logo

04 Haziran 2015

DOĞUDA KIZ TÜRKİYEDE KADIN OLMAK- (MARDİNLİ ŞARE HANIM ANLATIYOR)


Dilek EJDER
gothereblackeagles4536@hotmail.com

timthumb1-Güneydoğu. 2-Doğu. 3-Karadeniz. 4-Ege. 5-Marmara. 6-Akdeniz. 7-İç Anadolu
bölgelerinden kadına bakış açılarından sentezi anekdotlar…
Not; Bu bölgelerden bazı kareleri görünce lütfen eğrisi ve doğrusuyla bu kareleri tüm bölgelere mal etmeyelim.
Türkiye’de kadın olmak ve Türkiye’de kadın olmanın kaderine şöyle bir bakalım…

Evet, Güneydoğudan Mardin’li Şare Hanım anlatıyor;
Bizim oralarda kadınlar maçodur; ben ise maço değil, timitdim; fakat bakın ben nasıl maço olmuşum;
Severek değil de, akrabalık… Mirasımızın dışarıya çıkmaması için evlendirildik. Ne olacak beraber büyüdüğüm emimin oğluna karşı hiçbir hissim yoktu ki. Zaten oldum olası anlaşamazdık! Evlenince eh evliyiz ya, mecbur her dediğine “He” dedim, dillenmedim. Bizim oralarda kadınlar ezildiği itildiği doğru… Fakat yoksulluk yönünden eziliyor, okumadıkları içinde itiliyorlar… Erkeğe boyun eğmek var, var amma nasıl? İnanın tamamen icab; öyle bir gelenek, öyle bir rol oturtturulmuş… Bizler dışarıya karşı eşlerimize boyun eğen, görüp görmeyen, sağır olup duymayan ve lal olup dillenmeyeni oynarız; lakin sonrasında bu oynadığımız icabları kocalarımızın burnundan fitl fitil getiririz. Erkeğin değil, kadının sözü geçer bizim oralarda. Töreyi bile ayakta tutan kadınlarımızın kendi sırasında boyun eğişi “Sus” oluşu, başkalarının sırasında ise baş kaldırıp “Çığlık” oluşlarıdır. Batıda da tam tersi erkeğin adı kılıbık, kadının adı da hür çıkmış ya… Yok yok, asıl buralarda kadınlar eziliyor ama özlü ezilmeler bunlar. Buralarda kadınlar kocalarına saygılı davranıyor saygıda kusur etmiyorlar. Ha saygılı davrandıkları için ezildikleri kastım değil..! Sanki Doğu ve Batı erkekleri sözleşmiş; Doğulu Batı’lıya; “Ulan gardaş gel sizinle anlaşak. Asıl maço siz olun, emme biz maço olarak anılak. Evinizde siz, dışarıda biz maço olak he!” Ha işte bele, hemi vallah hemi de billah bu bele..! Bizim çektiğimiz çileler törenin yazgısından, yoksulluğun bezginliğindendir; yoksa ele güne karşı ağzımıza yaşmak bağlamak gibi film icabı susarık… Gerçeği ele miki? Hele birde yaşlı kadınlarımız var ki, vallah dersin ağadır begdir. Ele bir bağırmayla adam kaçacak yer arar. Ben garip mazlumdum ağzım var dilim online casino yoktu. Benim begim de etrafından hep afat avratları görmüş ya, eee beni de bele belengaz görünce üstüme kuma almak istedi… Hazır törede de var arkasında dağ kimin! Kim ne diyebilir di ki? Üstüme kuma aldığı avratta hanım ağa çığmazmı; bir kükre dimi vallah begim sevkinin (Sedirin) altına girmek isterdi. Yeni avrat beni de ğızmekar belledi “Şare onu getir, bunu götür, yayığı yay, ineği sağ, koyunu sür, davarı güt, uşağları bele, sacı yağ, siniyi hazırla, ayranı çal!” Ben belengaz da bunun elinin önünde gittim geldim. Benim çocuklar büyüdü ama nasıl? Analarını hep ğızmeker olarak görüp horlandığını, el önünde çalıştırıldığını, pençe divanında hakaret edildiğini görerek tabi; onlar anaya saygı nedir nerden bilsinler? Analarına kim zerre saygı gösterdi ki, hem ben kendimi kime saydırdım ki çocuğlarım da bana saygı göstermeyi öğrenselerdi. Bilemediler. Öğretemedim! Çocuklarım da gördüklerini bana yapmaya başladı babaları beni dövdüğü yetmezmiş kimin, birde çağalarım başladı beni dövmeye.
Hep sessiz durmuşum ama meğer içimde her şeyi de bilirmişim! Bir gün ne oldu bana bilmem? Bir bağdım ben ben değilim, delirmişim, afallanmışım ki koca şeherlerin ortasında kaçan kurbanlık danalar kimin; öfkeme firar etmişim içimde biriktirdiğim her bir çile yumağımı. Üstelik sebep çok yüngül, çok az!
Ele her zamanki gibi dövülmek, itilmek, küfür edilmek, yüzüme tükürülmek değil ha… Sadece benim begim kumamla oturmuş; “Bize çay yap getir, ne eşek gibi oturmuşsun” Dedi. Aha sebep bu! Kendimi kaybetmişim sanki sabır gölüme damlayan damlalar birikmiş, derya olmuş ve bir tazyikli hışımla sabır dağları mı deldi öfkelerim! Elimde birde bıçak var nasıl almışım bilmem! Benim begin üstüne yürüdüm… Bıçaklamışım omzundan kumamında! Bağırdı kocam; “Kız delendin mi?” Dedi. Ona da bıçağı salladığım gibi, bıçak sağ elinin başparmağının tam arasına gelmiş. Cinnet dedikleri aha bele bir şey her hal?
Hep sessiz durmuşum ama meğer içimde her şeyi de bilirmişim; Ben küçücük bir insandım, öfkemle nasılda büyümüşüm! Bu öfke sahiden benim içimden mi geliyordu? Bu alevler benim ağzımdan mı püskürüyordu? Bu tazyikli öfke, küçük yüreğimin hangi öfke okyanusundan fışkırıyordu böyle? Oysa benim yüreğimde küçücük bir gölüm bile yoktu. Bu damları sahiden ben mi biriktirmiştim öfke okyanusun da? Canım yanarken farkında mıymışım acaba canımın yandığını? O halde neden cılız da olsa ses çıkaramamışım? Aptal mıymışım yoksa ben, ya da çaresiz mi? Çok mu iyi niyetli bilmem ki? Galiba hepsinden azcık varmış, eh birazda aptallık ama Türkiye’de kadın olmanın ortak kaderinin aptallığı tabiî ki! Sonuç buradayım işte… Burası neresi mi? Türkiye de Kadın Olmanın Ortak Kaderinden Bitap Düşmüşlerin Hastahanesi… Haftaya da Roman Kızından, Kendi Şivesiyle Dinleyeceksiniz Türkiye de Kadın Olmanın Ortak kaderini…

(Mardin”in Tarihi Zenginlikleri; Deyrulzafarafaran Manastırı, Mardin Kalesi, Taş Evleri, Telkari Gümüş İşlemeciliği, Dara Harabeleri ve Zinciriye Medresesi)
Haftaya Bir Roman Kızının Sayfasından Köşe Yazımla Buluşmak Üzre; Hosçakalın, Dostçakalın Ama Asla Ve Asla Sevgisiz Ve Ejder Kalemsiz Kalmayın. Sevgilerimle Dilek EJDER

Share
1167 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+10 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
  • “Ayaq səsləri”- hər kəsin həyatından bir pay…

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

        “Ayaq səsləri” adlı psixoloji romanın bəlkədə müəllifdən sonra oxuduğu ilk insanam. Roman digər romanlardan fərqli olaraq öz həyat hekayəsi ilə fərqlənir. Hər şey elə müəllifin qeyd etdiyi” Məqsədə çatmaq üçün hər şeyə hazır olmalısan”, kəlməsindən başlayır desəm yanılmaram. Həyatın hər bir üzüylə zaman keçdikcə tanış oluruq. Ən çətin omür fəslimiz qocalıqdır desək yəqinki, bir çoxları məndən inciməz. Bir qadına aşiq olub,onu ömrünün sonuna kimi gözləmək hər sevənin həddi deyil. Elə ordaca illər əvvəl söz verdiyi skmayada əyləşm...
UA-36507442-2