logo

Berimene re skilos (1)


twitter
Prof.Dr.Ata ATUN
ata@kk.tc

1974 öncesinde, Rumların mutlak hakimi oldukları Kıbrıs’ta yaşamımı sürdürürken, Rum kişi ve bürokratlardan sıklıkla duyduğum bir cümleydi bu (bekle be it). Çocukluğumuzda “skilosgagi” (küçük it) idik,  Rum çocuklar bize öyle hitap ederlerdi, büyüyünce de “skilos”a (it) terfi ettik hep birlikte, “gagi”si kaldırıldı.

Bana kim olduğumu ve nerede yaşadığımı hatırlatan 2 buçuk kelimelik bu cümleyi çok sık duyardım Rumlardan, özellikle de Rum bürokratlardan. Daha doğrusu ister devlet dairesi olsun, ister Belediye veya da şantiye, tümü böyle hitap ederlerdi Kıbrıslı Türklere. Randevu almış olsanız bile, saatinde gitmenize rağmen önce bu hitabı duyar sonra da saatlerce bekletilirdiniz. Herkes gelir, işi olur biter giderdi ama sizin işiniz yapılmaz ve hep sona bırakılırdınız, çoğu zamanda ertesi güne veya da ertesi haftaya veya da adı konmamış çok uzaktaki bir tarihe.

“Skilos” kelimesini ilk kez, ne tesadüftür, Makarios’tan duymuştum.

1960’lı yılların ilk başlarıydı ve İngiliz Sömürge dönemi de son aylarını yaşamaktaydı. Makarios, 1959’un Aralık ayında yoğun bir şeçim propagandası ve faaliyetinden sonra rakibi, solcuların lideri Yorgo Klerides’i ezip geçmiş, 1960 yılının Ağustos ayında ilan edilecek Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı seçilmişti. Sanki de Kıbrıslı Rumların Kralıydı. Kıbrıslı Rumlar kendisine tapıyorlardı ve ne derse, ne isterse anında yapıyorlardı. Her gittiği yerde etrafında büyük bir kalabalık vardı… Hem kendisine tezahüratta bulunuyor, hem de sıraya girip elini öpüyorlardı.

Babam, nurlar içinde yatsın, Prof. Dr. Hakkı Atun, o yıl Lefkoşa’da, Veteriner Dairesi ile Lefkoşa Genel Hastanesinin laboratuvarında yoğun bir araştırma yapmaktaydı. İnsanlara ve hayvanlara musallat olan bir mikrobu teşhis etmeye ve sınıflamaya çalışıyordu. O dönemde Lefkoşa Genel Hastanesi Kan Bankası Müdiresi rahmetlik Melahat Hulusi (Melahat Hacıburgul) hanımla da Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların kan grupları üzerinde ortak bir çalışma da yapmaktaydı. Sonradan yayınladığı makalesinde Kıbrıslı Rumların kan grubunun Kıbrıslı Türklerle ve Anadolu insanı ile aynı olduğu, (Yunanistan’da yaşayan) Yunanlıların ise çok farklı bir kan grubundan oldukları bulgusunu ortaya koymuştu. Makale yayınlanınca bu sonucu gören Kıbrıslı Rumlar çılgına dönmüştü.

Günümüzde Lefkoşa Surlar içinde Turizm Bakanlığının bulunduğu binada eğitim veren Bayraktar Ortaokulundaki dersler bitince bisikletime biner, ya dosdoğru Küçük Kaymaklı’daki evimize giderdim ya da nüfusunun çok büyük bir kısmını Rumların oluşturduğu bölgede yer alan babamın yöneticisi olduğu laboratuvara… Babam mesleğinde çok iyi olduğundan ve uluslararası tanınmışlığından dolayı, İngilizler kendisini adaya geri dönmesi için binbir zorlukla ikna etmişler, laboratuvarın da başına koymuşlardı. Babama verdikleri maaşı, Kıbrıs’ın o dönemdeki İngiliz Valisi Sir Hugh Foot’a dahi veriyorlar mıydı, emin değilim.

O gün dersten çıkınca, babası bir ayakkabıcı ustası olan sınıf arkadaşım Aydın’la birlikte amcasının yattığı Lefkoşa Genel Hastanesine gitmeye karar verdik. O amcasına gidecekti, ben de babama. Bisikletlerimize bindik, Selimiye camisinin yanından geçip, Arasta’ya daldık. Önce

Ermu caddesine girdik, oradan da sanırım bir Ermeni olan Lokmacının yanından da Ledra sokağına büktük. O dönem Ledra sokağının adı “Uzun Yol”du. Uzun Yol’u boydan boya geçerek meydana gelince sağa döndük. O dönemin en meşhur oteli olan Regina Otel, Palmiyelerin yer aldığı sokağın üzerindeydi ve önünde de hep açık saçık giyinen kadınlar dururdu. Tam karşı sağ çaprazında da, sonradan adada yaşanan tüm felaketlerin kaynağı olacak olan Polis merkezi yer almaktaydı.

(Devam edecek…)

Ata ATUN

15 Şubat 2016

Share
225 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

3+5 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
  • “Ayaq səsləri”- hər kəsin həyatından bir pay…

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

        “Ayaq səsləri” adlı psixoloji romanın bəlkədə müəllifdən sonra oxuduğu ilk insanam. Roman digər romanlardan fərqli olaraq öz həyat hekayəsi ilə fərqlənir. Hər şey elə müəllifin qeyd etdiyi” Məqsədə çatmaq üçün hər şeyə hazır olmalısan”, kəlməsindən başlayır desəm yanılmaram. Həyatın hər bir üzüylə zaman keçdikcə tanış oluruq. Ən çətin omür fəslimiz qocalıqdır desək yəqinki, bir çoxları məndən inciməz. Bir qadına aşiq olub,onu ömrünün sonuna kimi gözləmək hər sevənin həddi deyil. Elə ordaca illər əvvəl söz verdiyi skmayada əyləşm...
UA-36507442-2