logo

reklam

BOŞANMAYA İLİŞKİN KANUNİ DÜZENLEME


Av.İpek BİTER
info@ipekbiter.av.tr

Türkiye İstatistik Kurumu’nun yapmış olduğu araştırma neticesinde Türkiye’de boşanma oranının özellikle son on yılda artan bir grafik gösterdiği, son yıl yapılan tespitte ise yüzde %4,5 arttığı tespit ve ilan edilmişti. Görüldüğü üzere günümüzde birçok evlilik ne yazık ki boşanma ile sonuçlanmaktadır. Peki boşanma sebepleri nelerdir? Bu sebeplere dayanan boşanma davalarında yasal süreç nasıl işler? Biraz bilgi edinmemizde yarar var diye düşünüyorum.

ZİNA; Türk Medeni Kanunu 161. maddesi ile hüküm altına alınmıştır. Buna göre:
“Eşlerden birisi zina ederse diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrendiği tarihten itibaren altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.”

 

Zina, kişinin bilerek ve isteyerek kendi irade serbestîsi ile karşı cinsten biri ile bir defa dahi olsa cinsel ilişkide bulunmuş olmasıdır. Zina mutlak boşanma nedenidir. Bu nedenle “zina” nedeniyle boşanma davası açan kişi, davası reddedilmiş olsa bile sonrasında evlilik birliğinin sarsılması nedeni ile boşanma davası açabilecektir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrendiği tarihten itibaren altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Süre, zinanın tek bir eylem halinde olması durumunda olay tarihinden itibaren, devam eden zina ilişkisinde ise en son eylemin yani cinsel ilişkinin gerçekleştiği tarihten itibaren başlar. Buradaki süreler hak düşürücü süreler olduğundan hâkim sürelere uyulup uyulmadığını kendiliğinden gözetmektedir. Zina eylemini affeden kişinin dava hakkı yoktur. Önemle belirtmek gerekmektedir ki; burada sözü edilen af, açık olabileceği gibi zımni (örtülü) de olabilir. Zina davasında, ispat yükü genel kural gereğince davacıdadır. Ancak zina için olayın suçüstü olması gerekmez, zina yapıldığına dair kuvvetli delil ve emarelerin olması halinde tarafların zina yaptığı kabul edilir.

 

HAYATA KAST, PEK KÖTÜ VE ONUR KIRICI DAVRANIŞ; Türk Medeni Kanunu 162. maddesi ile hüküm altına alınmıştır. Buna göre: “Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.”

Hayata kast, eşlerden biri tarafından diğerini öldürmek amacı ile yapılmış davranışlardır. Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış mutlak boşanma sebeplerindedir. Kasta dayanmayan davranışlar dikkate alınmadığı gibi öldürme tehdidi de hayata kast sayılmamaktadır. Ayrıca eş dışındaki kişilere örneğin, eşin anne, baba veya kardeşlerine yönelen bu tarz eylemler TMK. 162. madde kapsamında değil, “suç işleme” veya “genel geçimsizlik sebebi” kapsamında değerlendirilmektedir. Pek kötü veya onur kırıcı davranış nedeniyle boşanmaya karar verilebilmesi hususu, eşlerin sosyal, kültürel ve eğitim durumları ile yaşadıkları çevre, yöresel davranış biçimleri, örf ve adetler dikkate alınarak hâkim tarafından takdir edilecektir.


SUÇ İŞLEME VE HAYSİYETSİZ YAŞAM SÜRME; Türk Medeni Kanunu 162. maddesi ile hüküm altına alınmıştır. Buna göre: “Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir.”

Her ne kadar söz konusu maddede “küçük düşürücü suç”un tanımı yapılmamışsa da 1982 Anayasası 76. maddesi altında düzenlenen “Milletvekili Seçilme Yeterliliği”nde bu suçlar tahdidi olarak sayılmıştır. Şöyle ki;“taksirli suçlar hariç toplam bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar; zimmet, ihtilâs, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlarla, kaçakçılık, resmî ihale ve alım satımlarına fesat karıştırma, devlet sırlarını açığa vurma, terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçları”. Maddedeki bu kavram hem yüz kızartıcı hem de bu nitelikte olmayan diğer cürümleri kapsamaktadır. Bu şekilde bir suç işleyen eşin ceza kovuşturmasına uğraması da şart değildir. Bu suçlardan birinin evlilik birliği devam ederken işlenmiş olması ve birlikte hayat sürmenin çekilmez olması yeterlidir.


Haysiyetsiz hayat sürmede ise toplumun değer yargıları ile bağdaşmayan, toplumca hoş görülmeyen ve ayıplanan davranış içerisinde olmak ve bu davranışların devamlılık arz etmesi gerekmektedir. Her iki suç nedeni ile kanunda hak düşürücü süre öngörülmediğinden bu sebeplerden herhangi bir ile her zaman boşanma davası açılabilecektir.

TERK; Türk Medeni Kanunu 164. maddesi ile hüküm altına alınmıştır. Buna göre: “Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi halinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilan yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.”

Terk edilen eş boşanma davası açmadan önce Aile Mahkemesine başvurarak ihtar talep etmelidir. İhtar talep edebilmek için terk edildiği tarihten itibaren en az 4 ayın tamamlanmış olması gerekir. Aile mahkemesi terk eden eşe ortak konuta dönmesi için iki aylık süre verir, adresi tüm aramalara rağmen tespit edilemeyen eşe ihtarname ilanen yapılacaktır. İlanen tebliğ son ilan tarihinden itibaren 15 gün sonra yapılmış sayılır. İhtarnamede davet edilen konutun adresi bildirilmeli, konut açık olmalı ve konuta girişin temini sağlanmalıdır. Ayrıca kişi davet edildiğinde, davet edildiği adrese göre yol gidiş ve her ihtimale karşılık dönüş masraflarında karşılanması gerekmektedir. Terk edilen eş baştaki 4 ay ve ihtarnamenin tebliğinden itibaren 2 ay olmak üzere, toplam 6 ay eve dönmediği takdirde terk nedeni ile boşanma davası açabilecektir.

AKIL HASTALIĞI; Türk Medeni Kanunu 165. maddesi ile hüküm altına alınmıştır. Buna göre: “Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hale gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir.”

Akıl Hastalığı nedeniyle boşanma davası açma imkânı sağlıklı eşe verilmiştir. Açılan bir davada gerek dava ve gerekse taraf ehliyeti kamu düzeni ile ilgili olduğundan hâkim tarafından kendiliğinden dikkate alınacaktır. Dava akıl hastası olduğu iddia edilen eşe yöneltilir. Davaya bakan mahkeme akıl hastası olduğu iddia edilen davalı durumundaki eşe kanuni temsilci tayin edilmek üzere Sulh Hukuk Mahkemesine yazı yazacak ve bu durum bekletici mesele yapılacaktır. Ayrıca daha önce kısıtlanarak kendisine vasi tayin edilmiş olan eşin kanuni temsilcisi, davacı veya davalı olsun duruşmalarda temsilcisi olduğu eşi temsil edebilmesi için Sulh Hukuk Mahkemesi hâkiminden izin almalıdır.

EVLİLİK BİRLİĞİNİN SARSILMASI; Türk Medeni Kanunu 166/1. maddesi ile hüküm altına alınmıştır. Buna göre: “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.”

Bu nedenle açılacak davada evlilik birliğini temelinden sarsan olayların sabit olması ve bu olayların iddia eden tarafça kanıtlanması gerekmektedir. Aksi takdirde açılan davanın reddi doğrultusunda hüküm tesis edilecektir. Kanun 166. maddenin 2. fıkrasında “Açılan Davaya İtiraz ve Hakkın Kötüye Kullanılması” hususunu düzenlemiştir. Buna göre: “Yukarıdaki fıkrada belirtilen hallerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.”

ANLAŞMALI BOŞANMA; Türk Medeni Kanunu 166/3. maddesi ile hüküm altına alınmıştır. Buna göre: “Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu halde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü halinde boşanmaya hükmolunur. Bu halde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.”

Anlaşmalı boşanma davasında, ilgili madde gereğince taraflar aynı dilekçe ile müracaat ederse; hem davacı hem de davalı sıfatına haizdirler. Anlaşmalı boşanma davasında, taraflar bir konuda dahi anlaşamamışlarsa hâkim anlaşmalı boşanmaya karar veremeyecektir. Davada taraflar boşanmanın mali sonuçları hakkında üzerinde anlaştıkları anlaşma metnini mahkemeye sunabilecekleri gibi, yapılan anlaşma duruşma tutanağa geçirilerek altını imzalayabileceklerdir.

ORTAK HAYATIN YENİDEN KURULAMAMASI SEBEBİ İLE BOŞANMA; Türk Medeni Kanunu 166/4. maddesi ile hüküm altına alınmıştır. Buna göre: “Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi halinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.”

İlgili maddede belirtilen koşulların gerçekleşmesi halinde eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilecektir. Böylece Kanun Koyucu önceki davadaki sıfatlarına, haklı ya da haksız olmalarına bakılmaksızın eşlerin her ikisine de davacı olabilme sıfatı tanımıştır. Ayrıca açılan dava feragat nedeniyle reddedilmiş olsa dahi ret kararının kesinleşmesinden itibaren 3 yıl içerisinde taraflar bir araya gelemediklerinden boşanmaya karar verileceği Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 1995/2-138 Esas ve 1995/384 Karar sayılı ilamıyla hüküm altına alınmıştır:
“Feragat ve kabul, kesin hükmün hukuki neticelerini hasıl eder. Feragat beyan tarihinde hukuki sonucunu doğurur. Feragat üzerine verilen kararın taraflara tebliği suretiyle şekli kesinleşmesini beklemeye gerek yoktur. Tarafların önce görülen ve feragat nedeniyle red edilen davanın kesinleşmesinden itibaren yaşamlarını fiilen ayrı sürdürdükleri ve 3 yıl bir araya gelmedikleri sübuta erdiğinden, boşanmaya karar verilmesi gerekir.”

Boşanma davaları gerek biz avukatlar için, gerekse karar mercii olan hakimler için dipsiz birer kuyu, her dava ayrı bir senaryoya konu olabilecek cinsten. Karşılaştığımız çeşitli olayları, yukarıda izah ettiğim kurumlar kapsamında değerlendirip iddiada bulunuyor, savunma yapıyor, karar veriyoruz. Boşanma davalarını bizler genellikle anlaşmalı-çekişmeli şeklinde ayırt etmekteyiz. Anlaşmalı boşanmalar çok daha sakin ve hızlı bir süreç seyrederken çekişmeli boşanmalar oldukça yıpratıcı ve uzun bir süreci beraberinde getiriyor. Bu nedenle yazımı boşanma sürecinde olan müvekkillerime her zaman söylediğim bir sözle sonlandırmak istiyorum: “EN KÖTÜ ANLAŞMA DAHİ EN İYİ KARARDAN İYİDİR.”

Share
763 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

3+8 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Şükretmek

    23 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Aleyhissalatü vesselam Efendimiz buyurdular: “Gökyüzüne baktım ve dua ettim. Gök kapıları açıldı. Cebrail (as) nurlara bürünmüş olduğu halde nazil oldu. Dedi: “Sana Cenab-ı Hak’tan selam ve tahiyye ve ikram hediye getirdim.” Ben ta’zimen selamlarını aldım. Cebrail (as) buyurdular: “Üzerinden şu zırhı çıkar, bu duayı oku. Bu duayı üzerinde taşır ve okursan zırhtan daha büyük te’siri vardır.” Peygamber (asm), Cibril-i Emin’e sordu: “Bu duanın te’siri ve hassası yalnız bana mıdır? Yoksa ümmetime de şamil midir? ...
  • CHP’Lİ KARDEŞİM ANLAŞILMIYOR MU? BİZ NİYE‘EVET’ DEMELİYİZ?

    23 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    VATAN,MİLLET,BAYRAK SEVDALISI CHP'Lİ KARDEŞİM ANLAŞILMIYOR MU? BİZ NİYE‘EVET’ DEMELİYİZ? Milletin verdiği mesajı almamakta, anlamamakta direnen kimileri de girdikleri çıkmaz sokaktan bir türlü çıkamıyorlar. Ana muhalefet demeye bin şahit isteyen CHP'nin durumu bir taraftan trajik, bir taraftan komik. Parti mi, Bremen mızıkacıları mı belli değil. Her kafadan ayrı bir ses çıkıyor Yalan üretmekte mahir olanlar ülke meselelilerin sahiplenmek yerine ‘HAYIR’ çetesine katılmayı matah bilip teröre-emperyalizme göz kırpmaktan vaaz geçmiyorlar. 'Ha...
  • ASLINDA HEPİMİZİN DÖRT EŞİ VAR

    22 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    ASLINDA HEPİMİZİN DÖRT EŞİ VAR Bir zamanlar büyük ve güçlü bir ülkeyi yöneten bir kral ve dört eşi varmış. Kral en çok dördüncü eşini sever, bir dediğini iki etmez, herşeyin en güzelini ve en iyisini ona verirmiş. Kral üçüncü eşini de çok severmiş. Bu güzelliğin bir gün kendisini terk edebileceğinden korktuğu için onu çok kıskanır ve üzerine titrermiş. Kral ikinci eşini de çok severmiş. Kendisine karşı her zaman iyi ve sabırlı davranan eşi, ne zaman bir derdi olsa daima onu yanında bulunur, sorunun çözümünde ona destek verirmiş. Kraliçe ...
  • Yapılan Köprüler “Deli Dumrul” Köprüsü mü? (!)

    21 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET, SÜRMANŞET

    Hani bir hikâye vardır; zamanın birinde Deli Dumrul isminde biri, bir akarsuyun üzerine köprü yaptırır ve bu köprüden geçenden 5 akçe, geçmeyenden de döve döve zorla 10 akçe alırmış. Şimdi de birileri; “yapılan köprüler gereksiz, zarar ediyor, geçmediğimiz köprünün parasını ödüyoruz, bunlar Deli Dumrul köprüsü” gibi ifadeler kullanmakta… Daha önce Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim Köprüleri için yapılan bu trajı-komik eleştiriler, şimdi de geçtiğimiz günlerde temeli atılan “Çanakkale 1915 Köprüsü” için dile getirilmekte... Yap İşlet Devret...
UA-36507442-2