logo

AB’de azınlık olmak


twitter
Prof.Dr.Ata ATUN
ata@kk.tc

KKTC’de yaşayan Kıbrıslı Türklerin belli bir kısmının “Çözüm” kelimesi ile başı dönmüş durumda. 1974 tarihinden beridir adada “Barış” ortamı yokmuş gibi “Çözüm”den sonra da “Barış”ın da geleceğinden bahsediyorlar ağızları dolu dolu. Pembe tablolar çiziyorlar hayallerinde.

Elimdeki “Dünya tarihi” ile ilgili birçok kaynak kitabı karıştırıyorum acaba kendileri egemen bir devlet iken, devletlerini fesh edip bir başka ırkın, milletin kurduğu başka bir yönetimin, krallığın, devletin veya da egemenin buyruğu altına girmeyi tercih etmiş bizden başka insanlar var mı diye.

Bula bula Onuncu yüzyılda kendi aralarında yıllarca sürmüş olan egemenlik çatışmasından yorgun düşmüş Sırp beylerinin bir araya gelip oy birliği ile komşu İskandinav beylerinden, tarihi isimleri ile Vareg’lerden kendilerini idare etmesini istediklerini buldum. Başka bir örnek yok. Filipinler de İkinci dünya savaşından sonra Amerikan mandası olmak istemiş ama bu sefere de ABD bu Filipinlilerin bu isteğini reddetmiş.

Şimdi de tarih, aramızdaki farklı düşüncede olan kişilerin, KKTC’yi lav edip Kıbrıs Rum idaresi altına azınlık olarak, daha doğrusu birazda çekici gelmesi için adına “Ayrıcalıklı Azınlık” denilen statü ile girmek amaçlı bitmeyen girişimlerinden dolayı bizleri de yazmaya hazırlanıyor.

Avrupa Birliği’nde ve de özellikle Helen dünyası içinde azınlık olmanın örnekleri birçok AB ülkesinde var.  Özellikle Yunanistan’da azınlık olarak yaşamak, hele de Türk azınlık olarak yaşamak, birçok insan haklarından zorla vazgeçirilmiş olarak yaşamak ile eşdeğer manada ve koşulda.

Geçen ay Yunanistan’da yapılan seçimlerde sosyalist temelli solcu Syriza Partisi, oyunu arttırıp çoğunluğa yakın oy almasına rağmen, aşırı sağcı ANEL ile koalisyon yapmak zorunda kaldı. Aralarındaki koalisyon anlaşması uyarınca Yunanistan’da yaşayan Arnavut, Bulgar, Slav ve kendilerine Türk denilmesi yasaklanmış Müslüman azınlıkların eğitim sistemi ANEL partisinin yönetimine verildi.

Batı Trakya’da yaşayan “Evlad-ı Fatihan” ların yani Osmanlı döneminde oraları fetheden Türklerin soyundan gelen kişilerin özgürce bölgede dolaşımları 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Anlaşması sonrasında yasaklanmıştı. Aradan geçen 70 seneden sonra yavaş yavaş bu kısıtlama kaldırılmaya başlandı. Batı Trakyalı kardeşlerimiz tam tabir ile 70 yıldan fazla bir zaman dilimi içinde adeta açık hava hapishanesinde yaşamak zorunda bırakıldı Yunanistan yönetimi tarafından. Evlerini tamir edemediler, satamadılar, yenisini alamadılar. Kurallar o denli hainceydi ki, bölge Türkleri gelişemesin diye, traktörü olana sivil araç kullanım izni, yani ehliyet verilmedi, otomobil veya kamyonu olana da traktör ehliyeti verilmedi. Otomobili olup da beni görmezler deyip acil nedenlerle traktör kullanana o denli ağır cezalar verdiler ki, ailelerin ocakları söndü.

Büyük uğraşlar neticesinde Türklere, daha doğrusu Müslüman Azınlıklara ait Ortaokul ve Liselerinde Cuma günleri Cuma namazı saatlerinde ders yapılmaması ve öğretmenler ile öğrencilerin Cuma namazına gitmeleri hakkı kazanılmıştı ancak geçen hafta SYRIZA-ANEL Koalisyon Hükümeti tarafından alınan bir kararla artık Cuma günleri öğleyin Müslüman öğrenciler, topluca Cuma namazını eda edebilmek için artık camiye gidemeyecek.

İnsan Haklarına duydukları saygıyı her ortamda dile getiren Avrupa Birliği üyesi Yunanistan hükümetinin aldığı “Dini özgürlüğü” kısıtlayan karar aynen bu. Yunanistan’ın maşrappası (Kıbrıs Türkçesindeki ikinci manası: Kuyruğu) konumundaki Kıbrıs Rum Hükümeti’nin, olası bir çözümden sonra, “Ayrıcalıklı azınlık” konumuna düşecek olan biz Kıbrıslı Türklere neler yapabilecekleri zaten tarihimizde var. 1963-1974 yılları arasında soykırım uygulamışlar, her türlü haktan mahrum ederek bizleri yok etmek yoluna gitmişlerdi…

Belli ki aynı mantık hala varlığını sürdürüyor, Yunanlıların ve Kıbrıslı Rumların beyninde…

Ata ATUN e-mail: ata.atun@atun.com veya  ata.atun@gmail.com

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

19 Ekim 2015

Etiketler:
Share
377 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+8 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Şehidin Son Mektubu

    27 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

    Bir Çanakkale Şehidinin Son Mektubu Valideciğim, Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi! Nasihat-amiz mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki, armut ağacının sayesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu, bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük dersler aldım. tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgara mukavemet edemeyerek eğilmes...
  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
UA-36507442-2