logo

reklam

CA’FER-İ HULDÎ (Radıyallahü Anh)


facebooktwitter
Mustafa ÇİÇEKLİ
ciceklireklam@hotmail.com

CA’FER-İ HULDÎ (Radıyallahü Anh)

Fıkıh ve hadîs âlimlerinden ve tasavvuf büyüklerinden. İsmi, Ca’fer bin Muhammed bin Nusayr olup, künyesi, Ebû Muhammed el-Havvas’dır. El-Huldî diye tanınır. Doğumu, yetişmesi ve vefâtı Bağdâd’da olmuştur. 253 (m. 867) senesinde doğdu. 348 (m. 959)’de vefât etti. Kabri Sünuziyye’de, Sırrî-yi Sekatî ve Cüneyd-i Bağdâdî’nin kabirlerinin yanındadir.

Cüneyd-i Bağdâdî’nin (r.a.) talebelerinin en eskilerinden ve en büyüklerindendir. Ayrıca, Ebü’l-Hüseyn Nurî, Ruveym, Semnun, Ebû Muhammed Cerîrî, İbrâhîm Havvâs, Ali bin Abdulazîz, el-Begavî, Ömer bin Hafs es-Sedûsî, Fadl bin Câbir es-Sekatî, Muhammed bin Mesrûk et-Tûsî, Muhammed bin Yusuf et-Turkî ve başka birçok büyük zatlarla görüşüp sohbet etti ve kendilerinden ilim öğrendi. İlim öğrenmek için çok seferler yapıp, Kûfe, Mekke, Medine ve Mısır’a gitti. Oralarda bulunan büyük âlimlerle görüştü ve onlardan ilim öğrendi. Sonra Bağdâd’a dönüp yerleşti ve ilim öğretti. Kendisinden de, Ebu’l-Hasen Dare Kutnî, Ebû Ömer bin Hayve, Ebû Hafs bin Sahin, Ebü’l-Abbas Nihâvendî ve başka zatlar rivâyetlerde bulundular.

Haram ve şüpheli olan şeylerden çok sakınır, dünyâya meyl etmezdi. Hasır dokuyarak geçimini temin ederdi. Tasavvuf büyükleri arasında zamanının en önde gelenlerinden (en büyüklerinden) olup, kerâmetler ve fazîletler sahibi, emin, saduk ve sika (güvenilir) bir zât idi. Tasavvufun inceliklerini ve bu yolun büyüklerinin târih, hayat ve menkıbelerini çok iyi bilirdi. Bu yolun büyüklerinden bir çoğunu hafızasında tutar, “Yanımda, tasavvufu ve tasavvuf büyüklerini anlatan yüzotuz tane kitap var” buyururdu. Diğer bütün ilimlerde de söz sahibi olup, ince hakikatlere vâkıf idi. Çok ibadet ederdi. Altmış defa hacca gittiği rivâyet edilmektedir.

Ca’fer-i Huldî (r.a.), hâlini gizler, husûsî hâllerini, başkalarına nisbet ederek, menkıbe şeklinde herhangi bir zâtın başından geçmiş bir hadîse gibi anlatırdı. Birgün şöyle anlattı: “Evliyâdan birisi Ha-rem-i şerîfte bulunuyordu. Bir ara çok acıktı. Hicr-i İsmâil denilen yere gelip duâ etti: Allahü teâlânın bir ihsanı olarak, hemen o anda, orada yemek hazır oldu. O yemeği yeyip, Allahü teâlâya şükretti. Bu “Birisi” diye, menkıbe gibi anlattığı hadîse, aslında kendi başından geçmişti. O ise kendini gizliyordu. Ca’fer bin Muhammed Huldî (r.a.), tasavvuf yoluna girdiği ilk zamanlarında birgün, kaylule uykusuna yatmıştı. Rü’yâda kendisine, “Yâ Ca’fer! Kalk! Falan yere git. Orada çok acaib bir şey göreceksin” dendi. Uyandığında hemen işaret edilen yere gidip bakınca, bir sandık gördü. Sandığı açtı. İçinde bir kitap vardı. Kitapta, altıbinden ziyade evliyânın isimleri, hâl tercümeleri ve menkıbeleri yazılıydı. Hergün oraya gidip, o kitaptan bir miktar okuyordu. Nihayet kitap bitti. Ertesi gün, kitabı tekrar baştan okuyabilmek için gittiğinde, kitabın ve sandığın orada bulunmadığını gördü. Çok üzüldü. Lâkin sen döndüğünde, okuduklarının hiçbirisini unutmadığını, hepsinin hafızasında olduğunu anladı. Bundan sonra, tasavvuf yolunda ilerlemek ona kolay geldi. Yüksek derecelere, büyük makam ve hâllere kavuştu.

Ebül-Hasen Hamza Hemedanî İsminde birisi, bir akşam Ca’fer-i Huldî’nin (r.a.) yanına geldi. Gelmeden önce de, evinde, tandırda bir tavuk kızarttırmıştı. Aksam yemeğini evinde çocuklarıyla beraber yiyecekti. Hz. Huldî’nin yanına gelip bir müddet sonra gitmek için izin istedi. Ca’fer-i Huldî (r.a.) “Bu akşam burada kal” buyurdu. O kimse, bu akşam burada kalırsam, sabah namazina kadar ayrılamam. Çocuklar da ben gitmeden yemek yemezler ve ac kalırlar diye düşünüp, “Müsâade ederseniz gideyim” dedi. Ca’fer-i Huldî, “Hayır bu akşam burada kalacaksın” buyurdu. Gelen kimse “Mühim isim vardır, gideyim” deyince, Hz. Huldî, “Sen bilirsin” buyurdu. O kimse evine gelip, hizmetçisine kızarmış tavuğu getirmesini söyledi. Hizmetçi gidip, pişmiş tavuğu getirirken ayağı takılıp, yemek kabı elinden düştü. Yemek kabı kırılıp yemeğin suyu döküldü. Pişmiş tavuk da yola düştü. Ebül-Hasen hizmetçisine “Hiç olmazsa pişmiş tavuğu getir, temizleyip yeriz” dedi. Hizmetçi giderken, oradan geçmekte olan bir köpek, tavuğu kapıp gitti. Ebü’l-Hasen Hamza, “Her şeyi kaçırdık. Bari, üstadın sohbetini kaçırmıyalım” deyip, Hz. Ca’fer-i Huldî’nin yanına geldi. Üstâd kendisini görünce buyurdu ki: “Evliyânın kalblerine bir parça gönül vermiyenin ve söz dinlemiyenin tavuğunu, Allahü teâlâ köpeklere verir.” Ebü’l-Hasen, bunu duyunca hatâsını anladı ve tövbe etti.

Birgün kendisine bir kimse gelip, “Ya Ca’fer! İnsanlar bir ihtiyacları için sana müracaat ettikleri zaman, beni hatırla! Beni vesîle ederek Allahü teâlâya duâ et Allahü teâlânın izni ile onların ihtiyacları görülür” dedi ve kayboldu. Bu kimsenin kim olduğunu anlayamadı. Ama ondan sonra, kendisine gelen ihtiyac sahipleri için, o zat hurmetine Allahü teâlâya duâ etti. Allahü teâlânın izni ile her müşkül halloldu.

Muhyiddîn-i Arabî (r.a.) buyurdu ki: “Ca’fer-i Huldî (r.a.) kendisine sorulan suallere, velîlere has bir üslub ile, çok güzel cevap veren, derecesi yüksek bir zat idi.”

İmâm-ı Kuseyrî (r.a.) buyurdu ki: “Ca’fer-i Huldî (r.a.) tasavvuf yolunun medar-i iftiharı, iyilikler ve fazîletler kaynağı bir zât idi.”

Ca’fer-i Huldî (r.a.) buyurdu ki:

“Tevekkül, bir şeyin olması ile, olmaması arasında fark gözetmemektir.”

“Dünya ve ahirette iyilik, sabır ile ele geçer.”

“Fütüvvet, nefsini asağı tutup, müslümanlara hürmeti büyük bilmektir.”

“Akıl, insanı helâk edici yerlerden uzak tutan şeydir.”

“Allahü teâlâya âşık olanlar, insanı O’ndan uzaklaştıran herşeyden uzak olup, alakalarını keserler.”

“Kendine lazım olan ilimleri öğrenmeli ve bu ilimlerle amel etmeyi de ihmal etmemelidir.”

“İlim, Allahü teâlâyı tanımağa ve O’na itâat etmeye vesîle olduğu için, ilim öğrenmek büyük ibadettir.”

“Yediği yemeği, Allahü teâlâya ibadet etmek ve O’nun dinine hizmet etmek niyeti ile yemiyen kimse, şu üç zarara birden yakalanmıştır. 1. Yemek yerken geçen zamam zayi etti, 2. İçinde bulunduğu vakti zayi etmeye devam ediyor, 3. Gelecek zamanı karşılamak fırsatını kaçırdı.”

“Sâlihlerle sohbette beraber olup, onlarla sohbet ediniz. Onlar, dünyâ hazineleridir. Onlarla beraber olmak, ebedî se’âdetin anahtarıdır.”

“Allahü teâlâya itatte tam kul ol ki, mahluklar karşısında tam hür olasın. Allahü teâlâya tam ibadet eden kimseye, mahluklar itâat ve hizmet ederler.”

Ebû Muhammed Huldî (r.a.), Hocası Hz. Cüneyd-i Bağdâdî’nin şu sözünü tekrar ederdi:

“Bir kimse, yaptığı ibadetlerini ihlâs ile yaparsa, Allahü teâlâ o kimseye, boş hâllerden, Iüzûmsuz heveslerden halâs olmak (kurtulmak) ni’metini, rahatını ihsan eder.”

KAYNAKLAR

1) Tabakât-us-sûfiyye sh-434
2) Hilyet-ül-evliyâ cild-10, sh-376
3) Tabakât-ül-kübrâ cild-1, sh-118
4) Nefehât-ül-üns, sh-167
5) Risâle-i Kuşeyrî sh-167
6) Câmi’u kerâmât-il-evliyâ cild-1, sh-180
7) Tezkiret-ül-evliyâ cild-2, sh-237
8) Şezeret-üz-zeheb cild-2, sh-378
9) Mir’ât-ül-cinân cild-2, sh-342
10) Sifât-üs-safve cild-2, sh-264
11) El-A’lâm cild-2, sh-128
12) Târîh-i Bağdâd cild-7, sh-226

Share
87 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

8+6 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • SÖYLEMELİ SÖYLENMEMELİ

    28 Nisan 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Sızlanma, sızıltı, yakınma, hoşnutsuzluk belirten söz veya yazıların tümüne şikayet diyoruz. Şikayet, ilgili yetkililere duyurulup takip edilirse giderilebilir. Yoksa birey şikayetini kendi kendine yapar veya dedikodusunu yaparsa bu söylenmek olur, şikayetin giderilmesine de katkısı olmaz.        Millet olarak ne hikmetse çoğumuz şikayeti sevmediğimiz gibi, yapanı da hoş karşılamayız. Bazen kınayanlarımız bile olur. Şikayetlerimizi ilgili yetkililere iletip giderilmesine çalışmak yerine, söylenmeyi tercih ederiz. Hele o gün için ucu bize d...
  • Hanımların işi kolay

    27 Nisan 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Hanımların işi kolay İstanbul Evliyasından Seyyid Ahmet Mekki Efendi hazretleri “rahmetullahi aleyh“, bir sohbetinde; - Ahirette Müslüman hanımların işi kolay, buyurdu. - Neden efendim? dediler. - Çünkü onların hesabı, beylerinden sorulacak ahirette. - Her hanımın mı efendim? - Hayır. Sadece beş vakit namazını kılan, orucunu tutan, kocasına itaat eden ve tesettüre riayet eden hanımların hesabını kocaları verecek. - Hikmeti ne acaba efendim? - Çünkü erkekler, hanımlarından mesuldür. Ama hanımlar, erkeğin g...
  • Muteber olan, sondur

    26 Nisan 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Muteber olan, sondur Fas Evliyasından Muhammed bin Ömer hazretleri “rahmetullahi aleyh”, bir gün bazı ahbabına; - Ölüm ne genç dinliyor, ne ihtiyar. Hepimiz, adım adım bu son noktaya yaklaşıyoruz. Muteber olan da, sondur, buyurdu. Ve izah etti: - Yani mühim olan, “imanla ölmek”tir. İnsan son nefesinde, “Allah!” diyeceği yerde, “Aman doktor, kurtar beni!” derse, imansız gidebilir mâzallah. Bir kişiyi kurtarmak Sohbetin devamında; - Bir kişiyi Cehennemden kurtarmak, Peygamberlik görevi yapmaktır, buyurdu. Ama “Allah için” yapmalıdır ...
  • Kıbrıs’ta Rum olmayana yer yoktur

    25 Nisan 2017 KÖŞE YAZARLARI, SÜRMANŞET

    Genelde Kıbrıs’ın yakın tarihi, özellikle de 1950-1974 arası beni çok ilgilendiriyor. Kıbrıslı Rumların sapıttığı ve asırlardır adada yaşamlarını sürdüren Kıbrıslı Türklere rağmen, Türkiye’yi de yokmuş gibi farz ederek adayı Yunanistan’a bağlamak için yaptıkları çılgınlıklarla doludur bu çeyrek asırlık dönem.  Bunların içinde en dikkatimi çeken Polikarpos Yorgacis’dir. 38 yıllık kısacık hayatı, 15 Mart 1970 tarihinde Yunanistan’dan gelen suikast timinin kendisini Haspolat ovalarında infaz etmesi ile sonra ermişti.  Sağlam bir EOKA’cıydı Yor...
UA-36507442-2