logo

reklam

Brüksel’den mesaj var!


twitter
Prof.Dr.Ata ATUN
ata@kk.tc

Belçika toprakları içindeki Waterloo kasabasında, 8 Haziran 1815 tarihinde yapılan ve adı İngilizce’de Waterloo savaşı, Fransızcada da Mont-Saint-Jean savaşı olarak tanımlanan savaş Avrupa’nın kaderini belirlemişti. Fransız İmparatoru Napolyon ile İngiltere-Prusya ittifakı Waterloo’da karşı karşıya gelmişti bu savaşta. Napolyon hem asker sayısı hem de teknolojik olarak çok daha üstündü ama doğa koşullarını hesaba katamamıştı savaşı başlatırken. Şiddetli yağan yağmurlar sonucunda topları çamura gömülmüş, hareket edemez hale gelmiş, ordusunun konumlandığı yer stratejik olarak daha avantajlı bir yerde olmasına rağmen savaşı kaybetmişti, Bu bir bölgesel savaştı. O güne kadar gelen savaş kavramlarının bir devamıydı. Göğüs göğüse savaş, bireyler arasında başlamış, sonra ailelere, sıçramış ve sonra da gittikçe boyut değiştirerek kabile, topluluk, boy, şehir derken devletler arasına, oradan da devlet ittifakları arasına kadar çıkmıştı zaman içinde. Her dönemde, savaş stratejileri günün koşullarına, teknolojik gelişmeye ve eldeki silah çeşidine göre değişti.

Kurtuluş savaşında Atatürk “Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.”, günümüz Türkçesi ile (Savunma bütün vatan topraklarındadır) diyerek o güne kadar süregelmiş savunma doktrinini temelinden değiştirmişti. “Düşman sizi zorlarsa veya da hatlarınızı delerse teslim olmak yok, birkaç kilometre çekilin, yeni bir mevzi kurun ve savaşa devam edin” stratejisiydi bu. Yeni bir kavram, yeni bir olgu olarak girdi savaş stratejileri içine. Zaten I. Dünya Savaşı da, Kurtuluş Savaşı da kendi başına yeni bir olguydu.

II. Dünya savaşında da o güne değin uygulanmamış farklı savaş teknikleri uygulanmıştı. Fransızların Majino hattını yapmaları, Almanların Almanya sınırlarını beton sütunlarla çepeçevre çevirmeleri gibi. Almanya bu savaşta ilk kez balistik füze kullanarak İngiltere’nin başkenti Londra’yı Almanya’dan ateşlediği roketlerle darmadağın etmişti.

Her savaşın kendine has özellikleri bulunmakla beraber, 21. yüzyılda savaş teknolojisi çok farklılaştı ve asırlar içinde oluşmuş, önce oka ve kılıca, sonra da baruta dayalı ateşli silah kökenli tüm geleneksel strateji ve teknolojileri arkasında bıraktı. 21. Yüzyıl savaşlarında daha az insan, daha çok robotlaşmış makine mantığı öne çıkarken, savaşılacak ülke uzaktan kumandalı insansız uçaklarla gözetlenerek bombalanması yoluna gidildi. Her şeyin bir antisi (karşıtı)  olduğu gibi bunun da karşıtı bulundu ve teknolojik olarak geri kalmış ülkeler, kendisine saldıran ülkenin teknolojik silahları ile baş edemeyeceğini anlayınca insan beynini silah olarak kullanmak yolunu seçti.

Sistem basit. Karmaşık duygulara sahip, duygusal yönden zayıf ve hayal güçlerinin en üst noktasında yer alan hedefe erişmeyi kendilerine yaşam ilkesi edinmiş kişileri tespit etmek ve bu kişilere canları pahasına bir görev verip hedefi yakalayacaklarına inandırmak. Uzun ve meşakkatli süren eğitim süreci sonunda kişi canlı bombaya dönüşüyor. Hayalindeki hedefe ulaşacağı için çok mutlu ve biran evvel de bu hedefe ulaşma arzusuyla yanıp tutuşuyor.

Bu aşamada yasal olarak silah kullanma hakkı olmayan, teknolojik olarak geride kalmış ülke veya örgütlere kalan, yüksek teknoloji istemeyen, uzaktan fark edilmesi çok zor olan bu silahı istenilen hedefe gönderip saldırı düzenlemek.

Terör örgütleri için yıllar önce dile getirilmiş olan “Terör örgütleri gün gelir, kendilerini besleyenleri, aynen akrebin yaptığı gibi, sokup öldürür” sözü, önümüzdeki yıllarda özellikle Avrupa ve ABD’de yaşanacak felaketlerin habercisi.

Artık savaş stratejisi değişti. Devletlerin ve orduların karşılıklı bölgesel çatışmaları yerine, masum insanların en basit ve fark edilemeyecek silahlarla öldürülmesi yönüne dönüştü. Terör örgütlerine silah satan, parasal ve siyasi güç verip arka çıkan ülkeler eninde sonunda yaptıklarını ödemeye başlayacak. Kaçış yok. Aslında Belçika’nın, AB’nin ve NATO’nun başkenti Brüksel’den bütün dünyaya verilen mesaj bu. Tabii anlayana….

Ata ATUN

25 Mart 2016

Share
272 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

2+2 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Ağlayıp âh ederdi

    25 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Ağlayıp âh ederdi Hazret-i Ebu Bekir dünyadan göçtüğünde, Cümle eshab ağlayıp, yaş döktüler o günde. Hep ağlama sesleri, kapladı ortalığı. Zira Resulullahın, O idi dert ortağı. O günlerde eshabtan, birkaç kişi geldiler. Muhterem zevcesini taziye eylediler. Ve ona dediler ki: (Hazret-i Ebu Bekri, Biz iyi tanıyoruz çoktu faziletleri. Lakin bunlardan ayrı, bizim bilmediğimiz, Varsa bazı halleri, bize söyler misiniz? Gündüz yaptığı işler, malumdur biz eshaba. Ve lakin geceleri ne yapardı acaba?) Onların bu şekilde sualine c...
  • Kürtler bağımsızlık ve tanınma istiyor, ya Biz?

    25 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    Bu referandumun yapılabilmesi için öncelikle bağımsız bir “Seçim Kurulu'nun oluşturulması olmazsa olmaz bir uluslararası kural. Bu yapılmazsa oylama “Diktatörlük” veya da “Dernek Seçimi” olarak addediliyor. Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani geçmiş aylarda yaptığı açıklamada “Kürt halkı için referandum yolu ile gelecekleri hakkında vermenin zamanı gelmiştir ve ortam da uygundur” diyerek, Kürtlerin gelecekleri konusunda karar verme zamanının geldiğini uluslararası kamuoyuna işittirmişti. DEAŞ´ın karşı çıkmasına ve IKBY b...
  • Güneş durdu yerinde

    24 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Güneş durdu yerinde Şam şehrinde medfun Evliyadan Seyyid Muslihiddin Efendi ”rahmetullahi aleyh“, bir gün Peygamber efendimiz aleyhisselamdan bahsederken şunu anlattı sevdiklerine: Peygamber efendimiz bir gün evlerinde otururken hazret-i Ali de “radıyallahü teâlâ anh” yanlarındaydı. O esnada Cebrail aleyhisselam bir vahiy getirdi. Efendimiz aleyhisselam, vahyin ağırlığından mübarek başlarını hazret-i Ali’nin dizine koydular. Vakit, ikindiyle akşam arasıydı. Ve güneş batana kadar kaldıramadılar başlarını. ...
  • Bugünün işini, yarına bırakma!

    23 Mayıs 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Bugünün işini, yarına bırakma! Buhara’da yetişen Evliyadan Seyyid Emir Burhan hazretleri “rahmetullahi aleyh“, bir gün bir gence; - Ey kıymetli oğlum! Bugün, her istediğini kolayca yapabilecek bir haldesin. Gençliğin, sıhhatin, gücün, kuvvetin, malın ve rahatlığın bir arada bulunduğu bir zamandasın, buyurdu. Sonsuz saadete kavuşturacak sebeplere yapışmayı, yarar işleri yapmayı yarına bırakma, hemen yap. Delikanlı sordu. - Ne yapmamı tavsiye edersiniz efendim? - İnsan ömrünün en iyi zamanı olan bu gençlik gün...
UA-36507442-2