logo

reklam

41 Yıldır Büyüyemeyen Yavru (2)


twitter
Prof.Dr.Ata ATUN
ata@kk.tc

41 yıldır büyümeyen ve yan gelip yatmaktan başka hiçbir şey yapmamış olan yavru, içinden “acaba anamın boğazından kesip benim için yaptığı daha başka yerler de var mı” diye geçirmiş ve Aksaçlı adamı da yanına alarak başlamış dolaşmaya.

Üzerinde “Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi” diye yazan bir binanın önünden geçerlerken, anlatmaya başlamış Aksaçlı adam; “Lefkoşa’da hastaneyle ilk tanıştığımda, hastane Rum tarafındaydı. 1963 yılının Aralık ayının soğuk bir gecesinde Rumların saldırıları ile başlayan çatışmalar sonrasında sayıları önce onları, sonra da yüzleri bulan Kıbrıslı Türk hastalar ve şehitler Lefkoşa’ya gönderilmeye başlayınca, Lefkoşa’da Suriçinde iki katlı bir binayı hastane yapmak zorunda kalmıştı, adı –Genel Komite- olan dönemin idaresi. Elde ne ilaç vardı, ne gerekli ameliyat aletleri, ne yatak, ne çarşaf, ne de yorgan.

Paramız, pulumuz, yiyeceğimiz, içeceğimiz de yoktu oğlum. Rumların saldırısına uğrayan köylerde kalan Kıbrıslı Türklerden canını kurtarmayı başarabilenlerin çoğu Lefkoşa’ya kadar canlı olarak gelebilme şansına eriştiler. Aralarında Lefkoşa’da akrabaları olanlar onların evlerindeki bir odaya yerleşirken, büyük çoğunluğu kalacakları yerleri olmadığı için sinema, fabrika, ambar gibi yerlere topluca yerleştirildiler. Ne içecek suları vardı, ne tuvaletleri, ne banyoları, ne de yemeklerini pişirecek mutfakları… İlk günlerde, göçmenlerin yemekleri Mücahitlerin yemeklerinin pişirildiği yerden geliyordu. Elde bir şey yoktu ki… Rumlarla savaşan mücahitlerin boğazından kesip, göçmenlere de vermeye çalışıyordu yöneticiler.

Allah’tan şu karşı kıyıda oturan anamız, diğer çocuklarının boğazından kestikleri ile bize çadır, battaniye, her tür yiyecek, giyecek ve para gönderdi de açlıktan, soğuktan, dahası ölmekten kurtulduk. Zaten anamız bizi bağrına basmayıp kaderimize terk etseydi, Rum’un kurşunundan ziyade, soğuktan ve açlıktan ölecekti birçoğumuz. Hiçbir Türk de kalamayacaktı bu adada. Ya göç edecekti hemen öldürülmemek için, ya da Rum’un kurşununa hedef olacaktı. İkisinden başka bir seçenek de olamazdı zaten o günlerde. Anamız yanımızda olmasaydı ada boşalacaktı oğlum…”

Ak saçlı adam bir kez daha baktı Doktor Burhan Nalbantoğlu Hastanesine ve aklına o sıkıntılı günlerin acı hatıraları geldi, başladı mırıldanmaya, “Lefkoşa’daki tüm doktorlar ve sağlık personeli bu iki katlı binada toplanmıştı ama elde ilaç, alet-edevat olmadığı için pek de verimli olamıyorlardı.

Adada barışı sağlamak için yetkilendirilen İngiliz Alayından yardım istediler önce, biraz olsun ilaç ve ameliyat yapabilecekleri alet edevat sağlamaları veya da verebilmeleri için. Zaten sayıları bir elin parmağını geçmeyen Türk doktorların küçük klinik veya muayenehanelerinde olan ilaçlar daha ilk günden bitmiş, aletler de hastaneye taşınmıştı.

Neyse ki karşı kıyıdaki anamız, ne gerekli ise hemen kendi çocuklarından toparlamış ve bir şekilde hastanemize yetiştirmeyi başarmıştı. Zaten onun gönderdiği ilaçlar ve bir yaralıyı hayata döndürmek için gerekli olan her tür tıbbi alet ve makineler olmasaydı, hastanemizdeki kayıplar çok büyük boyutlarda olacaktı. Yavaş yavaş yoluna girdi hastane anamızın desteği ile.

20 Temmuz 1974 günü analı oğullu omuz omuza verip, komşu çocuklarını anaları ile birlikte buralardan attıktan birkaç yıl sonra anamızın kaldığı evin reisi, Allah’tan dönemin en gözde hastanelerinden birisi olan Hacettepe üniversitesinin ve hastanesinin, tüm binalarını yapan ve çalışır halde teslim eden Tepe İnşaatı görevlendirdi ve parasını verdi de, onlar da gelip bu yeni hastaneyi yaptılar. Tepe inşaat gelmeseydi ve iş bize kalsaydı, yıllar geçerdi ama biz de hala daha Lefkoşa Surlariçindeki hastanede şifa arıyor olurduk oğlum…”

Soluklandı ve konuşmasına ara verdi…  (Devam edecek)

Ata ATUN e-mail: ata.atun@gmail.com veya ata.atun@atun.com

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

4 Mayıs 2015

Share
315 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+4 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • CHP’Lİ KARDEŞİM ANLAŞILMIYOR MU? BİZ NİYE‘EVET’ DEMELİYİZ?

    23 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    VATAN,MİLLET,BAYRAK SEVDALISI CHP'Lİ KARDEŞİM ANLAŞILMIYOR MU? BİZ NİYE‘EVET’ DEMELİYİZ? Milletin verdiği mesajı almamakta, anlamamakta direnen kimileri de girdikleri çıkmaz sokaktan bir türlü çıkamıyorlar. Ana muhalefet demeye bin şahit isteyen CHP'nin durumu bir taraftan trajik, bir taraftan komik. Parti mi, Bremen mızıkacıları mı belli değil. Her kafadan ayrı bir ses çıkıyor Yalan üretmekte mahir olanlar ülke meselelilerin sahiplenmek yerine ‘HAYIR’ çetesine katılmayı matah bilip teröre-emperyalizme göz kırpmaktan vaaz geçmiyorlar. 'Ha...
  • ASLINDA HEPİMİZİN DÖRT EŞİ VAR

    22 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    ASLINDA HEPİMİZİN DÖRT EŞİ VAR Bir zamanlar büyük ve güçlü bir ülkeyi yöneten bir kral ve dört eşi varmış. Kral en çok dördüncü eşini sever, bir dediğini iki etmez, herşeyin en güzelini ve en iyisini ona verirmiş. Kral üçüncü eşini de çok severmiş. Bu güzelliğin bir gün kendisini terk edebileceğinden korktuğu için onu çok kıskanır ve üzerine titrermiş. Kral ikinci eşini de çok severmiş. Kendisine karşı her zaman iyi ve sabırlı davranan eşi, ne zaman bir derdi olsa daima onu yanında bulunur, sorunun çözümünde ona destek verirmiş. Kraliçe ...
  • Yapılan Köprüler “Deli Dumrul” Köprüsü mü? (!)

    21 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET, SÜRMANŞET

    Hani bir hikâye vardır; zamanın birinde Deli Dumrul isminde biri, bir akarsuyun üzerine köprü yaptırır ve bu köprüden geçenden 5 akçe, geçmeyenden de döve döve zorla 10 akçe alırmış. Şimdi de birileri; “yapılan köprüler gereksiz, zarar ediyor, geçmediğimiz köprünün parasını ödüyoruz, bunlar Deli Dumrul köprüsü” gibi ifadeler kullanmakta… Daha önce Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim Köprüleri için yapılan bu trajı-komik eleştiriler, şimdi de geçtiğimiz günlerde temeli atılan “Çanakkale 1915 Köprüsü” için dile getirilmekte... Yap İşlet Devret...
  • CÖMERTLİĞİN BÖYLESİ

    21 Mart 2017 KÖŞE YAZARLARI

    CÖMERTLİĞİN BÖYLESİ Bir gün, hazret-i Ebu Bekir ile hazret-i Ali mescid-i şerifte oturuyorlardı. O esnada biri girdi içeri. Ancak hazret-i Ali’yi görünce adamın rengi kaçtı birden. Mahcup bir vaziyette çöküverdi oracığa. Hazret-i Ebu Bekir, merakla hazret-i Ali’ye döndü: - Ya Ali! Şu adamı tanıyor musun? - Evet, tanıyorum. - Seni görünce mahcup oldu. Acaba neden dersin? Aliyyül Mürteza tahmin etmişti: - Bana borcu var. Belki ondandır. Hazret-i Ebu Bekir kalktı ve gitti o adamın yanına: - Hayırdır, neyin var senin? - Yok bir şey ...
UA-36507442-2