logo

reklam

Allah dostu


facebooktwitter
Mustafa ÇİÇEKLİ
ciceklireklam@hotmail.com
Allah dostu yapamaz mı?

Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerinin “rahmetullahi aleyh“ Bursa’da kadılık yaptığı yıllarda bir fakir vardır.

Çok ister hacca gitmeyi, ama gidemez.
Zira Hacca gidip gelecek parayı tedarik edemez.

Bir sene de böyle gidemeyince, çok üzülür ve;
– Bak hanım, der zevcesine. Seneye de gidemezsem alma beni eve.

Kadıncağız;
– Tamam, der. Unutma bu dediğini.

Bir sene çabuk geçer.
Hac vakti gelir.

Ama heyhat.
Garip yine gidemez.
Çünkü parası yetmez.

Çaresizlik içinde Üftade hazretlerine varır.
– Bana bir yol gösterin efendim, diye yalvarır.

Hazret-i Üftade;
– Mehmed Dede’ye git, buyurur. O görür senin işini.

Ona gidip döker içini.
Mehmet Dede acır fakire.
– Yum gözlerini, der.

Açtığında bakar ki Mekke’dedir.
Haccını yapıp sonra yine bir anda evine geri gelir.

Aradan beş gün geçmiştir.
Kapıyı çalıp;
– Hanım, bil bakalım nerden geliyorum? der sevinçle.

Ama kadın sinirlidir.
– Nerden geliyorsun, söyle!
– Mekke’den. Hac yapıp geldim. Sana da hediyeler getirdim.

İnanmaz tabii.
– Beş günde mi gidip geldin? der.

Kapıyı kilitler.
Ertesi gün kadıya gider.

Kadı, “Aziz Mahmud Hüdayi” hazretleridir.
Fakiri çağırıp sorar:
– Nerdeydin beş gecedir?

– Hacca gidip geldim efendim. Mehmet Dede şahidim.

Mehmet Dedeyi çağırır bu defa.
– Doğru mu bu dediği?
– Evet kadı efendi.

– Nasıl olur. Hac sürer haftalarca. Beş gün içinde hiç gidilir mi Hacca?
– Gidilir efendim, der.

Ve sorar kadı efendiye:
– Şeytan bir anda uzak yerlere gitmiyor mu?
– Gidiyor.

– Şeytanın yaptığını, bir Allah dostu yapamaz mı?

Kadı Efendinin zihni bulanır.
– Haklısın! diye mırıldanır.

Sizin aradığınız ben değilim

Kadı Efendi, o günden itibaren tasavvufa gönül verir.
Bunun için Mehmed Dede’ye “rahmetullahi aleyh“ varır.
– Beni de himmetinize alın, diye yalvarır.

Mehmet Dede;
– Sizin aradığınız ben değilim, der, hazret-i Üftade’dir.
– Peki, der. Eve gelir.

Hazırlatır atını.
Giyer arkasına da sırmalı kaftanını.

Bir de seyis alıp yanına, koşturur atını “Üftade dergahı“na.
Fakat o da ne?
Yarı yolda kalır.
Atının ayakları kayalara saplanır.

Bileklerine kadar batmıştır atı.
Çıkarmaya yetişmez takatı.

Mecburen iner attan.
Sırmalı kaftanıyla yürür dergaha.
O sırada Üftade hazretleri bahçesini çapalamaktadır.

Üzerinde eski bir hırka vardır.
Aziz Mahmud’un geldiğini görünce;
Ey Bursa’nın kadısı! diye seslenir uzaktan. Sırmalı kaftanınla, niçin geldin buraya?

Ve ekler:
– Bu ev yokluk evidir, sizin yeriniz değil.

Arzeder ki:
– Beni de kabul edin bu eve. Her emrinizi yaparım seve seve.

– Öyleyse kadılığı bırakacaksın.
– Bırakırım.

– Sırmalı kaftanınla sokak sokak dolaşıp ciğer satacaksın.
– Satarım.

Ve dediğini yapar.
Bursa sokaklarında günlerce ciğer satar.
Bir müddet sonra hocası bu işini değiştirir.

Hela temizliği“ni verir.
Bunu da severek yapınca, hususi hizmetine alır.

Artık o, her sabah hocasının abdest suyunu ısıtıp hazırlar.
Ama bir sabah geç uyanır.

Kapar abdest ibriğini.
Ama ısıtamaz. Çünkü vakit dardır.
Telaşlanıp, basar ibriği böğrüne.

Üstadı “Dök!” deyince, döker eline.
Fakat o da ne?

Hocası elini hızla çeker.
– Suyu fazla ısıtmışsın, der.

Ve ekler:
– Bu su, “gönül ateşi”nde ısınmış evladım. Senin işin tamamdır.

Share
56 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

7+8 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Yağ,sevgi yağışım, yağ!

    27 Haziran 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Dəli    külək    əsir .  Yağmur    öz    həzin    nəğməsini    damla - damla ürəyimin    hər    döyüntüsünə   köçürür .  Narın    damlaların    altında düşüncələrim ,  sanki    cilalanır , ruhum   rahatlıq    tapır .  Rüzgarları , yağmurları , bir   də   dənizi   çox   sevirəm . Yağmurlu    yollarda    adlaya - adlaya   yenə   də    ürəyim   SƏNİNLƏ həmsöhbət    olub .  Yenə   qəlbimdəki    təmiz    sevginin    al   şəfəqlərinə boyanıb,  həsrətli    yollarda    azıb    qalan   gözlərim .  Yollar ,  bəlkə  də SƏNİ    gözləməkdən     yorul...
  • KATAR, ORTADOĞU’NUN SARI ÖKÜZÜ OLMADI

    26 Haziran 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    Eski zamanların birinde bir otlakta öküz sürüsü yaşarmış. Yaşarmış yaşamalarına ama civardaki aslanlar bir türlü rahat bırakmazlarmış onları. Hemen her gün saldırırlarmış bu sürüye. Öküz dediğin öyle yabana atılır bir hayvan değil ki, bir araya toplandılar mı kolayca defetmesini bilirlermiş o koca aslanları. Gün geçtikçe aslanları almış bir kaygı. “Herhalde bize bu otlağı terk etmek düşüyor” demiş aslanlardan birisi. “Evet” diye tasdik etmiş diğerleri. “Nereye gideriz” diye düşünürlerken “Bir dakika” diye bir ses duymuşlar gerilerden. Herkes...
  • TEKRAR DÖNME ŞANSIN YOK!

    26 Haziran 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Sen… Ya karşılaştığın olaylar içinde, RASÛL’ün haber verdiği şekilde, kendi hakikatına yakışan bir biçimde, ilmin gereği olan davranışlar ortaya koyarak, hakikatına bir adım daha yaklaşacak; yakîninin meyvelerini derleyeceksin… Ya da… İlmi ve aklını bir yana koyup; şartlanmaların, ilkel değer yargıların, duyguların istikâmetinde davranışlar ortaya koyacak; sahiplik düşüncesi ve duygusuyla yaşamına yön verip, sonuçta pişmanlıkları oynayacaksın!. Boşa geçen, değerlendiremediğin zamanı, yapman gerekirken yapamadıklarını sonradan asla telâfi edem...
  • HZ.EBUBEKİR’İN VASİYETİ

    25 Haziran 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Hazret-i Ebu Bekrin vasiyeti Hazret-i Büreyde’den, edilir ki rivayet: O Server, bir gazadan, zaferle etti avdet.Vakta ki Medine’ye, sağ salim döndüğünde, Bir siyahi cariye, gelip durdu önünde. Dedi: (Ya Resulallah, adamış idim ki ben, Eğer sen, bu gazadan döner isen salimen, Avdet eylediğinde, huzuruna geleyim. Eğer izin verirsen, tef çalıp söyliyeyim.) O Server, cariyenin bu arzusunu duydu, (Eğer adadıysan çal, yoksa çalma!) buyurdu. (Adamıştım) diyerek cariye o Servere, Başladı huzurunda, tef çalıp...
UA-36507442-2