logo

BİR TUĞLA DA SEN KOY


facebook
Müslüm AKTÜRK
muslumakturk@hotmail.com

Şeyh Edebali’nin, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’ye verdiği önemli öğütlerden biri de, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” oldu. Edebali, bu vecize ile devletin ve yöneticilerin halka hizmet için var olduklarını hatırlatmaktadır.

Ancak gün, artık her şeyi devletten bekleme günü değildir. Devletin yaşaması için insanları da yaşatmak amacıyla vakıflara, derneklere hatta maddi durumu iyi olan herkese görev düşmektedir.

“İnsanı yaşat” demekteki kastı “yiyecek ver karnını doyur” anlamıyla dar çerçeveye sıkıştırmamak gerekir. Bireyi “eğitimli” yetişen devletle, vatandaşı “kıt kanaat” geçinen devlet aynı kefeye konulamaz. Birinci şıktaki devletlerde refah düzeyi daha iyidir. İlim, bilim daha gelişmiştir. Yaşam standartları daha yüksektir. Haliyle bu devletlerde yaşayan toplumlar daha sağlıklı, daha mutlu ve daha huzurlulardır. Bunun için, özellikle gençlerimizin eğitimine çok önem vermeliyiz…

ÖVÜNMEK YETERLİ DEĞİL

MAÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Ağırakça,  MAREV Bakırköy Şubesi’nin, Crowne Plaza Otel’de gerçekleştirdiği 3. Geleneksel Brunch’ında bu konuyu esprili bir örnekle dile getirdi.  Hemşerilerinin ikramı sevdiklerini, 500 kişilik yemeği gözlerini kırpmadan verebileceğini belirten Prof. Dr. Ağırakça, ancak konu üniversiteye yardım olunca kimsenin elini cebine sokmadığından yakındı.  İstanbul’daki işadamlarını doğup büyüdükleri memleketlerine yatırım yapmaya davet eden Sayın Ağırakça, “İstanbul’da oturup memleketleriyle övünmek yeterli değil. Gelin kentinize yatırım yapın, bir tuğla da siz koyun, gelecek nesiller sizinle gurur duysun” çağrısında bulundu.  

Ağırakça, sıradan bir rektör değil. Göreve başlayalı henüz iki yıl bile olmadı fakat dünya çapında iki ödüle layık görüldü.

Merkezi İngiltere’nin Oxford kentinde bulunan Uluslararası Liderlik Kulübü (ICL) ile Avrupa Rektörler Kulübü (CRE)’nün ortaklaşa yönettiği Avrupa İş Kurulu (EBA) tarafından, ‘Yılın En İyi Rektörü’ ödülüne uygun görüldüğü için Uluslararası Socrates Ödülü’nü alan Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Ağırakça, geçtiğimiz günlerde de İsviçre’de bulunan bir kuruluşun “Hızlı üreten, hızlı hareket eden” kurumlara verilen ödülünü almaya hak kazandı…

UZAKTAN AHKAM KESMEK

Bu ödüller “ısmarlama” yada “kendin pişir kendin ye” cinsinden ödülleri değil. Gerçek hizmet ve gerçek irade, beceri karşılığında alınan ödüller. Bu nedenle Ağırakça Hocamızın uyarıları kesinlikle dikkate alınmalı. Kimse uzaktan ahkam kesmemeli. “Şu eksik, bu eksik, memleketin suyu çıkmış, çivisi çıkmış, bilmem ne olmuş” gibi eleştiriler getirmek yerine memleket için yapılan hizmete bir tuğla koyabilmeli…

Aslında Prof. Dr. Ağırakça’nın, “Gözünü kırpmadan seve seve 5 bin liralık yemek yedirme cömertliği gösterenlerin, 500 lira eğitime katkıda bulunmaktan kaçtığı” benzetmesi maalesef çeşitli illerimize ait birçok insanımız için geçerli.  Bazı insanların psikolojisi mi bozuk ne; adam beş yıldızlı otellerde tatil yapar, altındaki lüks aracıyla dünyanın yakıtını harcar ama bir satıcıyla birkaç liranın pazarlığına tutuşur. Zaten o tip insanlardan sanırım Sayın Hocamızın da bir talebi yoktur…

KALKINMANIN TEMELİ EĞİTİM

Ama gönlü memleket sevgisiyle yanıp tutuşan işadamlarımızla şunları paylaşabiliriz: Kefenin cebi yok! İstediğimiz kadar birikim yapalım servetimizin milimini bile mezara götürme imkanımız yok, ayrıca mezarımızı altın da doldursalar hiçbir işimize yaramaz. O halde yaşıyor iken, kendi irademizle, gönlümüzden koptuğu kadar memleketimize karşı cömert olalım. “Bir tuğladan bir şey olmaz” demeyelim, o bir tuğlalar bakmışız ki bir ev olmuş, sonra fakülte, daha sonra da bir üniversite haline gelmiş…

Unutmayalım ki; kalkınmanın temeli eğitimden geçer. Eğitimin temeli ise eğitim kurumlarından.

Sözün özü; MAÜ Rektörü Sayın Ahmet Ağırakça Hocamıza biz de aynen katılıyor, gücü yeten herkese “Memleketin için bir tuğla da sen koy” çağrısında bulunuyoruz…

Share
448 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

10+10 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
  • “Ayaq səsləri”- hər kəsin həyatından bir pay…

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

        “Ayaq səsləri” adlı psixoloji romanın bəlkədə müəllifdən sonra oxuduğu ilk insanam. Roman digər romanlardan fərqli olaraq öz həyat hekayəsi ilə fərqlənir. Hər şey elə müəllifin qeyd etdiyi” Məqsədə çatmaq üçün hər şeyə hazır olmalısan”, kəlməsindən başlayır desəm yanılmaram. Həyatın hər bir üzüylə zaman keçdikcə tanış oluruq. Ən çətin omür fəslimiz qocalıqdır desək yəqinki, bir çoxları məndən inciməz. Bir qadına aşiq olub,onu ömrünün sonuna kimi gözləmək hər sevənin həddi deyil. Elə ordaca illər əvvəl söz verdiyi skmayada əyləşm...
UA-36507442-2