logo

reklam

AMİRAL GEMİSİ TÜRKİYE’NİN DÜNYA BARIŞINA KATKISI


halil pekdemir
halil@pekdemir.com

Türkiye, son 14 yıldır Sayın R.Tayyip Erdoğan liderliğinde izlemiş olduğu politikalarıyla bölgede yükselen bir güç, bir demokrasi havzası ve amiral gemisi olarak yol almaya devam ediyor. Ülkenin Ortadoğu bölge politikaları, bölgeyle kucaklaşmaya yönelik, herkesi olduğu gibi kabul eden, değiştirmeyen, dönüştürmeyen, sadece birlikte zenginleşme ve büyüme öngören bir politika. Bu politikayla kazan kazan mantığına dayanıyor.. Misak-ı Milli sınırları ile birlikte, Anadolu’ya hapsolmuş bir Türkiye’den birdenbire çevresiyle barışan ve çevresine merhaba diyen bir Türkiye’den bahsediyoruz.

Türkiye biyopolitik kimliğinden kaynaklanan politikasından dolayı bölgeye adaleti yayma misyonuyla sürece devam ediyor. Bu ilişkiyi kurmadan Türkiye’nin bölgedeki yapmış olduğu imar etme, zenginleştirme ya da ilişkide bulunma sürecini anlamak mümkün değildir.. Türkiye’nin bu bölgede iyilik ve güzellik beklemesinin en büyük emaresidir. Öbür taraftan Batı’nın bu coğrafyalar üzerinde sadece zenginliğini alıp, geride açlığın ve antidemokratik yapıların devam etmesinin desteklendiği zamanda yaşıyoruz. Türkiye’nin bu çıkışı sadece ve sadece içinde bulunduğumuz dünyanın daha barışçıl bir mekana dönüşme isteğinden başka bir şey değildir.

Günümüz dünyasında bir küresel kaos ve siyasal kriz yaşanmaktadır. Esasında bu kriz batı emperyalizmin krizidir ve evrensel bir hal almıştır. Aslında dünyaya son yıllarda egemen olan sömürgeci batının değer yargıları ile insanlığın sorunlarının çözümü de mümkün değildir. Bireycilik, akılcılık, hayatın doğal evrimi, dinin ve maneviyatın toplumdan dışlanması gibi temel dayanaklar üzerine inşa edilen sömürgeci düzenin geldiği nokta ortadadır. Bireylerin yalnızlaşması, bireysel ahlakın çökmesi, dini yaşantı, düşünce ve geleneklerin zayıflaması, toplumsal yapının içten içe çürümesi ne yazık ki günümüz toplumların neredeyse ortak sıkıntısıdır. Sömürücü batının söz konusu değerler çerçevesinde toplumları getirdiği yer burasıdır.

Öte yandan emperyalist Batının en temel motivasyonlarından birisi de Temellük (dünyayı, hatta evreni kendi mülkü olarak görme) anlayışıdır. Bu anlayış geçmiş dönemlerde Batı Kolonisinin, köleciliğin, sömürü yağmaların nedeni olduğu gibi şimdilerde de dünyayı bitmez bir iştahla kontrol ve işgal etmeye, küresel araçları ile dilediği gibi sömürmeye koyulmuş olan neo-emperyalizmin kaynağıdır. Batı bir yandan askeri, ekonomik, teknolojik üstünlüğü ile tüm dünyayı sömürürken diğer yandan da küresel kültürel emperyalizmin medya, sanat, reklam, bilgi ve teknoloji gibi araçlarını kullanarak tüm insanlığın zihin dünyasını da işgal etmeye çalışmaktadır.

Emperyalist batının hakim olduğu içinde yaşadığımız dönem, insanlık tarihinin en çalkantılı dönemidir. Küresel ölçekte savaşların en yoğun yaşandığı, gelir dağılımında ve kaynakların kullanımında en büyük adaletsizliğin ortaya çıktığı, kitlesel açlık, ölüm, salgın hastalıkların kol gezdiği, çevrenin hızla yok edildiği kısacası insanlığın zembereğinden boşanmış bir saat gibi felaketlere doğru sürüklendiği bir dünya bir dünyada yaşıyoruz.

Küresel planda, Yeni Dünya düzeni tüm dünyada haksızlıkları, işgalleri, çifte standartları, küresel yoksulluğu ve adaletsizliği doğurdu. Ancak, küresel adaletsizliğe, haksızlığa ve zulme karşı dünyanın dört bir tarafından içten içe reaksiyonlar geliyor. Dünyanın dört bir yanında kuvvetli yeni dip dalgaları yükseliyor. Öyle görünüyor ki; önümüzdeki on yılların siyasilerini de bu yeni dip dalgaları belirleyecektir. Küresel yoksulluk, adaletsizlik, sömürüye karşı adaletçilik, soysuzlaşmaya karşı maneviyatçılık, küresel kültür emperyalizmine karşı milli değerlerde öze dönüş.

Batının emperyalist politikalarının, Batının geleneksel şark problemlerinin hedefinde Türkiye’nin olduğu daha açık bir şekilde görünüyor. Çünkü Türkiye, içinde bulunduğu medeniyet havzasının Amiral Gemisidir. İslam coğrafyasının ve özellikle Türkiye’mizin üzerindeki baskıların esas nedeni budur. Özellikle son yıllarda Bölgenin Amiral Gemisi olan Türkiye ekonomik, siyasal ve kültürel yıkım projesine tabi tutulmaya çalışılmaktadır. Bir ülkenin var olması, sonra bütünlüğünü muhafaza etmesi, daha sonra güvenlik içinde olması ve demokrasi içinde refah seviyesini yükselmesi gerçeği içinde yaşanan olaylar ile daha belirgin hale gelmiş ve geniş bir kesim tarafından benimsenmiştir.

Milletin çoğunluğunun, dolayısı ile geniş bir seçmen kitlesinin bu güne kadar ön planda tuttuğu ekonomik durumun iyileşmesi, refah seviyesinin yükselmesi ve daha iyi bir yaşam standardına ulaşma arayışları, artık ikinci öncelikli konular olarak nitelenmeye başlanmış, egemenlik ve güvenlik birinci öncelikli konu durumuna gelmiştir.

Burada önemli olan husus hakikaten Medeniyet Havzasının Amiral Gemisi konumundaki Türkiye’nin; öncelikle dünya barışına katkısı ile Türk Milletinin menfaatlerini her türlü düşüncenin üstünde ve ön planlı tutmak içtenliğidir. Bu içtenliğe sahiplenen ve ülkenin soysa- ekonomik kalkınmışlığı, istikrarı ve huzur- güvenine vurgu yapan parti, sürekli bir yükselişle oylarını artırıyor. Kendi öz ve dinamik değerlerine dayalı kalkınma modeli geliştiren partilere seçmenin ilgisi gittikçe artıyor. Tabi ki liderler seçmenlerdeki bu bilinç gelişmesini dikkate alıyor Bunun en somut örneği son yapılan Türk Kurultayının Cumhurbaşkanımız ERDOĞAN liderliğinde AK Partinin himayesinde yapılmasıdır.

Saygılarımla.

Halil PEKDEMİR

 15 Haziran 2017

Etiketler:
Share
212 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

2+9 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • YENİDEN HAYAT..

    28 Haziran 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Dişimi çektiriyordum. Doktor, dişimi çekmeye zorlanırken, o da damaktan kopmamak için âdetâ direniyordu. Ben, morfinin verdiği rahatlıkla, acı çekmek yerine, bu ibretli manzarayı hayalen seyrediyordum. Bu hal bana ölümü hatırlatmıştı. Şöyle düşünmüştüm: bu diş, çekilmeden az önce damakla, ağızla, beyinle, kısacası bütün bir bedenle alâkalı idi. Ama, çekilir çekilmez, bütün bu alâkaları kaybetti. Artık o, diş değil bir kemikti. Ölen insan da öyle değil miydi? Ölmeden az önce onun bedeni, hava ile, gıda ile, yer küresinin dönüşü, güneşin doğuş...
  • “28 Haziran 2016” Terörü Lanetliyorum

    28 Haziran 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    28 Haziran 2016 yılında İstanbul Atatürk Havalimanına yapılan hain terör saldırında şehit düşen bütün kardeşlerimin mekanı cennet olsun. Ruhları şad olsun!   Türkiye Cumhuriyeti Devleti topraklarında son zamanlarda hedef almakta olan hain terör saldırılarından biri “28 Haziran 2016” yılında “İstanbul Atatürk Havalimanında” gerçekleşen saldırıdır. Hain terör örgütü adına canlı bomba olarak masum insanların arasına dalmış ve bunun sonucunda bazı kardeşlerimiz şehit olmuş, bazı kardeşlerimizde ciddi anlamda yaralanmışlardı.    Yaşamla...
  • MÜNAFIKLIK-İKİYÜZLÜLÜK..

    27 Haziran 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Kur’an’da “mü’minler, müslümanlar, mücâhidler, sâdıklar, sâlihler…” vb. tabiri caizse “yağlı ballı” nitelemeleri üzerimizi almaya pek bayılırız da… “Yahudiler, Hristıyanlar, münâfıklar, akılsızlar, fikirsizler, kafasızlar, sefihler (beyinsizler), sağırlar, körler, dilsizler, kitap yüklü eşekler, dilini sarkıtan köpekler, Hamanlar, Karunlar, Hahamlar, Ruhbanlar” vb. sıfat ve nitelemeleri duyunca arkamıza bakınırız… Kesin bizden bahsetmiyordur! Bunları Kurtlar Vadisi’nde “Çakır” rolü üzerine yapışıp kalan dizi oyuncusu gibi (ki kurtulmak...
  • Yağ,sevgi yağışım, yağ!

    27 Haziran 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Dəli    külək    əsir .  Yağmur    öz    həzin    nəğməsini    damla - damla ürəyimin    hər    döyüntüsünə   köçürür .  Narın    damlaların    altında düşüncələrim ,  sanki    cilalanır , ruhum   rahatlıq    tapır .  Rüzgarları , yağmurları , bir   də   dənizi   çox   sevirəm . Yağmurlu    yollarda    adlaya - adlaya   yenə   də    ürəyim   SƏNİNLƏ həmsöhbət    olub .  Yenə   qəlbimdəki    təmiz    sevginin    al   şəfəqlərinə boyanıb,  həsrətli    yollarda    azıb    qalan   gözlərim .  Yollar ,  bəlkə  də SƏNİ    gözləməkdən     yorul...
UA-36507442-2