logo

reklam

Basın özgürlüğü bizde yok da, AB’de var mı?


facebooktwitter
Yurdagül BEYOĞLU ATUN
yurdagulbeyoglu@hotmail.com

Gelin bu kez bir değişiklik yapalım. Basın özgürlüğü sızlanmasından vazgeçelim. Artık çok demode, çok karikatürize bir hal aldı bu durum.

Hiçbir zulüm sonsuza dek payidar kalmadığı gibi, hiçbir yalan da gizli kalmıyor. Dünya gerek ulaşım, gerekse sosyal medya aracılığıyla küçüldüğünden, eski soğuk savaş teknikleri sökmüyor artık. Manüpülatif paylaşımlar dahi batıyı “her derde deva limon” kategorisinde tutamıyor zira sadece içinde yaşadığımız toplumdan çok ötelere uzanıyor belleğimiz, medya aygıtlarımızın çeşitliliğinden ötürü.

Buna rağmen, Türkiye’ye nefret penceresinden bakan ve ideolojik saplantılarla değerlendiren bazı kişiler, Türkiye’yi birçok konuda- ama en fazla basın özgürlüğü konusunda- yerden yere vurup, batıyı örnek gösterme aymazlığı içinde. Türkiye’de basın özgürlüğü olmadığını savunarak tam tekmil Batılılaşmanın mihmandarlığını yapan bu kişilerin tutundukları dal da yine batılı şahsiyetlerin kara propagandası.

Tutuklanan gazetecilerden feyz alarak sürdürdükleri bu karalama kampanyası modern toplumun ön kabulleri arasına girdiğinden, bu kampanyanın gönüllü neferleri olmayı sürdürmekteler basın özgürlüğünün nerede başlayıp nerede bittiğini bilmeden.

Oysa birçoğunun basın özgürlüğü konusunu sadece sosyal medya alanında gezinen lakırtıları toparlayarak yorumladıklarına çok eminim. Çünkü bu konuyu biraz akademik çerçevede ele almış, basın tarihini okumuş olsalardı “Türkiye’de basın özgürlüğü yok” klişeleri tahrif olacak, söylediklerinin ne denli temelsiz ve acımasız olduğu ortaya çıkacaktı.

Uzun süredir yazmak istediğim ancak gazeteci arkadaşıma zarar gelmesin diye içime attığım bir mevzuyu ortaya koymanın tam vakti; Türkiye’de, basın özgürlüğü yok, Avrupa’da var öyle mi?

“Evet” diyorsanız, ben de size “hayır” diyorum.

Avrupa’daki basın özgürlüğü, ülke çıkarları duvarına toslayana kadar.

Hatta; “Ülkelerin ulusal çıkarlarına dokunuyorsa basın özgürlüğü biter” meselesinden de öte baskılar var medyada.

Dokunsun, dokunmasın, hoşlarına gitmeyen yazıların çıkmasına dahi tahammülleri yok.

Bizzat yaşadığım için çok iyi biliyorum baskıların şiddetini.

Anlatayım; Bir Avrupa ülkesinde, azınlıkların çıkardığı gazetelerin birinde çıkmaktaydı yazılarım. Sanırım 5-6 yıldır yazıyordum. Geçen ay gazetenin sahibi ağabeyimizden mesaj geldi. “Sitemizde bundan böyle yazarlarımız olamayacak” diyordu. Ve devam ediyordu: “Gelen baskılara uzun süre direnmek zorunda kaldım ancak buraya kadarmış. Emekliliğime bir yılım kaldı. Bu hakkımı kaybetmeden emekli olmak istiyorum… Bundan böyle sitemizde sadece haber olacak…”

Basın özgürlüğü denince mangalda kül bırakmayan ülkelerin birinde yaşanan bu olayla, belli ülkelere özgü zannettiğimiz çoğu niteliğin, savunma mekanizmasından ibaret olduğunu gördüm. Nitekim o gazete şimdi yazarsız devam ediyor yoluna. Devletle sorun yaşamamak için başka çaresi de yok.

“O ülkenin kendi sorunu” deyip geçiyorum lakin zoruma giden, AB’li yetkilerin utanmadan çıkıp Türkiye’yi bu konuda eleştirmeleri ve hatta eleştirmekle kalmayıp rapor etmeleri.

Kendi gözündeki merteğe aldırmadan, karşısındakinin gözündeki çöpü sorun eden Batı’nın komik hallerine gülemiyorum bile kendi milletimin aymazlığı yüzünden…

Sezarın hakkı Sezar’a; Kendi milletinin kusurunu arayan bu algı operasyonu, bu kin, bir genetik komplo değilse, bravo kurguya, bravo rejiye, bravo senaryoya!

Share
326 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+6 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Allahım..! İşlerin Hepsi Güzel.

    20 Ocak 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Adamın biri bir gün bahçesinde otururken Hayvan dışkısından top yapan bir böceği görmüş, böcek pisliği ayakları ile yuvarlayarak giderken içinden şöyle geçirmiş: - Ey Allahım! Her şeyi çok güzel çok hoş yaratmışsın da, şu böceği sırf pislikle uğraşsın diye mi yarattın? Aradan bir kaç ay geçmiş adam umarsız bir hastalığa yakalanmış. Derdine kimseler çare bulamamış. En sonunda bilge bir doktor ''Bak demiş bazen bahçelerde gezen bir böcek olur ayakları ile pislik yuvarlar işte o yuvarladığı pisliklerden 40 gün boyunca aralıksız yiye...
  • “ VƏTƏNÇİN ÖLƏNƏ ÖLÜ DEYİLMƏZ! ”

    20 Ocak 2017 KÖŞE YAZARLARI

          Yenicə ATA olmuşdu. Valideyn olmağın sevincini yaşayırdı. SƏNGƏRDƏKİ dostları ilə bölüşdü, çin olmuş arzusunun səadətini. Həyata ilk qədəmlərini atan oğlunu görmək, onu qucağına almaq, cənnət ətirli qoxusunu duymaq üçün günləri sayırdı. Qəlbi ümidlər, arzular, xəyallar ümmanına çevrilmişdi... Amma düşmən gülləsi aman vermədi, oğlunun şirin qığıltısını eşitməyə. Onun beşiyi başında səngərdən, hərbdən, qanlı döyüşlərdən, qolları üstündə gözlərini yuman şəhid igidlərdən bəhs edən hekayətlərini birər-birər nəql etməyə. Ömrü qə...
  • Azadlıq Şəhidləri

    20 Ocak 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Allah yolunda öldürülənlərə(şəhid olanlara)”ölü deməyin”.Əksinə,onlar (Allah dərgahında) diridirlər,lakin siz bunu dərk etmirsiniz. “Bəqərə” sürəsi 154                        Azərbaycan tarixinin qızıl səhvələrinə bir ölməzlik dastanı yazdılar. Məğrur baxışları soyuq daşlara həkk olundu. Sabahı düşünmədən Azadlıq toxumunu torpağa səpdilər. Nə tank,nə güllə,nədəki ölüm yollarında döndərə bilmədi.Ürəklərdə əbədi məskən saldılar.Elə bir məskənki,məzarları belə olmasa bir millətin bir ulusun qəlbində yaşayacaqlar. İllər,əsirlər bel...
  • Yarını 1960 ile kıyaslamak

    20 Ocak 2017 KÖŞE YAZARLARI, SÜRMANŞET

    Yarını 1960 ile kıyaslamak KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı’nın Salı akşamı TRT HABER’de ve yerel televizyonlarda canlı olarak yayınlanan “Anadolu Soruyor” programında müzakereler ile ilgili yaptığı açıklamalar bana göre “Çok düşündürücü” ve kabul edilemezdir. Sayın Akıncı söz konmuşu canlı yayında hiç durmadan müzakereler sonrasını hep 1960 koşulları ve 1960 Cumhuriyeti’nde Kıbrıslı Türklerin Anayasal hakları ile karşılaştırdı ve bir çözüme varılırsa nasıl bu koşullardan daha ileriye gideceğimizden bahsetti. Sayın Akıncı’ya gör...
UA-36507442-2