logo

reklam

Cemil Meriç’in İfadesiyle ‘göller bölgesinde bir ada’: Dr. Ali Şeraiti


Kamil TABAK
tabakkamil@hotmail.com

-KAMİL TABAK-

Fatıma ile ilgili ne söyleyeceğimi bilemiyorum.  Nasıl söyleyebilirim ki?  Bir gün bir konferansta Hz. Meryem’i anlatan bir Fransız yazarını taklit etmek istiyorum:  “1700 yıldır Hz. Meryem’den söz edildi.  1700 yıldır Doğulu ve Batılı değişik uluslardan bütün filozoflar ve düşünürler Hz. Meryem’in değerini anlattılar.  1700 yıldır dünya şairleri, Hz. Meryem’e methiye dizmede bütün yaratıcı gayretlerini ve güçlerini seferber ettiler.  1700 yıldır bütün ressamlar ve artistler, Hz. Meryem’in suretlerini ve fresklerini gösteren muazzam eserler ortaya koydular.  Bütün bu söylenenler ve düşünenlerin tamamı, bütün artistlerin gayretlerinin tamamı,  Hz. Meryem’in büyüklüğünü şu söz kadar güzel tasvir edememektedir:  “Hz. Meryem; Hz. İsa’nın annesidir.” Ben de, Hz. Fatıma’yı anlatmaya bu şekilde başlamak isterdim. Fakat yapamadım: “Fatıma, Hz. Hatice’nin kızıdır.” demek isterdim. Fakat anladım ki, Fatıma o değil. “Fatıma, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in kızıdır.” demek isterdim. Fakat anladım ki, Fatıma o değil. “Fatıma, Hz. Ali’nin eşidir.” demek isterdim. Fakat anladım ki, Fatıma o değil. “Fatıma, Hz. Hasan ve Hüseyin’in annesidir.” demek isterdim. Fakat anladım ki, Fatıma o değil. Hayır!…  Bütün bunlar doğrudur ve bunların hiçbiri Fatıma değildir: “FATIMA FATIMADIR” // Fatıma Fatımadır – Dr. Ali Şeriati //Ali Şeriati

&&&&&&&& Zaman zaman vefat eden önemli düşünce, fikir ve eylem adamlarını tekrar hatırlamak, hatırlatmak ve bu sayede bir rahmet okunmasına vesile olma adına isimlerini anar, birkaç satır da olsa bir şeyler yazmaya çalışırım.

Mehmet Akif Ersoy, Malcolm X, Eşref Edip Fergan, Cemil Meriç. Roger Garaudy, Necmettin Erbakan, Fethi Gemuhluoğlu bu isimlerden sadece bir kaçı.

Bu nedenle, 20 yy çağdaş İslam düşüncesinin en önemli isimlerinden düşünce ve eylem adamı Dr. Ali Şeriati’yi de şahadetinin 36. yıldönümünde anmak amacıyla, yazarın “Fatıma Fatımadır” isimli kitabından yukarıdaki pasajı paylaşmıştım.

Sen misin paylaşan….

Ne Şiiliğimiz kaldı, ne de İrancılığımız.

10-12. yy da yaşamış Fâtımîler ideolojisini desteklediğimiz söylendi.

Yukarıdaki yazıyla Hz Fatıma (R. Anha)’yı küçümsediğimiz söylendi.

Hz Muhammed (sav)’in kızı, Hz Ali (r.a)’nın eşi, Hz Hasan ile Hz Hüseyin (r.a)’nın annesi olduğu gerçeğini göz ardı edip, sanki Hz Fatıma’nın manevi değerine helal getirdiğimiz söylendi.

Hatta sağ olsunlar kendi sayfalarında bu malumatları tek tek sayarak bizleri bilgilendirdiler.

Bütün bu yorumlar ithamlar adı geçen kitabın okunmadığının apaçık göstergesiydi ve de tarafımdan ‘hoş’ bir tebessümle karşılanıyordu.

Bir de daha da ateşli olanlar vardı.

Ehlisünnet velcemaat vurgusu yapanlar,

Ali Şeraiti’nin üslubundan yola çıkarak “tüm edebi sanat eserleri ifrat ve tefritlerle doludur” gibisinden garip bir genelleme yapanlar oldu.

“Orada hakikatin beyanı değil, edebi beyan öne çıkar ve sanat hakikat için değil sanat sanat içindir olur” tarzında edebiyatta yeni bir çığır açıcı tespitte bulundular.(!)

Birileri daha da ileri giderek “sapık birine nasıl şehit diyebildiğimi” sordu.

Şeriati’ye zındık diyenler, sapık diyenler, sosyalist diyenler, sarhoşun tekiydi diyenler….

Bir tek kapkaççı yada kalpazan diyen olmadı şükür.. Meğer nede öfkeliymişiz Şeriati’ye?

En sonunda biri benim iflah(!) olmaz tutumumdan ümidini kesmiş olmalı ki; “Allah seni ıslah etsin daha ne diyeyim” diyerek şahsımı da yoldan sapanlardan saydı.

Hepsine eyvallah…

Dahasını saymayayım, zira beşeri sabrımın sınır ihlali yapmasını istemem doğrusu.

Bütün bu yorumlardan sonra Dr. Ali Şeraiti hakkında bir iki satır yazmak şart oldu.

Zira ortada ciddi bir bilgi eksikliği ya da bilgi kirliliğinin yol açtığı tuhaf yorumlar, mezhep taassubiyeti ya da bilmediğim sebeplerden dolayı akla ziyan yaklaşımlar, iftiraya varacak ithamlar sergileniyordu.

Ali Şeriati 1933’de Horasan’da doğmuş, 1977’de hicret ettiği İngiltere’de İran istihbarat servisi (SAVAK) tarafından şehit edilmiş, İran’lı Müslüman sosyolog, aktivist, düşünür ve yazardır.

Daha ortaokul yıllarında Mevlana’nın Mesnevisiyle tanışır, sonraları Hallac ve Cüneyd-i Bağdadi ile irfan yolculuğuna çıkar.

Liseli yıllarda felsefe ile irfan etrafında yoğunlaşır ve bu dönemini “Bu dönemde beynim felsefe ile genişliyor, kalbim irfan ile dağlanıyordu…” diye tarif eder.

Muhammet ikbalden ciddi olarak etkilenir.

İlk gençlik yıllarında lise ve üniversite öğrencilerinden oluşan bir fikir kulübüne katılır. Bu kulübün temel amacı, İslam’ı temel kaynaklarına (Kur’an, Sünnet, Hz, Ali’nin sözleri) dayanarak ilerici bir ‘mektep’ olarak okumak ve ülkeye giren ‘Batıcı’ fikirlerle mücadele etmektir.

Muhammed Nahşeb öncülüğünde 1943’de kurulan bu kulüp üyeleri, kendilerini Hodaperestane Sosyalist (Allahperest Sosyalistler) olarak adlandırır.

1941’de kurulan İran Komünist Partisi (TUDEH) ile bir müddet teması olmuşsa da, kısa bir süre sonra aralarında ciddi fikir ayrılıkları doğar..

O’nun için ‘sosyalist’ diyenlere sormak lazım.; “17 li yaşlarda hayatı tanıma ve anlama döneminde bir gencin kısa bir dönem sosyalist gruplarla birlikte olmasından dolayı onu ‘sosyalist’ olarak tanımlamak ne derece ahlakidir?”

Kaldı ki İran’daki sosyalizm, Türkiye’deki gibi de değildir. Yani mezhepsel ya da etnik temeller üzerine dayanmaz. Dini dışlamaz. Çok daha gerçekçidir, yerlidir. Sosyalizmin Türkiye tecrübesi; birçok ülkede olduğu gibi “dini sosyal hayattan dışlayan, dini hiçbir konuda referans almayan” şeklindeki yorumudur. Nitekim sosyalizmin Türkiye versiyonuna göre, “sosyalist olmak aynı zamanda ‘ateist’ olmayı gerektirir” şeklinde bir algılama söz konusudur.

Ancak, Suriye’li İslam Hukukçusu Mustafa Sibaî Sosyalizmi; bütün peygamberlerin ortak mesajlarından biri ve İslam akidesinin bir parçası olarak görür. Sibaî fikir ve siyaset mücadelesinin merkezine bu fikri koyar. Ona göre Hz Muhammed’in sünneti ilk ve en muhteşem sosyalizm denemesidir. Bkz: İslam Sosyalizmi – Prof Dr. Mustafa Sibaî

Nurettin Topçu da tam olarak sosyalizmden bahsetmese de onun ontolojik kökenlerini, felsefi yapısını reddederek sadece, sosyo-ekonomik ve dayanışmacı bir yapı olarak aşağı yukarı İslam sosyalizmden bahseder.

Nitekim İmam Ayetullah Humeyni de İran İslam Devriminde sosyalist guruplarla ciddi bir işbirliği içerisine girmiştir.

Yakın zamanda taksim meydanında imamlık(!) yapan bir zatın, Ali Şeraiti için “o bir sosyalistti” demesi, kendisine ve hareketine(!) ‘meşruiyet’ kazandırma çabasından başka bir şey olmasa gerek.

Ali Şeraiti daha sonraları TUDEH ile anlaşmazlıklara düşer ve bu partiye karşı fikirsel bağlamda mücadeleye koyulur.

1950’li yıllarda Dr. Muhammed Musaddık’ın lideri olduğu Cephey-i Milliye (Milli Hareket)’e katılır, aynı yıllarda iktidara gelen Milli Hareket 3 yıl sonra ABD ve İngiliz operasyonuyla devrilir ve Ali Şeraiti katıldığı bir gösteri nedeniyle gözaltına alınır.

Bu gözaltı Şeraiti’nin hayatında bir kırılma noktasıdır adeta.

Zira Ali Şeraiti bu tutuklamayla tanıklık ettiği tüm toplumsal olaylara karşı çok daha duyarlı olacak ve daha sonra kitaplaşacak olan o meşhur sözü söyleyecektir.

“Sizi Rahatsız Etmeye Geldim”

Nitekim lisans eğitiminin ardından, Fransa Sorbonne Üniversitesi’nde doktora yapmak üzere Paris’e gittiğinde Cezayir’in bağımsızlığı için mücadele veren Cezayir Milli Kurtuluş Cephesi/Hareketine destek verir.

Cezayir Millî Kurtuluş Cephesi, Kasım 1954’de kurtuluş savaşını başlatırken yayınladığı bildirisinde, amacının “Cezayir’de İslâm ilkelerine göre şekillenen bir bağımsız devlet kurmak” olduğunu bildirmiş ise de, bağımsızlık sonrasında Fransa’nın da oyunları ile Cephe içinde yer alan Müslüman ilim adamları tasfiye edilmiş ve batıcı-laik düşüncede olanlar daha ön plana geçmiş ve hareketi yönlendirmiştir.

Dr. Ali Şeraiti Sorbonne’ndaki doktorasını tamamlar ve 1963’de İran’a döner.

İran istihbarat servisi (SAVAK) Şeriati’yi ülkeye giriş yapar yapmaz sınırda tutuklar. Şeraiti için zorlu İran yılları başlamıştır artık.

Şeriati’ye dair bu biyografik bilgileri verdikten sonra tekrar baştaki konumuza dönecek olursak;

Öncelikle şunu net olarak ortaya koymak gerekir; Kuran ve Sahih Sünnet dışında hiçbir şey mutlak onayı gerektirmez.

Bunların dışında tüm eserler, görüşler başta Kuran olmak üzere bu iki mihengin ışığında değerlendirilir.

Bu temel kural tüm kişiler ve de eserler için tartışılmaz bir düsturdur.

Örneğin Şeraiti’nin “Muhammed Kimdir” eserinde yer alan, özellikle Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman gibi Raşid halifeler hakkındaki haddi aşan görüşleri asla tasvip edilemez.

Keza “Ebuzer” isimli eseri de şahsımca ciddi tenkide muhtaçtır. Bu tenkitleri arttırmak mümkündür.

Ancak Ali Şeraiti Şii kültür havzasında yetişmiş olmakla birlikte, münekkit bir aydın olarak Şiiliğe karşı ciddi radikal tenkitler yapabilmiştir.

Asla mezhep bağnazlığı yapmayan Şeriati’ye, Şiiliğe getirdiği tenkitleri dolayısı “Sünni” diyebilen kesimler de vardır.

Şeraiti Şiiliği “Ali Şiası ve Safevi Şiası” olarak ikiye ayırmaktadır. Şeriati’nin Safevi Şiası’ndan kastı, onun idealize ettiği Ali Şiası’ndan bir sapmadır.

Safevi Şiası olarak nitelediği unsurların hale hazır günümüz İran’ında var olduğu düşünüldüğünde Şeriati’nin günümüz Şiasını da tasvip etmediği açıkça anlaşılacaktır.

Nitekim İran’ın, Suriye’nin zalim Esed’ini destekliyor olmasının ardındaki en büyük saik de bu muarız “Safevi Şiası”nın tezahürüdür.

İran’ın dış politikası her ne kadar ideal politik gibi görünse de, Hama katliamı, Çeçenistan savaşı, Afganistan işgali gibi durumlarda Safevi Şia anlayışının yanı sıra, reel politik yani ulusal çıkarların gözetilmesi, dikkatlerden kaçmamaktadır.

Şeriati’nin Hacc, İnsan ve özellikle İslam Sosyolojisi adlı eserleri her okuryazar kişinin mutlak okuması gereken eserlerindendir.

Nitekim merhum Cemil Meriç Şeraiti’nin ‘İslam Sosyolojisi’ eserine dair kaleme aldığı yazısında, ondan “göller bölgesinde bir ada” olarak bahseder.

Ve yazısına, “Bizce Şeriati’nin en büyük tarafı, hamiyeti, samimiyeti ve kendini mukaddes bir davaya feda etmesidir.  Genç şehide saygılarla.” diyerek son verir.

Yukarıdaki metin Dr. Ali Şeriati’nin “Fatıma Fatımadır” adlı eserinden alınmadır.

Bu eser onun en özgün eserlerindendir.

Şeraitinin hayatı incelendiğinde modern batı düşüncelerin karşı İslam’ın o derin ve dinamik yapısını nasıl formüle ettiği görülür.

Yazarın ‘Marksizm ve Diğer Batı Düşünceleri’ isimli eseri marksizme ve diğer batı orijinli düşünce sistemlerine dair en tutarlı ve de güçlü eleştirileri içerir.

Nitekim zamanının en önemli Fransız düşünürlerinden Jean Paul Sartre “dini bir inancım yok, ama birini seçecek olsaydım, bu Şeriati’nin ki olurdu” demiştir.

Kendisi birçok otorite tarafından Seyit Kutup ve Mevdudi ile birlikte 20 yy en önemli Müslüman düşünce ve fikir adamlarından sayılır.

Yazar “Fatıma Fatımadır” adlı eserinde gelenek ile modern dünya arasında sıkışan, bunalan ve bir çıkış yolu arayan Müslüman kadına örnek olarak Hz Fatıma’nın hayatını anlatır.

Kadının eşya sayıldığı o Arap cahiliyesinde, O’nun mü’min kadın olarak nasıl örnek bir şahsiyet haline geldiğini anlatır.

O’nun o müstesna şahsiyetinden, Babasına (sav) evlatlığından, Kocasına (r.a.) eşliğinden, Evlatlarına (r.a) anneliğinden yola çıkarak ümmetin kadınlarına örnek bir şahsiyet olarak takdim eder.

Ve bu takdimi de o kendisine özgü şiirsel dili, üslubu ile yapar.

Benzer yöntemi/sanatı Mehmet Akif’te de görüyoruz, Seyit Kutup’ta da görüyoruz,    Muhammed İkbal’de de, Muhammed Esed’de de, Üstad Necip Fazıl’da.. bu isimleri daha da arttırmak elbette mümkündür..

“Dil düşüncenin/kültürün evidir” der Heidegger. Dili kullanmak (konuşmak, yazmak ve hatta düşünmek) bir ‘sanat’tır.

Şeraiti düşünce ve fikir gücünün yanında bu sanatı da en iyi kullananlardandır.

Şahsen benim Şeriati’yi sevmenin en önemli iki sebebi;

Şeraiti’nin büyük bir özgüvene sahip biri olarak, insanlığın kurtuluşunun ancak İslamiyet’in temel değerlerine sarılmasına bağlı olduğuna dair sarsılmaz inancı ve

Şah’a karşı yeterli tepkiyi gösteremeyen İran ulemasını cesur, sorgulayıcı tavrıyla eleştirmesi, ulemanın ürkekliğini silkelemiş olması, Şah Rıza Pehlevi zulmünde İmam Humeyni’nin yanında yer almasıdır.

Onun bu asil tavrı bir zaman sonra İran ulemasının da duruşunu değiştirmesine sebep olmuştur.

Bu sebepledir ki; ‘İran İslam Devriminin İmam Humeyni’den sonraki en önemli figürü Dr. Ali Şeriati’dir’ dersek abartmış olmayız.

Eleştirilecek yönü yok mudur?

Elbette ki herkes her şeyi eleştirebilir. Hiç kimse, hiçbir eser ‘layüsel’ değildir. Her eser herkese güzel, akıcı ve de doğru temeller üzerine oturmuş gelme yedebilir.

Gelinen noktada, Şii olması hasebiyle (bazı) Sünnilerce, Şiiliğe getirdiği eleştiriler hasebiyle de (bazı) Şiilerce tasvip edilmeyen Şeraiti, görünen o ki “ne İsa’ya nede Musa’ya” yaranabilmiştir.

Oysa yerin ve göğün sahibine hoş geldikten sonra dahası ne ola ki?

Kimse kimseyi sevmek, beğenmek zorunda değil, anlamak zorunda da değil.

Ancak; “44 yıllık hayatında, yaşamının neredeyse dörtte birini hapislerde geçirmiş, kendi ülkesinin yanı sıra Suriye’den Cezayir’e birçok ülkenin bağımsızlık hareketinde etkisi olmuş, verdiği konferans ve yüze yakın kitabıyla ‘köhnemiş ve de köleleştirilmiş zihinler için bir ab-ı hayat’ olmuş ve henüz 44 yaşındayken hicret ettiği İngiltere’de İran istihbarat servisi (SAVAK) tarafından şehit edilmiş biri hakkında daha dikkatli ve de özenli konuşulmalıdır” diye düşünüyorum.

ezcümle:

Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.

(49/19)

Kamil Tabak

Haziran – 2013

Share
3788 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

4+3 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

#

Cemil Meriç’in İfadesiyle ‘göller bölgesinde bir ada’: Dr. Ali Şeraiti” için 1 yorum

  1. hasan : diyor ki:

    Allah yolunda yapılan hiç bir emek zayi olmayacaktır. Allah yolunda,insanlık ve Müslümanlar için gayret edenlerden Allah razı olsun…Zalimler için yaşasın Cehennem!

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Kul Aşk’ı mı Allah Aşk’ı mı?

    24 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

      İnsanlık kendisini kul Aşk’ıyla mı avutup durur yoksa Cenabı Allah’ın o eşsiz güzelliklerle dolu olan Aşk’ıyla mı mutlu etmek ister?   Aşk denilen duygu, insanoğlunun ayaklarını yerden kesermiş, yüreğinde ve de bütün yaşamında şiddetli heyecanların yaşanmasına vesile olan duyguları yaşatıyormuş. Böyle bir durumda insanoğlunun sabahın ilk ışıklarıyla kendi yatağından kalktığı anda aklına ilk gelen, aşık olduğu kişinin gelmesi oluyormuş. Gece yatağına girerken yatmadan önce sürekli olarak onu hayal eder, onu düşünür, girdiği her ortam...
  • Rufeyde radıyallahu anhâ.

    24 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Kırık gönüllerimize şifa olsun Rufeyde---------Otobüse biniyorum, iş çıkışı herkes yorgun. Kulaklıklar takılıyor, birbirine dolanmış olanlar aceleyle çözülüyor. Bekleriz... Gazeteler ezberlenmiş bir hareketle açılıp, gözlükler el yordamıyla düzeltiliyor. Tesbih tanelerinin akıp gittiği parmaklar ile akıllı telefonlarda kayıp giden parmakların yarıştığı sıralarda, bir amca spor sayfasına geçiyor bile. Yoğun trafik ve kalabalık... İster istemez o havasızlıktan kendinizi soyutlayıp bir yerlere nefes almaya çıkıyorsunuz. Tam o sırada bir şey çalını...
  • Rumların bitmeyen Bizans oyunları

    24 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET, SÜRMANŞET

    BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nin hayal gücü gerçekten çok iyi çalışıyor. Belli ki Rumların gazına gelmiş gene.  Eide, müzakerelerin yeniden başlaması, Temmuz ayında bir anlaşma sağlanması ve Eylül ayında da referanduma gidilmesi için yol haritası hazırlıyormuş.  Ben bu müzakereler nasıl başlayacak çok merak ediyorum.  10 Şubat günü Kıbrıs Rum Temsilciler Meclisinde “Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması amacıyla 1950 yılında gerçekleştirilen ve sadece Kıbrıslı Rumların katıldıkları referandumun (plebisit) yıldönü...
  • Şükretmek

    23 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Aleyhissalatü vesselam Efendimiz buyurdular: “Gökyüzüne baktım ve dua ettim. Gök kapıları açıldı. Cebrail (as) nurlara bürünmüş olduğu halde nazil oldu. Dedi: “Sana Cenab-ı Hak’tan selam ve tahiyye ve ikram hediye getirdim.” Ben ta’zimen selamlarını aldım. Cebrail (as) buyurdular: “Üzerinden şu zırhı çıkar, bu duayı oku. Bu duayı üzerinde taşır ve okursan zırhtan daha büyük te’siri vardır.” Peygamber (asm), Cibril-i Emin’e sordu: “Bu duanın te’siri ve hassası yalnız bana mıdır? Yoksa ümmetime de şamil midir? ...
UA-36507442-2