logo

AB’ye girmezsek ölmeyiz!


facebooktwitter
Yurdagül BEYOĞLU ATUN
yurdagulbeyoglu@hotmail.com

Türkiye’nin başına musallat edilen PKK belası, Ortadoğu’ya yönelik bir takım operasyonları gizli ajandasında tutan Batı’nın ‘bilinen’ ama görmezden gelinen çehresinin ürünü.

Zira Ortadoğu’yu karıştıran güçler uzun zamandır bölgenin lideri Türkiye üzerinde çeşitli planlar yapmakta. Bölgenin, nüfusunun tamamına yakını Müslüman ve fakat laik sistemi benimseyen tek ülkesi olmasının yanında, gerek Balkanlar’daki, gerek Ortadoğu’daki toprakların uzun bir dönem yönetimini elinde bulundurmuş Türkiye. Yüzümüzün Batı’ya dönük olması yanında inanç köklerimiz itibarıyla Doğu’nun ayrılmaz bir parçası durumunda bulunmamız Türkiye’yi kilit ülke haline getiriyor. Bir başka deyişle, Türkiye yeni oluşumun mihenk taşı. Dolayısıyla yeryüzü haritasını sil baştan ele almaya kararlı güçler, bu taşı yerinden oynatmaya niyetlenmiş gibi görünüyorlar. Türkiye bütün manevra alanları daraltılmak suretiyle, köşeye sıkıştırılmak isteniyor.  Bu ülkü doğrultusunda, Türkiye’yi farklı yöntemlerle etkisizleştirilme operasyonlarına maruz bırakan Batı, bununla da kalmıyor, etnik bölücülere kol kanat gererek, açık bir şekilde Türkiye’nin iç işlerine karışıyor.

Yeni bir şey değil Batının bize “hımmm” diyerek parmak sallaması. Kıbrıs’ı bahane ediyor, yasaları bahane ediyor, terörü bahane ediyor, basın özgürlüğünü bahane ediyor, ediyor da ediyor.

Bizim Avrupa Birliği (AB) hevesiniz batının bize istediklerini yaptırması için en güzel koz. “Şartlarım bu…” diyor. “Ya yaparsın, ya giremezsin…” Şartlar deyince, kimse bu şartları Avrupa ülkelerinde yaşayan insanların yaşam koşullarına erişme olarak algılamasın. Onların kastettiği şartlar, Kıbrıs konusunun siyaseten Rum koşul ve isteklerinde şekillenmesi, Türkiye’yi kana bulayan, nifak sokan PKK’ya karşı yumuşak olunması vs! Yani Türkiye’nin vatandaşlarına sağlık, eğitim, altyapı, barınma ve diğer sosyal koşullarda AB standartlarının çok üzerinde yaşam koşulları sunması, hem de bunları 10 yıl gibi kısa bir sürede içselleştirmesi hiç mi hiç önemli değil! Çünkü AB dedikleri, üç arşınlık Kıbrıs’taki bir avuç insanın, 5 bin yıllık tarihe sahip bir milleti oyum oyum oynattığı bir “Haçlı Birliği.” Yaşam şartları ve AB standartları açısından Türkiye’nin çeyreği kadar olamayan Hıristiyan ülkelerin üye yapılması da bunun en bariz göstergesi.

Yarın ne olur bilinmez. Zengin dediğiniz ülke fakirleşiyor, fakir dediğiniz -insan gücüyle- zenginleşiyor ancak bugünkü şartlarda Türkiye’yi alma niyetleri yok AB’ye. Bunu onlar da biliyor, biz de. Beş paralık kişilerin peşinden sürüklemenizin ince bir hesap ürünü olduğunun da farkındayız ama sabır sabır, bir yere kadar…

“Türkiye AB’ye, müzakereleri donduruyorum dese de, Türkiye düşmanı planladıkları ellerinde patlasa” demişliğim var çok kez. Hatta temenni… O anda yüz ifadelerini görmek istiyorum. Ellerinde paketlerle kalakalmalarını… “Limanlar ne olacak, Maraş ne olacak, PKK ne olacak, şu muhbirlik edenler ne olacak, pazarlığımız ne olacak..?”

Çok şükür; Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da canına tak etmiş olmalı ki AB’nin muafiyet için en önemli şartı olan Terörle Mücadele Yasası’ndaki terör tanımının değişmesi şartına kırmızı ışık yaktı. Erdoğan, AB’nin şart koştuğu Türk yasalarındaki terör tanımının değişmesi konusunda AB’ye “biz yolumuza, sen yoluna” restini çekti, Türk milletinin tüm hesapları gördüğünü ve saf olmadığını dosta düşmana gösterdi.

Avrupa’nın birçok ülkesini gezmiş biri olarak şunu söyleyebilirim; AB’ye girmezsek ölmeyiz. Sanırım Türkiyeli ve KKTC’li birçok siyasetçimiz de, dünyanın 5’ten büyük olduğunun, AB’nin kocadığının, ballı börek olmadığının ve en mühimi AB’nin bizi almaya niyeti olmadığının ancak bunu şantaj malzemesi olarak kullandığının farkında.

Etiketler:
Share
771 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

6+10 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
  • “Ayaq səsləri”- hər kəsin həyatından bir pay…

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

        “Ayaq səsləri” adlı psixoloji romanın bəlkədə müəllifdən sonra oxuduğu ilk insanam. Roman digər romanlardan fərqli olaraq öz həyat hekayəsi ilə fərqlənir. Hər şey elə müəllifin qeyd etdiyi” Məqsədə çatmaq üçün hər şeyə hazır olmalısan”, kəlməsindən başlayır desəm yanılmaram. Həyatın hər bir üzüylə zaman keçdikcə tanış oluruq. Ən çətin omür fəslimiz qocalıqdır desək yəqinki, bir çoxları məndən inciməz. Bir qadına aşiq olub,onu ömrünün sonuna kimi gözləmək hər sevənin həddi deyil. Elə ordaca illər əvvəl söz verdiyi skmayada əyləşm...
UA-36507442-2