logo

reklam

“Anmak” ve “Anlamak”


Kamil TABAK
tabakkamil@hotmail.com
  1. asrın başlarında en kritik ve tarihi bir dönemeçte Atatürk, tercihini millet iradesinin ifadesi olan Cumhuriyet’ten yana koymuştu.

Bu tercih, milli varlığımızın yönetim biçimine dönüşmesi manasına geldiği gibi, “muasır medeniyet” hedefine doğru atılan en önemli tarihi bir adımdır.

Muasır Medeniyet ise ancak; ülkenin bilimde, estetikte, sanatta, sanayide, ekonomide, sosyal adalette, siyasette, insan haklarında, özgürlüklerde ve demokraside örnek olmasıyla mümkündür.

“Ahlak” ise bu değerleri anlamlı kılan yegâne mefhumdur.

Bu nedenledir ki; muasır medeniyet ahlaktan arî düşünülemez.

Yıllarca Atatürk’ün ismini kullanarak kendilerine siyasi rant sağlayan ve milli egemenliği esas alan “demokratik cumhuriyeti” her fırsatta taciz ederek, “bürokratik oligarşik cumhuriyete” dönüştürme çabasında olanlara inat, Milletimizin kahir ekseriyeti tercihini; Milli Mücadelenin ruhuna uygun olarak adaletten, kalkınmadan, hukuktan, demokrasiden, milli ve manevi değerlerden yana kullanmıştır.

Bu tercihin son on dört yıldır artarak devam etmesi, bizleri geleceğe dair daha bir umutlu olmamızı sağlamaktadır. Zira her türlü engellemelere rağmen su mecrasını bulmaktadır.

Bir aydının Cumhuriyetin 75. yılının kutlandığı 1998’de kaleme aldığı makalesinde ki şu satırları oldukça manidardır:

“şuan ki Türkiye büyük Atatürk’ün ‘muasır medeniyet seviyesi’nin tablosu değildir. Parlak cumhuriyet nutukları atacağımıza, bol gürültülü hamasî törenler düzenleyeceğimize, geçtiğimiz 75 yılın objektif ve bilimsel değerlendirmesini yapalım ve 100. yıla daha iyi şartlarda ulaşmanın tedbirlerini araştıralım”

Bu satırlar müesses nizamın, Atatürk ve Atatürkçülüğün Kemalist tefsirinin, resmi ideolojinin tenkidinin adeta bir özetidir.

Bu noktada Atatürk’ün Nutuk’unun yeniden okunması ve doğru tefsir edilmesinin gerekliliği doğmaktadır.

Zira 75 yıldır millete dayatılan “Muarız Atatürkçülük Telakkisi”ne en güzel cevabı NUTUK’un şu satırları vermektedir:

“hâkimiyet bila kaydu şart milletindir”

“cumhuriyette şura esastır, şura dinimizin de tasvip ettiği bir yönetim biçimidir”

“garplılaşmayı değil, muasırlaşmayı/çağdaşlaşmayı öneriyorum. Hatta muasır medeniyetin fevkine çıkmayı hedefliyoruz. Bunun için elimizde tuttuğumuz meşale müspet ilimdir.”

“hâkimiyeti milliye, kuvvayı milliye, yerli sermaye temelli istiklali tam bir cumhuriyet hedefimizdir”

Nutukta yer alan bu ifadeler üzerine, Kemalist ideoloji için; “Atatürk’e rağmen Atatürkçülük” tanımlamasını yapmak hiç de yanlış olmasa gerek.

Ancak, Cumhuriyet tarihi boyunca “Atatürk ve Cumhuriyet” Kemalist ideoloji ile tefsir edilip sahiplenildiği ölçüde, ülkenin sağduyusunu oluşturan muhafazakâr erkân bu değerlerle arasına mesafe koymuştur.

Bu korunma refleksi söz konusu erkân için maalesef telafisi güç bir mevzii kaybı olmuştur.

Yıllar önce Pakistan’a yaptığım ziyarette Muhammed Ali Cinnah Üniversitesinden bir tarih profesörü bana “bir İslamcı(hocanın orijinal ifadesi) olarak Atatürk’e nasıl bakıyorsun” diye sormuştu.

Hiç beklemediğim bu soru karşısında ilkin duraklamış ve önümdeki yarı dolu su bardağından örnekleyerek “her insanın doğrularının da yanlışlarının da olabileceği ve asıl olanın, bunun birbirine olan oranına bakmak olduğu” tarzında genişçe bir cevap vermiştim.

Pakistanlı Hoca’da kendince bir değerlendirme yaparak;

“Sen diğerlerine nazaran daha makulsün.

Lakin Türkiye’de birçok İslamcı kesim Atatürk’e mesafelidir. Bunun sebebi de, Atatürk daha sağ iken ülkenin yönetiminde etkili olan ve bir müddet sonra tamamen yönetimi ele geçiren İsmet İnönü’dür.

Ve İsmet İnönü ile birlikte Türkiye’nin resmi ideolojisi haline gelen ve 19. yy pozitivizmi ile batılılaşma paradigmasından yoğun olarak etkilenen ‘Kemalizm’dir.

Siz Türkiyeli İslamcılar Atatürk’le “Pozitivist Kemalizm”i özdeşleştirerek, Atatürk’le aranıza büyük bir mesafe koydunuz.

Oysa Atatürk sonraki Türkiye için adeta bir “meşruiyet” kaynağı idi. Ve sizler yıllarca bu meşruiyet kaynağına mesafeli durarak, kendi meşruiyetinizi sorgulanır hale getirirken, Atatürk’ü başkalarının istismar alanına ittiniz.

Ve böyle onlar ne kadar aykırı olurlarsa olsunlar, Atatürk’le kendilerine tartışılmaz bir meşruiyet alanı oluşturdular.

Artık onlar Cumhuriyetin yegane banisi ve Türkiye”nin de sahibi konuma geldiler.

Ve siz (Atatürk’e mesafeli durarak) beklide elinizdeki en önemli “silahı” bilmeyerek diğerlerine kaptırdınız.”

diyerek bana adeta “Atatürk’ü anlama kılavuzu” diyebileceğim uzunca bir açıklamada bulunmuştu.

Evet fotoğraf belki de tam da buydu; Cumhuriyetin marazi elitleri Atatürk’ü sahiplendiği oranda, bizler de ona mesafeli durmuştuk.

Tıpkı “İnsan Hakları, Emek, Özgürlük” kavramları gibi.

Zira bu ve buna benzer kavramlar özellikle “sol” kesimler tarafından sahiplenilmiş ve bu sahiplenme nispetinde muhafazakâr kesim tarafından mesafeli durulmuştur.

Oysa kadim kültürlere bakıldığında insanlık için olmazsa olmaz bu kavramlar, asıl anlamını sadece İslam inancında kavuşmuştur.

Öyle ki;

Veda Hutbesi’ inde “İnsan Hakları”,

“Ücretliye/işçiye hakkını, teri kurumadan önce verin!” hadisinde “emek”,

Medine Sözleşmesinin temel özelliği olan çok hukuklulukta “özgürlük”

En kuvvetli şekilde yer almıştır.

Nitekim 2023’e uzanan yolda Milli Mücadele ruhu, bağımsızlık ideali, anti-emperyalist duruş, Cumhuriyetin esas kurucu felsefesi, dayandığı temelleri, aldığı referansların neler olduğu üzerine düşünmek, Atatürkçülük ve İslamcılık arasında var edilmeye çalışılan karşıtlığın şifrelerini çözmemizi sağlayacaktır.

19 Mayıs gibi Milli Mücadelenin meşalesinin ateşlendiği, 23 Nisan gibi Milli Egemenliğin müesseseleştiği günlerin, sadece Anıtkabir ziyaretleri, yürüyüş kortejleri, çelenk koymalar gibi bilindik törenlerle geçiştirilmesi, bu anlamlı günlerin mana derinliğine olsa olsa “ihanet”tir.

Türkiye’de eğitimden teknolojiye, sanayiden özgülüğe, ekonomiden uluslar arası ilişkilerde ezber bozan adımların atılması, Atatürk’e ve Cumhuriyete ihanet değil, bilakis Modern Dünyada söz sahibi bir Türkiye olarak, Muasır Medeniyet yolunda atılmış önemli bir adımdır.

Bir kez daha ifade etmek gerekir ki; asl olan salt “anmak” değil, “anlamak ve de anlamlı kılmak”tır.

“Anma”, anlamaya yönelik olmadığı sürece anlamsızdır…

Bugün Milli Mücadelenin meşalesinin ateşlendiği 19 Mayıs 1919’un 97. yıldönümü tüm yurtta büyük bir coşkuyla kutlanacak.

Kutlamaların, bu değerleri sadece “anma” değil aynı zamanda “anlama ve de anlamlı kılma” çabalarına dönüşmesi dileğiyle…

Etiketler:
Share
4124 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

7+3 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

#

“Anmak” ve “Anlamak”” için 1 yorum

  1. osman şen : diyor ki:

    Dahiyane bir yorum. Çok beğendim. İyi insanlar, cesur ve çalışkan olmalı ve kaderine küsüp bir kenarda oturmamalı.Meydanı kötülere bırakmamalı ya da şikayet etmemeli.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Şükretmek

    23 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Aleyhissalatü vesselam Efendimiz buyurdular: “Gökyüzüne baktım ve dua ettim. Gök kapıları açıldı. Cebrail (as) nurlara bürünmüş olduğu halde nazil oldu. Dedi: “Sana Cenab-ı Hak’tan selam ve tahiyye ve ikram hediye getirdim.” Ben ta’zimen selamlarını aldım. Cebrail (as) buyurdular: “Üzerinden şu zırhı çıkar, bu duayı oku. Bu duayı üzerinde taşır ve okursan zırhtan daha büyük te’siri vardır.” Peygamber (asm), Cibril-i Emin’e sordu: “Bu duanın te’siri ve hassası yalnız bana mıdır? Yoksa ümmetime de şamil midir? ...
  • CHP’Lİ KARDEŞİM ANLAŞILMIYOR MU? BİZ NİYE‘EVET’ DEMELİYİZ?

    23 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    VATAN,MİLLET,BAYRAK SEVDALISI CHP'Lİ KARDEŞİM ANLAŞILMIYOR MU? BİZ NİYE‘EVET’ DEMELİYİZ? Milletin verdiği mesajı almamakta, anlamamakta direnen kimileri de girdikleri çıkmaz sokaktan bir türlü çıkamıyorlar. Ana muhalefet demeye bin şahit isteyen CHP'nin durumu bir taraftan trajik, bir taraftan komik. Parti mi, Bremen mızıkacıları mı belli değil. Her kafadan ayrı bir ses çıkıyor Yalan üretmekte mahir olanlar ülke meselelilerin sahiplenmek yerine ‘HAYIR’ çetesine katılmayı matah bilip teröre-emperyalizme göz kırpmaktan vaaz geçmiyorlar. 'Ha...
  • ASLINDA HEPİMİZİN DÖRT EŞİ VAR

    22 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    ASLINDA HEPİMİZİN DÖRT EŞİ VAR Bir zamanlar büyük ve güçlü bir ülkeyi yöneten bir kral ve dört eşi varmış. Kral en çok dördüncü eşini sever, bir dediğini iki etmez, herşeyin en güzelini ve en iyisini ona verirmiş. Kral üçüncü eşini de çok severmiş. Bu güzelliğin bir gün kendisini terk edebileceğinden korktuğu için onu çok kıskanır ve üzerine titrermiş. Kral ikinci eşini de çok severmiş. Kendisine karşı her zaman iyi ve sabırlı davranan eşi, ne zaman bir derdi olsa daima onu yanında bulunur, sorunun çözümünde ona destek verirmiş. Kraliçe ...
  • Yapılan Köprüler “Deli Dumrul” Köprüsü mü? (!)

    21 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET, SÜRMANŞET

    Hani bir hikâye vardır; zamanın birinde Deli Dumrul isminde biri, bir akarsuyun üzerine köprü yaptırır ve bu köprüden geçenden 5 akçe, geçmeyenden de döve döve zorla 10 akçe alırmış. Şimdi de birileri; “yapılan köprüler gereksiz, zarar ediyor, geçmediğimiz köprünün parasını ödüyoruz, bunlar Deli Dumrul köprüsü” gibi ifadeler kullanmakta… Daha önce Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim Köprüleri için yapılan bu trajı-komik eleştiriler, şimdi de geçtiğimiz günlerde temeli atılan “Çanakkale 1915 Köprüsü” için dile getirilmekte... Yap İşlet Devret...
UA-36507442-2