logo

BOŞANMA ORANLARI ARTIYOR


Orhan ARSLAN
orhanarslanmatoglu@hotmail.com
BOŞANMA ORANLARI ARTIYOR

Resmi makamların, boşanma ile ilgili açıkladıkları rakamlar ürkütücü. İrkilmemek elde değil. En çarpıcı olanı; yeni yapılan evliliklerde; boşanma oranının daha yüksek olmasıdır.

  Ülkemizin yüzlerce meselesinden halledilmesi gereken, tedbir alınması gereken, sorunların başını, bana göre; Aile kavramının çöküşü ve yıpranması oluşturmalıdır. Korunması gereken en önemli kurumdur. Devletin para politikaları, eğitim politikaları kadar önemlidir. Bu kurumun yıpranmasının sonucunda ortaya çıkacak negatif durumlar senelerce devam edecek sorunlar yumağının oluşturmaktadır. Günübirlik politikalar gibi olaya bakılmamalıdır. Orta ve uzun vadede bu kurumun korunması için; Devlet eli ile, alınması gereken tüm tedbirler zaman geçirilmeden alınmalıdır. Anne, Baba ve çocukların bir arada mutlu ve sorunsuz bir şekilde hayatlarını devam ettirdikleri çekirdek Aile yapısı  açısından önemlidir.
Sene boyunca,  şekilcilikle ifade edilen, sadece işin şölen ve şov tarafı öne çıkarılan, kutlama günlerinin; çoğu kez anlam ve önemi dahi anlatılmadan, gün biter. Kadınlar günü; bu günlerden bir tanesidir. Sorunsuz bir ailenin temel taşı olan kadına, gerçek değerinin verilmesi için; fırsat olmalıdır. Ailenin temel direği olan kadın; sadece bir günle ifade edilen kutlamaların ana teması olmamalıdır. Yıl boyu, her gün; o mana ve önemi öne çıkan konumunu, korumak zorundadır. Yoksa; kadınla birlikte, perişan olan ailelerin, hikayelerini, dinlemeye devam edeceğiz. Haber kanallarının içini dolduran, üçüncü sayfa haberlerini izleyeceğiz.
Ailenin temelini korumak; toplumun tüm katmanlarının ana görevi olması gerekir. Ancak, başta görsel medya olmak üzere; Ailenin temel taşlarını yerinden oynatacak; ne kadar yıpratıcı, ahlakı zedeleyici, temelini sarsan programlar varsa; TV ler de boy gösteriyor.  Üstelik, aynı TV ler, kadın gününü kutlamak adına; şovlar yapıyorlar.  Ahlak açısından, insan ilişkilerini yok eden davranışları açısından; Ailenin temelini sarsan bu yapımlar; acilen yayınlardan kaldırılmalıdır. Bu sahada; kuvvetli bir denetim sağlanmalıdır. Gerekirse; cezayı yaptırımlar, uygulanabilir.
Gençlerimizin, toplum içerisinde veya dışında; toplumun genel ahlak anlayışına uymayacak şekilde davranmaları, görünüşte bir özgürlüğü kullanmak, gibi algılanabilir. Ancak, bir şeyi hatırlatmakta fayda vardır. Ceza yasasında bile; 18 yaş altı uygulamaları farklıdır. O nedenle; daha o yaşta, yeteri kadar birbirlerini  karşı cins olarak tanımak adına, bilgileri bile tartışılırken, onların özgür bir şekilde kontrolsüz hareketleri, herkesin gözü önünde yapması ne kadar doğrudur? Bunun böyle devam etmesinin, sağlıklı Aile oluşması açısından; kar ve zararları nelerdir? tartışılmalıdır. Geniş alanlarda tartışılarak, bir sonuç ortaya çıkması gerekir. Hadi 18 yaş sonrası özgürüm, diyen insanlara,  yapacakları o tür davranışlardan dolayı, görünen o ki; ne resmen, ne de ahlaki yaptırım olarak, yapacak bir şey yoktur. 18 Yaş altı çocukların, her türlü tehlikelerden korunması, Anayasa hakkı değil midir? Hem o kontrolsüz hareketleri yapanlar açısından, hem de onların bu yaptıklarını takip eden gençler açısından sıkıntılı bir durumdur. O nedenle ahlaki eğitimin alt yapısını oluşturan; tüm değer yargılarımıza sahip çıkmalıyız.
Devletin yaptığı araştırmalar göstermektedir ki; son yıllarda yapılan evlenmelerin bazıları çok yakın seneler içerisinde boşanma ile sonuçlanmaktadır. Boşanma oranı gün geçtikçe de çoğalmaktadır. Boşanmalar, neticesinde dağılan yuvalar arkasında hele, hele çocuklu aileler ise; bir sorunlar yumağının ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Devletin yetkili kurumları boşanma oranlarının bu kadar yükselmesini araştırmalıdır. Çıkan sonuçlara göre, alınacak tedbirler ortaya konmalıdır. Aile saadetinin ve iç dayanışmasının daha  kuvvetli hale gelmesi için, yapılması gereken: Devlet eli olanların, hemen yapılması için çabalar sarf edilmelidir. Devletin Dini ve sosyolojik açıdan Aile yapılanmasını güçlendirecek planlar geliştirmesi gerekmektedir. Doğal olarak; Bir Aile için geçerli olan geçim standartları belirlenerek, O ailenin kimselere muhtaç olmadan hayatlarını devam ettirecekleri ortamın hazırlanması şarttır.
Bugün için, bize çok pahalı yatırımlar gibi görünen bu durumların gerçekleşen boşanmalar neticesinde; hem iki tarafa, hem de Devlete ne kadar pahalıya     mal olduğunu söylememe gerek yoktur. Bir de bu işin boşanma sonrası bile, devam eden tatsızlıkları ve olumsuzlukları vardır ki; onların zaten maddiyat ile ölçülmesi çok daha zordur. Anne ve Baba arasında kalan çocuk veya çocukların durumu da işin ayrı bir yanıdır. Onların tekrardan sağlıklı birer birey olarak topluma kazandırılması veya en azından, Anne ve Babasının boşanmasından meydana gelen ortamdaki olumsuzlukları, travmaları,  atlatması da gayet zor olsa gerektir.
Burada önemli olan Aile bütünlüğünün boşanma safhasına gelmeden daha huzurlu, daha birbirleri ile barışık, mutlu ve sorumluluğunu bilen bir durumda hayatlarını devam ettirmeleridir. Böyle sorunsuz bir Aile yapılanmasını korumak için; Devlet kendi tarafına düşen hem Maddi, hem Manevi tedbirleri almak zorundadır.  Evlilik öncesi ilişkilerin kontrol edilememesi, evlenme gerçekleşmediği için; insanların karşı tarafa açık vermemek adına; gereken özeni göstererek, bazı gerçeklerini ve eksikliklerini saklama isteği de; ilerideki zamanlardaki olumsuzlukları körüklemektedir.  Bu manada gerçeklik adına; birbirlerini bu sahtekar davranışlar yüzünden, yeteri kadar tanımadan evlenmeleri, yahut aşırı derecede birbirlerine güvenerek, evliliği gerçekleştirmeleridir. Evlenme işlemi gerçekleştikten sonra; gerçek kişiliğine bürünen insanların hal ve hareketlerinin değiştiğinin ifade edilmesi de; en büyük ayrılık sebebi olarak görülmektedir. Kısacası insanlar evilik önce ilişkilerinde birbirlerini kandırmaktadırlar. Sahte ve yalana dayalı bir ortam oluşmaktadır. Aynen sanal alem gibi.
Gelecek nesillerin, Ailelerini oluşturacak yeni evlenecek gençlerin yetişmesin de ise; şu andaki Anne ve Babalara önemli görevler düşmektedir. Öncelikli hedef Aile kavramının kutsallığıdır. Onun neden korunması ve devam ettirilmesi gerektiğinin beyinlere, çeşitli bilgilerle yerleştirilmesidir. Bu alanda gençlerin alacağı Dini eğitimin, İnsanları tanıma adına yapılacak ve yaşanacak tecrübelerin çok önemi vardır. İnsan davranışını en güçlü hale getirecek değer yargıları ile beslenmiş bir yapılanma aynı anlamda önemlidir. İşte bu bilgi ve tecrübelerle, öncelikle şu anda yaşadığı Anne ve Babasının ve kardeşlerinin birlikte paylaştığı, Ailenin güçlü ve dayanışma içerisinde olan, bir Aile yapısı olması gerekmektedir. Orada yaşanan mutluluklar, her şeyi paylaşma, hayatın acı ve tatlı yanlarında birbirine dayanışma, keder ve kaderde ortak tavır alma v.b. gibi davranış biçimlerinin, en güzel öğrenildiği yerler öncelikle yaşadıkları ve büyüdükleri kendi Aileleridir. Şunu da unutmamak gerekir. Aile tamamen bir hayattır, gerçektir. Sorumlulukları olan, hayalcilikten uzak   karşılıklı olarak birbirine güvenme ve birbirini taşıma özelliği bulunmalıdır. Her şey ortaktır. Bu sorumluluğu anlayan gençler daha başarılı olmaktadır. Aileyi meydana getiren eşler; bir elmanın yarısı gibidir. Ancak, ikisi birbirini tamamlar. Mutluluk kaynağı, sığınılacak yer, dayanışmanın zirvesi; Aile, demektir.
Tam tersine; bunlardan uzak, vurdumduymaz, kendi başına buyruk, sorumluluk taşımayan, evlenmeyi, oyun ve eğlence zanneden gençler aldanmaktadırlar. Aile, hiçbir zaman; çoğu zamanı, birbirlerini kandırmaya yönelik veya bir takım eksikliklerin, noksanlıkların saklanarak gizlendiği arkadaşlık ve flört dönemlerine benzemez. İnsanların, tüm gerçekliği ile; birbirlerini  yeteri kadar, tanıdıkları; şeffaf bir yapı olmalıdır.  Eğer, gizleme, eksiklikleri saklama, gibi yanlış ve hatalı davranışlar; seneler boyu devam ederse; mutluluk ve huzur biraz, zor bulunur.  İlişkilerdeki; yalancılık, sahtekarlık, çelişkili davranışlar gibi özellikler öne çıktığı zaman;  İşte asıl problem orada çıkmaktadır. Ondan sonra; her iki tarafın, karşılıklı suçlamalar olayı boşanmaya kadar getirmektedir.
Acil şekilde bir Aile araştırma kurumları oluşturulmalıdır. Gelecek nesillerimizin sorunlarla boğuşan; kendi içerisinde mutlu olamayan nesiller olmaktan kurtarmalıyız. Daha vahim sonuçlar ortaya çıkmadan tedbir almamız gerekmektedir. Kadını korumaya yönelik, yasaların yanında; acil olarak Aileyi koruyan, devamlılığını sağlayan yasaların da çıkarılması gerekmektedir… Geçen zaman geç olabilir…
Aile, bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Olaya öyle bakarsak; daha iyi ve güzel sonuçlar alabiliriz…

Share
257 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

4+1 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
  • “Ayaq səsləri”- hər kəsin həyatından bir pay…

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

        “Ayaq səsləri” adlı psixoloji romanın bəlkədə müəllifdən sonra oxuduğu ilk insanam. Roman digər romanlardan fərqli olaraq öz həyat hekayəsi ilə fərqlənir. Hər şey elə müəllifin qeyd etdiyi” Məqsədə çatmaq üçün hər şeyə hazır olmalısan”, kəlməsindən başlayır desəm yanılmaram. Həyatın hər bir üzüylə zaman keçdikcə tanış oluruq. Ən çətin omür fəslimiz qocalıqdır desək yəqinki, bir çoxları məndən inciməz. Bir qadına aşiq olub,onu ömrünün sonuna kimi gözləmək hər sevənin həddi deyil. Elə ordaca illər əvvəl söz verdiyi skmayada əyləşm...
UA-36507442-2