logo

reklam

Bayram Hatıralarım


twitter
Prof.Dr.Ata ATUN
ata@kk.tc

Bütün okuyucularımın RAMAZAN BAYRAMI’nı, halkımızın arasındaki diğer adıyla da ŞEKER BAYRAMI’nı kalben kutlarım. Herkese sağlık, mutluluk ve başarılar dolu nice bayramlara vesile olsun bu güzel bayramımız.

Bayram deyince aklıma, II. Dünya Savaşı’nın yoklukları ve sıkıntılarının azalmış olsa da hala daha uzantılarının kırıntılarının devam ettiği 1950’li yıllardaki bayramlar geliyor.

Bayramlarla ilgili hatıralarım içindeki ilk izler, biraz bulanık da olsa, el öpüp dönemin madeni paraları olan kuruş, yarım şilin, çifte şilin ve annemle babamdan aldığım kağıt mavi beş şilinler…

İkinci ama çok net hatıra da, köyde, (Ergazi) rahmetli Tevfik amcamın evinin avlusunda kurulmuş çok büyük ve çok uzun bir sofra. Üzeri rahmetli Pembe yengem ve rahmetli Emine yengemin kendi elleri ile yaptıkları bin bir çeşit yemeklerle dolu davetkar sofra… Mis gibi yemeklerin ve taş fırında sabahın erken saatlerinde pişirilmiş ekmeklerin, çöreklerin ve pilavunaların kokusu sokaklara kadar yayılırdı.

En büyükten başlamak üzere, başta Karpaz’ın Hoc a efendisi Rifat dedem ile Ayşe nenem olmak üzere, amcalarım, yengelerim ve yeğenlerim, büyükten küçüğe giden bir düzenle toplaşırdık sofranın etrafına.

Bayram şayet yaza denk gelmişse, yemek sonrası arabalara doluşur, doğru boğaza denize girmeye giderdik. Bayram İlkbahar veya Sonbahara rast gelmişse Kantara’ya giderdik. Kışın ise güneşin ılık ışıkları altında bahçede otururduk.

Büyüklerimiz neşe içinde sohbet ederken, biz çocuklar bir casino online odada veya bahçede toplanır, oyunlar oynardık. Akşamları ise en büyük keyif beyaz bir perde üstüne gölgeleri yansıyan ve birbirleri ile konuşan Hacivat ile Karagöz’ü seyretmek olurdu. Benim sıram geldiğinde, bir keresinde -elektrik olmaması nedeni ile- perdeyi aydınlatmak için kullandığımız mum devrilmiş ve perdeyi tutuşturmuştu.

Tabii sabah topladığımız kuruşlar ve şilinler, rahmetli Mustafa amcamın yönettiği Kooperatif Bakkaliyesinde çoktan şekerlemelere ve çakuletlere (Çikolata) dönüşürdü.

Akşam illaki sinemaya gidilirdi. Bütün çocuklar toplanır, köy otobüsüne biner ve rahmetli Fuat dayı bizi çevre köylerdeki hangi sinemaya götürürse o sinemaya giderdik. Cebimizde kırıntıları kalan bayram harçlıkları ile de Regis marka dondurma yerdik. Filmi seyreder miydik emin değilim. Maksat gezi olsun, farklı bir yere gidilsin ve tahta çubuk üzerine monte edilmiş dondurma yemek olsundu gerçekte…

Sonraki yıllarda taşındığımız Mağusa ve Lefkoşa bana bitmeyen büyüklükteki köyler gibi gelirdi. Hiç bu iki büyük köyün en son evine ulaşamamıştım bir türlü. Ne kadar da yürüsem

illaki daha uzaklarda gene başka evler bulunurdu. Dolayısıyla çocuk dünyamızda devleştirdiğimiz bu şehirlerin bayramları da ihtişamlıydı.

Mağusa’nın ve Lefkoşa’nın bayramları çok farklıydı.  Mağusa’daki bayram yeri, liman ile şehri ayıran surların boyunca, Canbulat kapısından Othello kalesine kadar olan kısımdı. Lefkoşa’da ise bayram yeri Sarayönü’ydü. Salıncaklar, atlıkarıncalar, ikballer, kebapçılar, lokmacılar, şamişiciler ve diğer benzeri esnaf hep oradaydı.  Sonraki yıllarda hem Lefkoşa’da hem de Mağusa’da “Bayram yeri” değiştirildi.

Ankara ve İstanbul’daki bayramlarımız ise çok daha değişik gelirdi bize. Yemekler de, tatlılar da, çakuletler de bir farklı güzeldi. Bu iki şehirdeki en büyük olay, sinema seçmek hakkımızın olmasıydı. Hangisini gözümüz kestiyse ona giderdik rahmetlik ağabeyim Bora ile…

O bayramlar daha mı güzeldi, ya da çocukken her şey daha mı güzel gelirdi bilemiyorum ama hem duygusal hem de aile yapısı açısından bugünkünden çok farklıydılar. Eskiden bayramlarda bütün akrabaları dolaşırdık, kaçıncı kuşaktan akraba olduğumuz çok da önemli değildi. Şimdi çevreme bakıyorum da, sülale kavramını sınırlamış, küçük aile kavramına geçmişiz.  Aile bağlarımız kendi yakınlarımız ile kısıtlı kalmış. Sadece 1. kuşak akrabalar kendi aralarında bayramlaşıyor. Bazı ailelerde ise sadece evde kimler yaşıyorsa onlarla bayram kutlaması yapılıyor, hepsi o kadar. Ve sonra da, ya TV karşısına geçiliyor ya da bilgisayar. Yaşam hızlı bir şekilde bireyselleşiyor ve sanallaşıyor biz farkına varmadan…

İyi Bayramlar diliyorum, yazımı okuyan tüm okuyucularıma ve dostlarıma, arkadaşlarıma…

Ata ATUN e-mail: ata.atun@atun.com veya  ata.atun@gmail.com

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

17 Temmuz 2015

Share
633 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

2+7 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Kuvveti kuvvetle sınırlayan/frenleyen yapı: Kuvvetler/Erkler Ayrılığı

    23 Şubat 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    Anayasa değişikliğine dair referandum öncesi sistem tartışması tekrar gündemin en önemli konusu haline geldi. Parlamenter sistem, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi tartışmalarıyla beraber ister istemez “kuvvetler ayrılığı” kavramını da tartışılır oldu. Kuvvetler ayrılığı prensibi Türkiye gibi “Bürokratik Oligarşik Sistemin” hüküm sürdüğü ülkelerde, elbette her daim tartışılan kavramlardandır. Konuya dair 2002’de kaleme aldığım yazının beş yıl aradan sonra tekrar hatırlanmasında fayda görüyorum.. --------------------------------------...
  • ÖĞRETMEN

    21 Şubat 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Nurcan Hanımla Murat bey Güzelce giyinip Esirgeme Yurdu’nun yolunu tuttular. Yetimleri sevindirip onlarlarla vakit geçirmek sevindirmek istiyorlardı Vardıklarında Nurcan Hanım’ın içinde bir heyecan vardı. O heyecanla merdivenleri adım adım çıkarken, öyle bir çığlık koptu ki, duyanların gönlüne yangın oldu. Herkes ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Bir görevliydi bu. Ne yapacağını bilemez bir hâlde, Müdür Bey’in odasına girdi. Bu sırada Murat Beyler de Müdür Bey’in kapısına yaklaşmışlardı. Görevli bayan konuşmakta bile zorlanıyordu. Kekeleyerek s...
  • İnsanlığın Ahlakı Olan (Doğruluk)

    21 Şubat 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    İnsanlığın Ahlakı Olan (Doğruluk)   İnsanlığın ahlakı olan doğruluk, yeryüzünün en güzel dinlerinden olan İslam dinimizin getirdiği olduğu ölçüler noktasında, insanların günahlarıyla beraber kirlenmiş olan gönüllerini tertemiz hale getirmekle beraber, dünya’nın içerisine dalmış olan ruhunu uhrevi olan hayata döndürür. Dünya’yı ahiret hayatına, ahiret’i de dünya hayatına tercih etmeden her ikisini de Cenabı Allah’ın razı olacağı yaşantıya çevirmektedir. Bu sebeple de bizlere sunulmuş olan bu ilkeleri benimsemeli ve hayat düsturu haline get...
  • Tesadüf Delice Bir Düşüncedir!

    21 Şubat 2017 KÖŞE YAZARLARI

      “Evrenin şu anki yapısının tümüyle bir tesadüf eseri olabileceği düşüncesi, tümüyle delice bir düşüncedir. Delilik kavramını argovari bir hakaret niyetiyle değil, tamamen psikolojideki teknik anlamıyla kullanıyorum. Gerçekte bu tür bir düşünce ile şizofrenik düşünce tarzı arasında büyük benzerlikler vardır.” (Karl Stern, Montreal Üniversitesi Psikiyatristi)   Kâinat, derin düşünmemize ve Allah’a yaklaşmamıza vesile olabilecek örneklerden yalnızca biri. Dünya ve uçsuz bucaksız kâinat üzerine düşünen insan, yaratılıştaki ihtişamı ...
UA-36507442-2