünyanın hiçbir noktasında, hiçbir coğrafyasında hiçbir insan burnunun kanatılmadığı, kafasının kesilmediği, katledilmediği, açlıktan ölmediği, hor ve hakir görülmediği ve savaşların sonsuza dek bitip tükendiği yıllar diliyorum.

Öyle bir yıl diliyor ve istiyorum ki; herkesin saygı, sevgi ve de merhamet duygusu içerisinde birbirlerine baktığı, ahlakın en yüksek derecede ki burçlara bir insanlık sancağı olarak dikildiği, aile gibi toplumlarımızın en önemli olan çekirdeğinin havalanıp hiçbir şekilde çürümediği ve toplumlarımızı da zehirlemediği güzel yıllar diliyorum.

Kan ve gözyaşlarının tarihe karıştığı, renk körlerinin tamamen yok olduğu, dil, din, ırk ve hiçbir ayrımcılığın olmadığını güzellikler içerisinde yaşadığımız yıllar düşleyelim.

Ey İnsanlık!

Yeni yıllar bizlerin eline verilen boş ve de bembeyaz olan birer kağıttır. Kimileriniz o bembeyaz olan sayfayı çocuklar gibi kullanır çöpe fırlatır. Kimileriniz de o bembeyaz kağıt üzerine mükemmel olan bir sanat icra eder. Bir şiir yazar, mükemmel bir makale inşa eder. Hayatın her serencam’ını adeta nakışlandırır. Öyle ya her yıl biz insanlığa adeta bedavadan verilir bütün bu güzel günler. Sonrasında da tekrardan her gün koca bir gün daha verilir ve ölünceye kadar da öylece devam eder.

Asında bir saatinde, bir gününde, bir ay’ında, bir yılında, bir ömrün her şeyi de aynı değil midir? Birinin diğerinden farkı nedir? Evet! Fransız yazar ve ahlakçı olan Jean de La Bruyere der ki; “Zamanlarını en kötü şekilde kullananlar, en çok da zamanın kısıtlığından şikayet edenlerdir” diyor.

Tabi zamanı da en iyi şekilde anlamak için bunları da görmemiz, bilmemiz ve de öğrenmemiz gerekir.

*Bir yılın değerini en iyi şekilde anlamanız için, final sınavlarını geçememiş olan bir öğrenciye sormanız gerekir.

*Bir ayın değerini anlamanız için erken doğum yapmış olan bir anneye sormanız gerekir.

*Bir haftanın değerini anlamanız için haftalık bir gazetenin editörüne sormanız lazım.

*Bir saatin değerini anlamanız için buluşmak için bekleyen aşıklara sormanız gerekir.

*Bir dakikanın değerini anlamanız için treni, uçağı, ya da otobüsü kaçıran bir yolcuya sormanız gerekir.

*Bir saniyenin değerini anlamanız için kazadan sağ kurtulmuş olan kazazedeye sormanız gerekir.

*Bir milisaniyenin değerini en iyi şekilde anlamanız için olimpiyatlarda gümüş madalya kazanmış olan bir sporcuya sormanız gerekir.

O yüzden şunu asla unutmamanız gerekir!

Vakit hiç kimse için beklemez. Sahip olduğunuz her dakikanın, her saatin, her günün, her yılın kıymetini biliniz.

Yeni yılın ülkemiz olan Türkiye Cumhuriyeti toprakları başta olmak üzere bütün Ortadoğu topraklarına ve de tüm dünya ülkelerine barış’ın hakim olacağı, sevgi tohumlarının filizlenerek çiçek açtığı, zulümlerin, baskıların ve de ölümlerin son bulduğu seneler gelmesi dileğiyle…

Vesselam!

 

“Mehmet KIZILKAYA”

Share
454 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

4+9 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
  • “Ayaq səsləri”- hər kəsin həyatından bir pay…

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

        “Ayaq səsləri” adlı psixoloji romanın bəlkədə müəllifdən sonra oxuduğu ilk insanam. Roman digər romanlardan fərqli olaraq öz həyat hekayəsi ilə fərqlənir. Hər şey elə müəllifin qeyd etdiyi” Məqsədə çatmaq üçün hər şeyə hazır olmalısan”, kəlməsindən başlayır desəm yanılmaram. Həyatın hər bir üzüylə zaman keçdikcə tanış oluruq. Ən çətin omür fəslimiz qocalıqdır desək yəqinki, bir çoxları məndən inciməz. Bir qadına aşiq olub,onu ömrünün sonuna kimi gözləmək hər sevənin həddi deyil. Elə ordaca illər əvvəl söz verdiyi skmayada əyləşm...
  • Bilirsinizmi…

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      "Ayaq səsləri" psixologi romanımdan bir parça   Bilirsiniz, hər kəsin kiməsə, kiminsə qarşısında borcu var. Ən azından Yardana, Valideynlərimizə, Vətənə borcluyuq. Ona əmin olaq ki, bizdən də çətin durumda olan, ehtiyaclar içərisində boğulan insanlar var, çoxdur... Elə sanmayın ki, imkanlılar çox şanslıdır. Onlar şanslı ola bilərlər – ona görə yox ki imkanlıdır. Doğrudur, imkanlı olub, şanslı olanlar da var – o halda ki, onlar ağıllı və imkanlı, həmçinin yardımsevərdir. Ancaq və lakin onların da zəif tərəfləri çoxdur. Məhz bun...
UA-36507442-2