logo

Din & Ahlâk ilişkisine dair…


Kamil TABAK
tabakkamil@hotmail.com

Din ve ahlâk ilişkisi tarih boyunca tartışıla gelmiştir.

Kimileri Din ile ahlâkı bir tutmuş ve asla farklı düşünülemeyeceğini savunmuş, kimileri de birbirleriyle hiçbir ilişkisi olmayan kavramlar/disiplinler olduğunu ifade etmişlerdir.

Nitekim geçenlerde bir sohbet esnasında “Ahlâk dinden, din ahlâktan ayrı düşünülemez. Din-ahlâk ayrımı yapmak kesinlikle yanlıştır.” İfadesi kullanıldı.

 

Oysa ki;

Din ve ahlâk kavramları, birbiriyle oldukça ilişkili, adeta birbirinin mütemmimi (tamamlayıcısı) olan iki kavram olmakla beraber, farklı disiplinlerdir.
Din, özelde kendine inanları (iman edenleri) muhatap alırken, ahlâk herkese hitap eder..
Dinde, inanma esasına dayalı temel akîdeler mevcuttur; meleklere, ölümden sonra hayata inanmak gibi.
Din, ahlâkta olmayan “şeri”, hukuksal bir boyutu da içerir. 

Ahlâk insanların birbirleriyle, toplumla, tabiatla, diğer canlılarla ilişkilerini düzenler, 
Din ise “ahlâk”a ek olarak insanların Allah ile ilişkilerini de düzenler.
Bundan dolayı, din, büyük ölçüde birer ahlâk sistemine sahip olma özelliği de taşır. 
Din, insanın ilişkilerini doğru biçimde düzenlemek, insanı daha iyi insan yapmak için gelmiştir.
Nitekim dinlerin ana gayesi ahlâkî bir toplum meydana getirmektir.
Nitekim Peygamberlerin gönderilişi de hep birey ve toplumların inanç ve ahlâklarının bozulduğu dönemlere denk gelmiştir.
Bu, peygamberlerin ahlâkî misyonlarının açık göstergesidir. 
Nitekim efendimiz de, “kendisinin güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildiğini” ifade etmiş ve Kur’an-ı Kerîm’de adeta bir “ahlâk abîdesi” olarak gösterilmiştir.
(68/4; 33/21)

Din ve ahlâkın yakın ilişkisini, ilişkinin ötesinde birbirinin tamamlayıcısı olduğunu bazı örneklerle daha net olarak görebiliriz.
Mesela, hırsızlık, rüşvet, adam öldürme, zina, içki, kumar vs. dinen “haram”, ahlâken de “kötü” olan fiillerdir.
Büyüklere saygı, yardımseverlik, sözünde durma, doğruluk vs. ise dinin “emrettiği”, ahlâkın da “iyi” olarak nitelediği davranışlardır.
Din “kötü”ye “günah”ı, “iyi”ye “sevab”ı da eklemiştir.
Yalan söylemek inançsız ama ahlâkı önemseyen biri için sadece “kötü”dür, ama bir Müslüman için sadece kötü değil, aynı zamanda “günah”tır. 
Çünkü bir Müslüman bu davranışından dolayı inançsızdan fazla olarak “ahrette Allah’a hesap vereceğine” inanır.

Birde öyle ahlâklı, erdemli insanlar vardır ki, lakin Hz Peygambere iman etmemişlerdir.
Yani Müslüman değillerdir.
Müslümanlar dahil tüm insanlar arasında İslâm’a en büyük faydası/hizmeti olan Ebu Talip gibi, 
Hz Peygamberin övgüsüne mazhar olan Hatem-i Tai gibi,
yine Hz. Peygamberin “O Yahudilerin en hayırlılarından biriydi” dediği ve Uhud Savaşı’nda Müslümanlarla birlikle savaşırken hayatını kaybeden ve Uhud şehitliğine defnedilen Muhayrık gibi, 
İsrail’in zulmüne “dur” demek, Filistin’in yanında olmak için İsrail buldozerinin altında hayat veren Rachel Corrie gibi..

Ezcümle; din ve ahlâk  birbirleriyle ilişkili olmakla birlikte farklı disiplinlerdir..

 

Din ve ahlâk üzerine konuşulacak o kadar çok husus var ki;

Mesela, insanlık “ahlâkı önemsemesini” dine mi borçludur?
Her hangi bir şey “Allah istediği/emrettiği” için mi iyidir, yoksa “iyi olduğu” için mi Allah istemiştir/emretmiştir.

Bu soru taa Platon’a kadar gider. 
Ve neredeyse tüm filozofların kafasını meşgul eden din ve ahlâk felsefesinin baş sorunudur.
Kimisi “ahlâkın temeli dindir” diyerek ahlâkı dine bağlar (teolojik ahlâk )

Kimisi de ahlâkî tecrübelerden yola çıkarak dinini temellendirmeye çalışır. (ahlâk teolojisi)
Mesela Kant’ın ahlâk felsefesi, ahlâkî delilli budur. Ahlâk tan yola çıkarak Allah’ın varlığını ispat etmeye çalışır.

Ancak şunu net bir şekilde ifade etmeliyiz ki biz Müslümanların günümüzde en büyük sorunu “ahlâkî zaafiyettir”
Allah Resulünün risaletten önce 40 yaşına kadar ki yaşamı, ahlâkı, erdemi, “emin” sıfatı alması belki de en az Peygamberliği kadar konuşulacak, üzerinde düşünülecek bir mevzudur.

Nitekim buna vurgu yapan Şehit Ali Şeriati’nin bir sözünü burada hatırlatmak gerekir;
“Çocuklarınıza ibadetten önce ahlâklı olmayı öğretin,
Aksi halde 
Namaz kılan ama yalan söyleyen,
Oruç tutan ama haram yiyen, 
Hacca gidip zekât veren ama kul hakkı yiyen Müslümanlardan olur” diyordu Şeriati..

Ne dersiniz? Etrafımızda bu tür Müslümanlar ne kadar çok değil mi?

Etiketler: » » » »
Share
871 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

3+5 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
  • “Ayaq səsləri”- hər kəsin həyatından bir pay…

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

        “Ayaq səsləri” adlı psixoloji romanın bəlkədə müəllifdən sonra oxuduğu ilk insanam. Roman digər romanlardan fərqli olaraq öz həyat hekayəsi ilə fərqlənir. Hər şey elə müəllifin qeyd etdiyi” Məqsədə çatmaq üçün hər şeyə hazır olmalısan”, kəlməsindən başlayır desəm yanılmaram. Həyatın hər bir üzüylə zaman keçdikcə tanış oluruq. Ən çətin omür fəslimiz qocalıqdır desək yəqinki, bir çoxları məndən inciməz. Bir qadına aşiq olub,onu ömrünün sonuna kimi gözləmək hər sevənin həddi deyil. Elə ordaca illər əvvəl söz verdiyi skmayada əyləşm...
UA-36507442-2