logo

21 Aralık 1963 (8)


twitter
Prof.Dr.Ata ATUN
ata@kk.tc

Önce, yeni gelen kitapları iyice karıştırmış, sonra da neredeyse hepsini ezbere bildiğim bir sene evvel ve çok daha önceleri gelmiş kitaplara tek tek göz attıktan sonra gözüme kestiklerimi alıp Kemal beye 2 şilin ödemek üzere kasa olarak kullanılan bankoya yöneldim. O dönemde 2 şilin iyi bir paraydı. Sarayönü’ndeki seyyar sandviççilerden bolibifli (kutu eti) sandviç ve bir bardak ayran bir şiline, yani 10 Kıbrıs kuruşuna alınabiliyordu. 20 sigaralık bir paket Craven A de sanırım 12 kuruştu.

Kemal beyin kitabevinde kasa olarak kullanılan bankonun hemen yanında da Cumhuriyet sokağa açılan 2’nci bir kapı yer almaktaydı. Genelde kitabevine giriş Mecidiye Sokak’taki kapıdan yapılır, çıkış da Cumhuriyet sokağa açılan kapıdan olurdu. Günümüz kavramlarına göre küçük, o günün koşul ve anlayışına göre de büyük bir dükkandı Kemal beyin sahibi olduğu kitabevi. Neredeyse başka hiçbir dükkanda böylesi, biri giriş, diğeri de çıkış için kullanılan iki kapı bulunmamaktaydı.

Kitaplarımın parasını ödedikten sonra Cumhuriyet Sokağa açılan kapıya yöneldim. Kapıdan yola üç basamaklı bir merdiven ile inilmekteydi. Adımımı dışarı atar atmaz da yaşamın bir başka yüzüyle karşı karşıya geldim ve benim için de “hayatımın ilk büyük deneyimi” diyebileceğim bir olayla karşılaştım.

Kafam yeni aldığım kitabın içine adeta düşmüş gibi satın aldığım kitabın sayfalarını merdivenin ilk basamağında durup karıştırırken önce adeta haykırır gibi bir ses duydum. “Be İsmail Bedasi” diye birine sesleniyordu bağıran adam. Adı Cumhuriyet sokak olan yolda, o saatlerde en fazla üç-dört kişi bulunmaktaydı. “Be İsmail Bedasi” diye seslenen adamın yanında birisi daha vardı ve bana göre yaklaşık sekiz-dokuz metre sağ tarafımda, yolun da Kemal beyin kitabevinin olduğu tarafından bana doğru yürümekteydiler veya durmaktaydılar. Adının “İsmail Arif Bedasi”, lakabının da “Galeci” olduğunu sonradan öğrendiğim adam ise bana daha yakındı ve iki-üç metre sağ tarafımda yolun ortasında, yüzü Mecidiye sokağa taraf dönük yürümekteydi.

İsmail Arif Bedasi kurşuni renkli bir pantolon giyiyordu. Gömleğinin rengini hatırlamıyorum ama sanırım beyazdı ve kısa kolluydu. Kendisine seslenen adamların her ikisi de, genelde İngiliz askerlerinin yazın giydiği, etrafı çepeçevre yuvarlak ve kenarları aşağı doğru sarkan, genelde güneş altında çalışan işçilerin, çiftçilerin veya da ava giden kişilerin giydiği haki renkli bez şapkalardan giyiyorlardı. Pantolon ve gömlek renklerini nedense hiç hatırlamıyorum. Net olarak hatırladığım her ikisinin de bıyıkları olduğu idi. Her ikisinin de bıyıkları siyah renkli, dudakları üzerinde ince bir çizgi şeklindeydi. Herhalde dönemin gençleri arasındaki modaydı o tarz bıyık bırakmak. Yüzlerini ise net olarak görememiştim ve kendimi çok zorlamama rağmen hiçbir zaman da gözümün önüne net olarak gelmedi bu iki kişinin yüzü. Biri orta, diğeri kısa boyluydu.

İsmail Bedasi kendisine kimin seslendiğini görmek için geri döndüğünde yan yana duran iki adamdan bir tanesi, nereden çıkarttığını göremediğim silahı kendisine doğrulttu ve ateş etti. Bedasi “Ah vuruldum” diyerek Mecidiye sokağa doğru dönüp oradan uzaklaşmak için hamle

yapmak isteyince bir el daha ateş etti ve sağ kalçasından vurdu kendisini. Sonra bir el daha ateş etti…

İsmail Bedasi olduğu yere, yolun ortasına yan dönerek yüzükoyun yıkıldı kaldı. Başı asfaltın ortasında sağa dönüktü. Vücudu ise arka sağ cebinden ve ön kısmından nereden çıktığını bilemediğim bir yerden asfalta kan akmaya başlamıştı. O an mı ölmüştü yoksa biraz can çekişip sonra mı ölmüştü hiç hatırlamıyorum. Zaten şok olmuştum… (devam edecek)

Ata ATUN e-mail: ata.atun@atun.com veya  ata.atun@gmail.com

http://www.ataatun.org

Facebook: Ata Atun

http://www.twitter.com/ataatun

6 Ocak 2016

Share
318 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

6+5 = ?

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

      Ülkemizdeki basın mensuplarının günü olan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı kutlu olsun. Basın mensuplarımız yeri geliyor bir savaşın ortasına giriyor, yeri geliyor soğuk bir kış gününde saatlerce çekim yapmak zorunda kalıyor; bu gün zor şartlar altında çalışan basın mensuplarının günü.24 Temmuz 1908 tarihinde Türk Basınında sansürün kaldırılması nedeniyle, her yıl 24 Temmuz günü "Gazeteciler ve Basın Bayramı" olarak kutlanıyor. Günümüzde her insanın bilgiye ulaşma, doğruları öğrenebilme ve kendi fikirlerini ifade edebilme özgürl...
  • “Bozulan Almanya ilişkilerinin perde arkası ve Batı’da bir Türkiye dostu”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI, MANŞET

    "Türkiye-Almanya ‘dostluğunun’ tarihsel gelişimi" Türkiye-Almanya ilişkileri yaklaşık olarak 250 yılı aşkın bir geçmişe sahip.İlişkilerin başlangıcı 1761 tarihinde Prusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan “Dostluk, Gemicilik ve Ticaret Antlaşması” ile başladığı düşünülmektedir. Bu süreç içerisinde Türkiye ile Almanya arasında doğrudan bir savaş yaşanmamış. İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve Osmanlı devletince satın alınan  “Gobel ve Braslav” adlı iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli" isimler...
  • “DƏMİR BARMAQLIQLAR”

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

     O, dünyanın ən qəribə həbsxanasıdır. Bəli, ən qəribə... Çünki hökmü məhbusunun əli ilə imzalanır. Hakimi də elə dustaqının özü olur. Nəticədə, bir insan HAKİM, MÜTTƏHİM və VƏKİL qisminə bölünərək, öz-özlüyündə haçalanır. Qurulan məhkəmədə hər üçünün də nitqində həqiqət danışır. Acınacaqlısı odur ki, hər biri söylədiklərində haqlıdır. "HAKİM" verdiyi qərarında, "MÜTTƏHİM" etiraflarında, "MÜDAFİƏÇİ" isə qurbanın müdafiəsində doğru və yalnışları göstərməyə çalışır, hər kəsə. ŞAHİD isə susur. Üzündəki istehza ifadələri ilə izləyir, üçtərəfli dialo...
  • “Ayaq səsləri”- hər kəsin həyatından bir pay…

    24 Temmuz 2017 KÖŞE YAZARLARI

        “Ayaq səsləri” adlı psixoloji romanın bəlkədə müəllifdən sonra oxuduğu ilk insanam. Roman digər romanlardan fərqli olaraq öz həyat hekayəsi ilə fərqlənir. Hər şey elə müəllifin qeyd etdiyi” Məqsədə çatmaq üçün hər şeyə hazır olmalısan”, kəlməsindən başlayır desəm yanılmaram. Həyatın hər bir üzüylə zaman keçdikcə tanış oluruq. Ən çətin omür fəslimiz qocalıqdır desək yəqinki, bir çoxları məndən inciməz. Bir qadına aşiq olub,onu ömrünün sonuna kimi gözləmək hər sevənin həddi deyil. Elə ordaca illər əvvəl söz verdiyi skmayada əyləşm...
UA-36507442-2