logo

” Millete koyun demenin bedeli %49.5!”


facebooktwittergoogle plus
Mehmet Zengin
Mehmetzengin16@hotmail.com

Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli siyasetçilerinden biri olarak gösterilen, şahsi kanaatime göre de en başarılısı olan Recep Tayyip Erdoğan’a karşı 2002’den bu yana girdikleri 5’i genel seçim,3’ü yerel seçim, biri referandum ve biri de Cumhurbaşkanlığı seçimi olmak üzere on seçimi de kaybeden siyasetçiler ve kendilerini Erdoğan düşmanlığında konumlandıranlar ,1 Kasım seçimlerinde bir kez daha hezimete uğradılar!

Tüm muhaliflerin işbirliğine rağmen %52’lik oy oranıyla ilk sivil Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan karşıtları yenildikçe öfkeleniyor, çirkefleşiyor, ahlak sınırlarını zorluyor, hatta çoğu kez aşıyor! Onca yenilginin sorumlusu olarak kendilerini değil de seçmeni görmeleri içine düştükleri çıkmazın en bariz göstergesidir.

Siyaseti okuyamayan; halkı, bunca deneyimlerine rağmen tanıyamayan veya tanımak istemeyen çevrelerin öz eleştiri yapmamalarını siyaset fukaralığı olarak görüyorum. Halkın 2002 yılından bu yana her girilen seçimde neden Erdoğan’a ve AK Parti’ye yüksek oranda oy verdiğini sorgulamayan, yenilginin analizini yapamayanlar elbette başarılı olmaları mümkün değildir.

Bunlar, başarısızlığın nedenlerini araştırmak, analizini yapmak şöyle dursun; başarısızlıklarını sosyal medya başta olmak üzere her türlü araç ve yöntem kullanılarak ülkenin ’52 oyu ile seçilmiş ilk sivil Cumhurbaşkanına, ailesinin diğer fertlerine ve O’na oy veren seçmene yönelik burada kaleme almaya dahi haya ettiğim ahlak dışı, edep dışı ifadelerde, hakaretlerde bulunarak örtbas etmeye yeltendiler. Devletin en tepesinde bulunan Cumhurun liderine 13 yıldır aralıksız itham ve hakaretlerde bulunan bu güruh son aylarda “diktatör”, “katil”, ”hırsız” gibi kavramları ağızlarına doladılar!

Geçmişte; Erdoğan’a karşı “Kemalizm” ve “Laiklik” kavramlarını öne çıkararak siyasi mücadeleye girişen muhaliflere halk prim vermedi. Yıllarca Atatürk’ü siyasi çıkarları için kullananlar geç te olsa hatalarını anladılar. Daha doğrusu onları yönlendiren üst aklın tavsiyesi üzerine bu yanlış söylemden uzaklaştılar. Milletin ortak değerlerini siyasi mücadele için araç yapmak yanlış bir stratejiydi. Bunun terk edilmesi her ne sebeple olursa olsun olumlu bir gelişmeydi siyaset hayatımız için.

Erdoğan muhaliflerinin son yıllardaki yeni stratejileri “ küfür, hakaret, yalan, iftira, siyasi linç, gözden düşürme” olmuştur. Bu yeni siyasi mücadele konsepti ile Erdoğan ‘tehlikesi’ bertaraf edilmek isteniyordu. Bu strateji uzun süre uygulandı. Uygulanmaya da devam ediliyor. Ancak bu strateji de fiyasko ile sonuçlandı. Erdoğan’ı ve AK Parti’yi halkın gözünden düşürmeyi başaramayan muhalifler, okları direkt halkın üzerine çevirme gafletinde bulundular. AK Parti’yi on seçimdir zaferden zafere taşıyan seçmene hakaretler yağdırdılar. “bidon kafalı”, “göbeğini kaşıyan”, “fahişe” ,”alçak” gibi yakışıksız benzetmelerde bulunma edepsizliğinde bulundular. 1 Kasım seçimleri öncesi Erdoğan düşmanlığıyla tanınan bir gazetenin  (1 Kasım 2015) tarihli nüshasının manşetinde beyin fotoğrafı kullanarak, “Oy kullanmaya giderken ‘beyninizi’ yanınıza almayı unutmayınız!” başlığını kullanarak seçmenlere ‘beyinsiz’ yakıştırması yapması acziyetlerinin ve nefretlerinin geldiği noktayı göstermesi bakımından çarpıcıydı!

On yıllardır ülkeyi askerle terbiye etmeye çalışan; korku, şiddet, baskı, yasak ve fail-i meçhullerle halkı dizayn eden çevreler egemenliklerini halka kaptırmalarını bir türlü hazmedemediler! Medya patronları, iş adamları, siyasetçiler ve askerlerden oluşan bu kesim son zamanlarda “Beyaz Türk”, “Ulusalcı” gibi kavramlarla tanımlanmaktadır. Halk arasında “elitist (seçkin)” diye tabir edilen çevrelerden oluşmaktaydı. Ülkenin siyasi geleceği, ‘ Küresel güçlerin yerli işbirlikçileri’ olarak adlandırdığım bu kesimlerden sorulurdu. Kimin iktidara gelip gelmeyeceğine bunlar karar verirdi. Halkın büyük çoğunluğu bunların refahı ve mutluluğu için çalışırdı. Kendi menfaatlerini devletin menfaatlerinden üstün görürlerdi. Devletin en önemli mevki ve makamları bu elitin hizmetindeydi. Devletin kaynakları bunların hizmetine sunulurdu. Halk ve demokrasi kavramları onlar için hiçbir şey ifade etmiyordu. Her iki kavramı da kendi çıkarları için bir araç olarak görüyorlardı. Halkın dinine, örf ve adetlerin, gelenek ve göreneklerine; giyim ve kuşamların düşman bir avuç elit milyonlarca vatandaşın istikbalini zehir etmiştir. Ülkeye zerre misali fayda sağlamayan bu zevatlar kendilerinin ve kendi nesillerinin istikbalini düşünerek planlamalar yapmışlardır. Ülkenin kalkınması, Milletin refahı ve sorunlarının çözümüne yönelik bir projeleri yoktu.

Kendi içine kapanmış bir devlet yapısı oluşturuldu. Bilinçli olarak ötelenen sorunlarını çözemeyen, Dünya’da ve çevresinde olup bitenle ilgilenmeyen… Emir alan bir Türkiye’yi bu Millete laik gören bu zihniyetin mensupları; saltanatlarını tehlikeye atacak liderlere ve partilere karşı tahammülleri olamazdı! Olmadı da! Bu halk düşmanlarına karşı ‘savaş’ başlatan ve ülkesini kalkındırmak, kabuğundan başını çıkarıp, güçlü bir devlet olma yolunda adımlar atan Menderes’i astılar. Özal’ı zehirlediler. Erbakan’ın siyasi hayatını 28 Şubat Post Modern Darbesi ile sona erdirdiler. Geçmişte bu liderlere reva gördüklerinin aynısını bugün Erdoğan’a yapmaya çalışıyorlar! Yıllardır Erdoğan’a ve O’na oy veren seçmene yönelik gösterdikleri tepki ve öfkenin arkasında yatan neden O’ndan kurtulamamış olmaları ve nihayetinde de ülkeyi eski yıllarda olduğu gibi babalarının çiftliği gibi yönetemiyor olmalarıdır!

Milletin tercihini kabullenemeyen, verdiği %49.5’lik oy nedeniyle seçmene yakışıksız ifadelerde bulunanlardan bazıları yedikleri Osmanlı tokadının etkisiyle ‘barış mektupları’ yayınladı. Kimi de ‘fabrika ayarlarına’ dönme kararı aldı. Bir diğeri de bundan böyle AK Parti’nin doğru yaptıklarını da yazacağını taahüt etti. Yıllardır Erdoğan düşmanlığı paralelliğinde yayın yapan ve tüm mesaisini O’nu alt etmek için harcayanların bu ‘barış’ söylemlerine inanmalı mıyız? Elbette hayır! Bu söylem değişikliğin tek nedeni, yedikleri tokadın etkisidir! Uzatılan ‘barış çubuğunun’ anlamı, güçlü AK Parti Hükümeti’nin gazabından korunmaktır.

Yazımın son bölümünde bu arkadaşlara acizane bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Bugüne kadar uyguladığınız hakaret, küfür ve kavga vb. metotların bir işe yaramadığını gördünüz. Halkın % 52’sinin seçtiği Sayın Erdoğan’la uğraşmaktan vazgeçin. Halkı, yaptığı tercihten dolayı eleştirmeyin, saygı gösterin. Halka karşı yakışıksız ifadelerde bulunmayın. Halkın neden Erdoğan’ı sevdiğini anlamaya çalışın.

O çok nefret ettiğiniz Erdoğan’dan kurtulmak istiyorsanız, O’ndan çok daha fazlasını yapmalısınız. O’nun yaptığı gibi halkınızla iç içe olun. Ülkenizin kalkınması için projeler üretin. Dış mihrakların çıkarlarını değil Milletinizin çıkarlarını esas alın. Halkla ve onun seçtikleri ile stratejik nedenlerden dolayı değil, samimiyetle barışın….

İşte bunları yapma cesaretini gösterebilir, kendinizi dönüştürebilirseniz belki O’ndan kurtulabilirsin! Aksi takdirde daha çok bedel ödersiniz!

Benden söylemesi!

MEHMET ZENGİN

06/11/2015

Etiketler:
Share
731 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

1+2 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

#

” Millete koyun demenin bedeli %49.5!”” için 2 Yorum

  1. Ali : diyor ki:

    Çok doğru tespitlerde bulundunuz..Aynen katılıyorum. Elinize sağlık…

  2. Cihan : diyor ki:

    Analizinize aynen katılıyorum. Millete saygısı olmayanların halkta bir karşılığı olmaz. Halkın değerleri ile kavga edenler hüsran yaşamaya devam ederler!!

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
  • “Ayaq səsləri”- hər kəsin həyatından bir pay…

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

        “Ayaq səsləri” adlı psixoloji romanın bəlkədə müəllifdən sonra oxuduğu ilk insanam. Roman digər romanlardan fərqli olaraq öz həyat hekayəsi ilə fərqlənir. Hər şey elə müəllifin qeyd etdiyi” Məqsədə çatmaq üçün hər şeyə hazır olmalısan”, kəlməsindən başlayır desəm yanılmaram. Həyatın hər bir üzüylə zaman keçdikcə tanış oluruq. Ən çətin omür fəslimiz qocalıqdır desək yəqinki, bir çoxları məndən inciməz. Bir qadına aşiq olub,onu ömrünün sonuna kimi gözləmək hər sevənin həddi deyil. Elə ordaca illər əvvəl söz verdiyi skmayada əyləşm...
UA-36507442-2